Mahkemesi :İş Mahkemesi
Rücuan tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; ilâmda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi ... dışındaki taraflarca istenilmesi ve .... vekilince de duruşma talep edilmesi üzerine, dosya incelenerek, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 01.10.2013 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü duruşmalı temyiz eden davalı adına Av. ... ile karşı taraf adına Av. Adnan Başkan geldiler. Temyiz eden davalı .... adına Av. ... geldi. Diğer davalılar adlarına gelen olmadı. Duruşmaya başlanarak, hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
1-Dava; 14.12.2004 tarihli iş kazasında, ölen sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirler ile yapılan masrafların tahsili istemine ilişkin olup, 5510 sayılı Kanunun 21. maddesiyle yeniden getirilen “sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı” tazmin hükmünün, 5510 sayılı Kanunun yürürlüğü öncesinde gerçekleşen iş kazalarından kaynaklanan rücuan tazminat davalarında uygulanmasına olanak veren bir düzenleme bulunmadığı gözetildiğinde, davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasanın 10, 26 ve 87. maddeleridir.
506 sayılı Kanunun 9. maddesi; “'işveren çalıştıracağı kimseleri, işe başlatmadan önce örneği Kurumca hazırlanacak işe giriş bildirgeleriyle Kuruma doğrudan bildirmekle veya bu belgeleri iadeli-taahhütlü olarak göndermekle yükümlüdür. İnşaat işyerlerinde işe başlatılacak kimseler için işe başlatıldığı gün Kuruma veya iadeli-taahhütlü olarak postaya verilen işe giriş bildirgeleri ile Kuruma
ilk defa işyeri bildirgesi verilen işyerlerinde işe alınan işçiler için en geç bir ay içinde Kuruma verilen veya iadeli-taahhütlü olarak gönderilen işe giriş bildirgeleri de süresi içinde verilmiş sayılır.
Dışişleri Bakanlığının sigortalı olarak yurtdışı göreve atanan personeli için işe giriş bildirgeleri ise, Kuruma en geç üç ay içinde gönderilir. '' hükmünü içermektedir.
Anılan Kanunun 10. maddesine göre ise, 9. maddede öngörülen işe giriş bildirgesini süresinde Kuruma intikal ettirmeyen işverenler hakkında 26. maddede öngörülen sorumluluk halleri aranmaksızın, zararlandırıcı sigorta olayı nedeniyle Kurum tarafından bağlanan gelir ve harcamanın işverenden tahsil edileceğini düzenlemiştir. Yani, davalı işverenin 506 sayılı Kanunun 25.08.1999 tarih ve 4447 sayılı Kanunun 2. maddesiyle değiştirilen ve 08.09.1999 tarihinden itibaren yürürlüğe giren 9 ve 10. maddesi hükmüne göre rücu alacağından sorumluluğu için; işe giriş bildirgesinin sigortalının, işe başlatılmasından önce verilmemiş olması ve zararlandırıcı sigorta olayının da işe giriş bildirgesinin kuruma verilmesinden önce meydana gelmesi gerekir.
Davanın 506 sayılı Kanunun 10. ve 26. maddelerine dayanılarak açılması halinde; mahkemece her iki maddede öngörülen koşulların oluşup oluşmadığının araştırılıp saptanması gerekir. Her iki madde koşullarının oluştuğunun tespiti halinde Dairemizin yerleşmiş görüşüne göre, 10.maddenin, uygulama önceliğinin bulunmaktadır. Somut olayda 10.madde koşullarının oluşup oluşmadığı araştırılmamıştır.
Mahkemece; yukarıda belirtilen ve Hukuk Genel Kurulunun 19.03.2008 tarih 2008/10-254 E, 266 K sayılı kararlarında da açıklanan bu yön öncelikle araştırılarak, koşulların oluştuğunun anlaşılması halinde, tarafların kusur oranı gözetilmeksizin belirlenen ilk peşin sermaye değeri ve masraftan oluşan Kurum zararından, dava tarihinde yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 43-44. maddeleri (6098 sayılı ... Borçlar Kanununun 51-52. maddeleri ) uyarınca sigortalının kusurunun %50'sinden az olmamak üzere hakkaniyet indirimi yapılarak, davalıların 10 ve 26. Maddeler gereği sorumlu olacağı miktar belirlenerek hasıl olacak sonuca göre karar verilmelidir.
