Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı ... Başkanlığı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1479 sayılı Kanun hükümleri gereğince 03.05.1995 – 22.12.1997 tarihleri arasında zorunlu, 22.12.1997 – 30.11.2004 döneminde isteğe bağlı sigortalılığı bulunan davacının 28.04.2011 günü davalı Kuruma başvurarak hizmet birleştirmesi istemesi üzerine, 1986 – 1998 döneminde ve 14.07.2005 tarihinden itibaren süregelen 506 sayılı Kanuna tabi zorunlu sigortalılığı dikkate alınarak çakışma nedeniyle Bağ – Kur sigortalılığının 03.05.1995 – 22.12.1997 döneminde zorunlu, 22.12.1997 - 31.08.1998 ve 01.01.1999 – 13.07.2005 tarihleri arasında isteğe bağlı olacak şekilde yeniden belirlenip iptale bağlı yersiz karşılandığı ileri sürülen sağlık hizmet bedelleri yönünden borç tahakkuk ettirildiği anlaşılmakta olup zamanaşımı definde bulunmayan sigortalı tarafından açılan davada mahkemece yapılan yargılamada borcun zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle istem talep gibi hüküm altına alınmıştır.
Alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması nedeniyle dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eden zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip onu eksik borca dönüştürmekte ve alacağın dava edilebilme (istenilebilme) özelliğini ortadan kaldırmaktadır. Bu şekliyle maddi hukuk kurumu olmayan zamanaşımı, borcu doğuran, değiştiren ortadan kaldıran bir olgu özelliğini taşımamaktadır ve doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bunun sonucu olarak da borçlunun böyle bir olgunun var olduğunu, yasal süresinde yönteme uygun olarak ileri sürmesi gerekmekte olup bu husus yargılamayı yapan hakim tarafından kendiliğinden göz önünde tutulamaz. Şu durumda zamanaşımı savunması ileri sürülmedikçe, istemin konusu olan hakkın var olduğu ve kabulüne karar verilmesinde hukuksal ve yasal bir engel bulunmamaktadır.
1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda yazılı, sözlü, basit ve seri olmak üzere dört yargılama yöntemi öngörülmesine karşın 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe girerek anılan Kanunu ilga eden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda
yazılı ve basit yargılama usulleri düzenlenmiş olup bir davada hangi yargılama yönteminin uygulanacağı, uyuşmazlığın niteliği veya görevli mahkemeye göre belirlenmektedir. 1479 sayılı Kanunun 70. maddesinde, bu Kanunun uygulanmasından doğan uzlaşmazlıkların yetkili iş mahkemelerinde veya bu davalara bakmakla görevli mahkemelerde görüleceği belirtilmiş, 5510 sayılı Kanunun 101. maddesinde, bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan durumlarda, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıkların iş mahkemelerinde görüleceği açıklanmış, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 7. maddesinde, iş mahkemelerinde sözlü yargılama usulünün uygulanacağı bildirilmiş, 6100 sayılı Kanunun 447. maddesinde, diğer kanunların sözlü veya seri yargılama yöntemine yollamada bulunduğu durumlarda, bu Kanunun basit yargılama usulü ile ilgili hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüş olmakla, şu durumda iş mahkemelerinde basit yargılama yönteminin izlenmesi gerekmektedir. Vurgulanmalıdır ki 6100 sayılı Kanunun 319. maddesinde, basit yargılama yöntemine tabi davalarda iddianın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağının dava açılmasıyla, savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağının cevap dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başlayacağı da hüküm altına alınmıştır.
Yukarıdaki yasal düzenlemeler ve açıklamalar ışığında 19.03.2012 tarihinde açılan basit yargılama yöntemine tabi dava değerlendirildiğinde; borcu ortadan kaldırmamakla birlikte bunu ileri süren tarafa borcu yerine getirmekten kaçınma yetkisi veren zamanaşımı definin mahkemece kendiliğinden gözetilmeyip yasal süresinde ileri sürülmesi gerektiği belirgin bulunmakla, uyuşmazlığın esasına girilerek tüm kanıtlar toplandıktan, özellikle sağlık sigortasına ilişkin primlerin yatırılıp yatırılmadığı açıklıkla ortaya konulduktan sonra elde edilecek sonuca göre hüküm kurulması gerekirken, mahkemece eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu, ileri sürülmeyen zamanaşımı define dayanılarak istemin aynen karar altına alınması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
S O N U Ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 12.09.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy