Mahkemesi :Asliye Hukuk(İş) Mahkemesi
Dava, 10.01.2009 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucu vefat eden sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelir, yapılan harcama ve ödemelerin 5510 sayılı Kanunun 21. maddesi uyarınca tazminine ilişkindir.
Mahkemece, davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 114 üncü maddesinin (ı) bendi uyarınca “aynı davanın daha önceden açılmış ve halen görülmekte olmaması” bir başka deyişle derdest olmaması dava şartları arasında düzenlenmiş olup, aynı kanunun 115'inci maddesi gereği bu durum kamu düzeni ile ilgilidir ve davanın her aşamasında kendiliğinden araştırılır.
Anılan madde metninde belirtildiği üzere derdestlik; açılan bir davanın daha önce aynı veya başka bir mahkemede açılmış olup da görülmeye devam ediyor olmasıdır. Derdestlik açısından aynı dava olma koşulları aslında maddi anlamda kesin hüküm koşulları ile paralellik gösterir. Bu bağlamda derdestliğin söz konusu olabilmesi için tarafları, sebepleri ve konusu aynı olan davanın iki defa ayrı ayrı açılmış olması gerekir.
Birinci ve ikinci davanın aynı dava sayılabilmesi için gerekli ilk şart her iki davanın taraflarının aynı kişiler olmasıdır. Tarafların aynı sayılması, tarafların her iki davada da aynı sıfatla, yani davacı ve davalı sıfatıyla hareket etmiş olmaları gerekmez. Birinci davada davacı olan taraf, ikinci davada davalı olabileceği gibi tam tersi de söz konusu olabilir. Davaların aynı dava sayılabilmesinin bir diğer şartı her iki davanın sebebinin aynı olmasıdır. Dava sebebinin aynı olmasından kasıt hukuki sebepler değil, davacının davasını dayandırdığı vakıalardır. Son şart ise; davaların konularının aynı olmasıdır. Dava konularının aynı olup olmadığını tespit edebilmek için davaların ilkinde verilebilecek kararın, ikinci davada verilebilecek kararı gereksiz
hale getirip getirmeyeceği ya da ikinci davada verilebilecek kararla aynı sonuçların sağlanıp sağlanamayacağına bakılmalıdır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 166’ncı maddesinde de;
“(1)Aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış davalar, aralarında bağlantı bulunması durumunda, davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden ilk davanın açıldığı mahkemede birleştirilebilir. Birleştirme kararı, ikinci davanın açıldığı mahkemece verilir ve bu karar, diğer mahkemeyi bağlar.
(2)Davalar, ayrı yargı çevrelerinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış ise bağlantı sebebiyle birleştirme ikinci davanın açıldığı mahkemeden talep edilebilir. Birinci davanın açıldığı mahkeme, talebin kabulü ile davaların birleştirilmesine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren, bununla bağlıdır.
(3)Birleştirme kararı, derhâl ilk davanın açıldığı mahkemeye bildirilir.
(4)Davaların aynı veya birbirine benzer sebeplerden doğması ya da biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması durumunda, bağlantı var sayılır.
(5) İstinaf incelemesi ayrı dairelerde yapılması gereken davaların da bu madde hükmüne göre birleştirilmesine karar verilebilir. Bu hâlde istinaf incelemesi, birleştirilen davalarda uyuşmazlığı doğuran asıl hukuki ilişkiye ait kararı inceleyen bölge adliye mahkemesi dairesinde yapılır.” hükmü öngörülmüştür. Yani, iki dava arasında, birlikte tahkikat yapılmasını ve tek bir hüküm verilmesini haklı gösterecek derecede yakın ve hak benzerliği bulunması halinde davalar arasında bağlantı var demektir. Bu davaların aynı veya benzer sebepten doğması ve biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte olması gerekir. Ancak birleştirme ayrı yargı çevrelerindeki mahkemeler açısından zorunlu olmayıp, talep şartına da bağlanmıştır. Ayrıca birleştirme ancak ikinci davanın açıldığı mahkemece verilebilecektir.
Davaya konu somut olayda; davacı Kurum, 5510 sayılı Kanunun 21. maddesi kapsamında iş kazası sonucu vefat eden sigortalı...'ın hak sahiplerine bağlanan gelir, yapılan harcama ve ödemelerin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, .......Asliye hukuk Mahkemesinde açılmış olan 2009/ 427 Esas sayılı dava ile eldeki davanın aynı olduğu gerekçesiyle derdestlik dava şartına bağlı olarak davanın reddine karar verilmiş ise de ; 2009/427 Esas sayılı dosyanın incelenmesinde, davacısının ..., davalıların ise ...... olduğu, 10.01.2009 tarihinde vefat eden sigortalı...'ın hak sahiplerine yapılan yardımların ve bağlanan gelirlerin 60.656,18 TL'sinin müşterek ve müteselsilen tahsili talebiyle açıldığı görülmektedir. İnceleme konusu dava ile derdest olduğu iddia edilen davanın taraflarının kanunun aradığı anlamda aynı olmadığı dolayısıyla da her iki davanın aynı dava olmadıkları anlaşılmaktadır. Ancak her iki davanın aynı sebeplerden doğduğu dolayısıyla aralarında bağlantı bulunduğu da açıktır.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki esaslar göz önünde tutularak her iki davanın birleştirilmesine karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve hatalı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerde BOZULMASINA, 04.10.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy