Mahkemesi :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi......
Dava, 14.12.1983-31.12.1997 tarihleri arasında davalı işyerinde, dikim ve teraslama işlerinde geçen çalışmaların tespiti istemine ilişkindir.
Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1- Dava dilekçesinde, temsilcide hata yapılarak ... hasım olarak gösterilmiş ise de; amaç, ..... dava etmek olduğundan ve ...vekili tarafından dava takip edildiğinden, davanın aynı teşkilat içindeki bir alt birime yöneltilmesindeki bu yanlışlık bozma sebebi yapılmamıştır.
2- Öncelikle, 6100 sayılı HMK'nın "Hakimin davayı aydınlatma ödevi" başlıklı 31. maddesi kapsamında, davacının talebinin, 01.01.1981 tarihinden itibaren mi yoksa 14.12.1983-31.12.1997 dönemine ilişkin mi olduğu hususu açıklığa kavuşturulmalıdır.
506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi hükmüne göre; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. 506 sayılı Kanunun kabul edilip yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanunun 5. maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanunun 3. maddesiyle yeniden beş yıl olarak belirlenmiştir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir.
Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi, yada, çalışmaların Kurumca
./..
-2-
tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihide kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır .
Bu yasal düzenleme ve açıklamalar ışığı altında, inceleme konusu dava değerlendirildiğinde; işe giriş bildirgesi öncesine ait dönem bakımından, şayet, çalışmanın kesintisiz olduğu anlaşılır ise, davacının çalışmanın sona erdiğinin iddia edildiği yılın sonu olan 31.12.1997 tarihinden itibaren 5 yıllık süre sonrasında açıldığı ve hak düşürücü sürenin geçtiğine karar vermek gerekecektir. Ancak, davalı işyeri tarafından düzenlenmiş ve hak düşürücü süre içinde Kuruma intikal etmiş 01.12.1983, 01.3.1984 tarihli işe giriş bildirgeleri ve devamında bildirilmiş hizmetler dikkate alındığında, 01.12.1983 sonrası dönem hakkında hak düşürücü süre geçmemiştir.
Mahkemece yapılacak iş, öncelikle, talebin ilişkin olduğu dönemi belirlemek, sonrasında hak düşürücü süre geçmeyen dönem bakımından işin esasına girerek, her türlü delil ile ispatı mümkün hizmet tespiti davasını sonuçlandırmak, bu yönde yapılacak değerlendirmede, mevsimlik çalışmanın/çalışmaların varlığının belirlenmesi halinde, çalışma dönemleri arasında hizmet akdinin askıda olduğu kabul edilerek, yine, hak düşürücü süreden bahsedilemeyeceğini gözeterek, karar vermektir.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece, eksik inceleme ve yanılglı değerlendirme sonucu istemin reddine karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma sebebidir.
O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 17.09.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
..........