2-İşletmesi ...... A.Ş.’ne ait olan limana getirilen, Erdemir A.Ş.’ne ait boruların yükleme işinin ..... İnş. Tek. Am. Rek. Ve Liman Hiz. San. Ve Tic. A.Ş., taşınması işinin ... Nak. İnş. Oto. Taah. Tur. İth. İhr. .....arafından yapıldığı, kamyona yükleme işinin yapıldığı sırada taşıma işinde görevli kamyon şoförü olan İsmail Gürel’in kamyondan düşerek vefat ettiği, Mahkemece; olayda kazalının %40,....… A.Ş.’nin %25, ...… Ltd. Şti.’nin %10 kusurlu olduğu kabul edilerek davanın kısmen kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır.
506 sayılı Yasanın 87. maddesinde; “Sigortalılar üçüncü bir kişinin aracılığı ile işe girmiş ve bununla sözleşme yapmış olsalar bile, bu kanunun iş verene yüklediği ödevlerden dolayı, aracı olan üçüncü kişi ile birlikte asıl işveren de sorumludur. Bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde işverenden iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran üçüncü kişiye aracı denir.” hükmünü içermekte olup, bu hüküm ile asıl işverenin sorumluluğunun kapsamı belirlenmeye çalışılmıştır.
Aracıdan söz edebilmek ve asıl işvereni, aracının borçlarından ötürü sorumlu tutabilmek için, maddenin tanımından ortaya çıkan bir takım zorunlu unsurlar bulunmaktadır.
Asıl işveren alt işveren ilişkisinin varlığı için öncelikle işin başka bir işverenden alınmış olması, bir başka ifade ile asıl işverenin işverenlik sıfatına devredilen iş dolayısıyla sahip olması, asıl işyeri yada işyerinden sayılan yerlerde kendi adına işçi çalıştırıyor olması gerekir.
İşin belirli bir bölümünde değil de tamamının bir bütün halinde yada bölümlere ayrılarak başkalarına devredildiği, işten bu yolla tamamen el çekildiği, sigortalı çalıştırılmadığı için işveren sıfatına haiz olunmadığı durumda ise, bunları devralan kişiler alt işveren, devredenlerde asıl işveren olarak nitelendirilemeyecektir.
Aracı sıfatının kazanılmasında diğer koşullar ise, asıl işverenden istenilen işin, asıl iş yada işyeriyle ilgili işin bir bölümünde veya işyeri eklentilerinde alınmış olması ve bu işte işi alanın kendi işçilerinin çalıştırılması ve bu nedenle de işveren sıfatına sahip olunmasıdır.
Davalı ...ye ait yükün taşınması işi ...…Ltd. Şti.’ne verilmiş olup, yapılan işin kapsamı ve niteliği gözetildiğinde, taraflar arasında 506 sayılı Yasanın 87. maddesi hükmüne göre asıl işveren-alt işverenlik ilişkisinin olmadığı, işin istisna akdi ile verildiği belirgin olup, asıl işveren sıfatı olduğundan bahisle kusurlu olduğundan söz edilemez.
Her ne kadar, sigortalının hak sahipleri tarafından ...… Ltd. Şti. ve EvYap… A.Ş.’ hakkında açılan ve kesinleşen ... İş Mahkemesi’nin 2006/200 E. 2008/1351 K. sayılı tazminat davasında alınan kusur raporunda Erdemir A.Ş. asıl işveren olarak kusurlu bulunmuş ise de; anılan davada Erdemir A.Ş.’nin taraf sıfatının bulunmadığı, 506 sayılı Yasanın 26. maddesinde düzenlenmiş bulunan rücu davalarının, sigortalının alacağından bağımsız, kanundan doğan basit rücu hakkına dayalı olduğu, sigortalı veya hak sahipleri tarafından tazmin sorumluları aleyhine açılan tazminat davalarında alınan kusur tespitine ilişkin bilirkişi raporuyla ulaşılan sonuçların, rücu davasında bağlayıcı nitelikte bulunmadığı, 506 sayılı Yasanın 26. Maddesi çerçevesinde, işçi sağlığı ve iş güvenliği kuralları yönünden ayrıntılı irdeleme içermesi halinde, güçlü delil olarak kabul edilebileceği (Hukuk Genel Kurulu 17.01.2010 tarih 2010/10-10 Esas, 2010/14 Karar sayılı Kararı) gözetildiğinde, tazminat davasında hükme esas alınan kusur raporunun işbu rücu davasına ilişkin olarak bağlayıcılığının bulunmadığı kabul edilmedir.
Hal böyle olunca; davalı ...Ş.’nin Kurum alacağından sorumluğunun düzenlendiği, 506 sayılı Kanunun 26/2. Maddesinde yer alan “İş kazası veya meslek hastalığı, 3 üncü bir kişinin kasıt veya kusuru yüzünden olmuşsa, Kurumca bütün sigorta yardımları yapılmakla beraber zarara sebep olan 3 üncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara Borçlar Kanunu hükümlerine göre rücu edilir.” hükmü gözetilerek, zararlandırıcı sigorta olayındaki davalının etken kusur oranının belirlenmesinde yasal zorunluluk bulunmaktadır.
Mahkemece; tarafların iddia ve savunmaları değerlendirilip, yük sahibi olan davalı ...Ş.’nin kendisine ait olmayan liman sahasında yükün yüklenmesi sırasında ne şekilde denetim ve kontrol mekanizması kurması gerektiği, bunun mümkün olup olmadığı, hangi kusurlu davranışının zararlandırıcı sigorta olayında etkisinin bulunduğu konusunda denetime elverişli, çelişkiden uzak konusunda uzman olan bilirkişi heyetinden oluşa uygun kusur raporu alındıktan sonra karar verilmelidir.
3-Borçlar Kanununun 332/1. maddesinde belirtilen işçi-işveren arasındaki akde aykırılık eylemleri ve bu çevrede maddenin 2. fıkrası gereğince işverenin akde aykırı davranışları (işçi sağlığı ve iş güvenliğinin gerektirdiği önlemlerin alınmaması vs.) sonucu, 506 sayılı Kanunun 26/1. maddeyle vaki ilişkilendirme, bir bakıma akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabii olmakla; zamanaşımının, işverenler açısından Borçlar Kanununun 125. maddesine göre belirlenmesi gerektiği gözetildiğinde, zarara ve faile ıttıla tarihinden itibaren on yıldır.
Zararlandırıcı sigorta olayına neden olan 3. şahıslar yönünden; üçüncü kişi ile sigortalı arasında akdi bir ilişki söz konusu olmayıp 506 sayılı Kanununu 26/2 maddesi ile Borçlar Kanununa yollamada bulunulduğundan, sorumluluklarının temelini haksız fiil teşkil ettiğinden, zamanaşımı süresinin Borçlar Kanununun 60.maddesine göre belirlenmesi yasa gereğidir. Söz konusu maddede, zamanaşımı süresi faile ve zarara ıttıla tarihinden itibaren 1 yıl ve her halûkârda olay tarihinden itibaren 10 yıl olarak öngörülmüştür.
506 sayılı Kanunda zamanaşımının (özel olarak) düzenlenmediği gözetildiğinde; genel hükümler çerçevesinde çözüm arama gereği vardır. Gerçekten de Borçlar Kanunun 128 maddesinde: “Zaman aşımı, alacağın muaccel olduğu zamanda başlar” denilmektedir. Kurum açısından alacak hakkı, bağladığı gelirin yetkili organ tarafından onaylandığı tarihte ödenebilir hale geleceğinden, muacceliyet’in onay tarihi olacağı açıktır. O halde, masraflar için sarf ve ödeme, gelirler için ilk peşin sermaye değerinin başlangıçtaki gelir bağlama onay tarihinde zararın öğrenmiş olacağının kabulü gerekir.
Dava konusu somut olayda; davalı ...… A.Ş. zamanaşımı def’inde bulunmuş olup, Mahkemece; davalının 506 sayılı Kanunun 26/1 ve 2. Fıkralara göre Kurum alacağından sorumluğunun yasal dayanağı ve kapsamı belirlenerek, zamanaşımı def’inin borcu ortadan kaldırmayıp bunu ileri sürene borcu yerine getirmekten kaçınma yetkisi verdiği, teselsül hükümlerine dayalı olarak açılmış olan
eldeki davada, zamanaşımı def’inin ancak bunu ileri süren müteselsil borçlu hakkında hüküm doğuracağı, diğer borçlular yönünden hüküm ifade etmeyeceği yönü de gözetilerek, zamanaşımı defi hakkında bir karar verilmelidir.
Mahkemece; yukarıda açıklanan maddi ve hukuki ilkeler gözetilerek yapılacak inceleme ve araştırma ile bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma sebebidir.
O halde, davacı ile davalılar .....vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, davacı avukatı yararına takdir edilen 990,00 TL duruşma avukatlık parasının davalılardan....ne yükletilmesine, davalılardan .... avukatları yararına takdir edilen 990,00 TL duruşma avukatlık parasının davacıya yükletilmesine, temyiz harcının istek halinde temyiz eden davalılara iadesine, 01.10.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy