Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın dava koşulu yokluğundan reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davacı Kurum, 20.05.1997 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu sürekli iş göremezlik durumuna giren sigortalı ...’e bağlanan gelirler ile yapılan ödemelerden oluşan Kurum zararının rücuan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalının, dava açılmadan önce öldüğünün anlaşılması üzerine Mahkemece, “ölü kişiye karşı dava açılamayacağı” gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Taraf ehliyeti dava şartlarından olup, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 50’inci maddesi uyarınca taraf ehliyeti medeni haklardan yararlanma ehliyetine sahip olmakla mümkündür. Türk Medeni Kanunu’nun 28’inci maddesi uyarınca medeni haklardan yararlanma (hak) ehliyeti, kişinin ölümüne kadar devam eder. Bu nedenle, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 55’inci maddesinde taraflardan birinin yargılamanın devamı sırasında ölümü halinde, mirasçılar mirası kabul veya reddetmemişse, bu hususta Kanunla belirlenen süreler geçinceye kadar davanın erteleneceği; bununla beraber hâkimin, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, talep üzerine davayı takip için kayyım atanmasına karar verebileceği düzenlenmiştir.
Ne var ki; Hukuk Muhakemeleri Kanununda ölü kişiye karşı dava açılması durumu düzenlenmemiştir. Kural olarak; ölü kişinin taraf ehliyeti bulunmadığından, ölü kişiye karşı dava açılamayacağı gibi dava açıldıktan sonra davanın mirasçılara yöneltilmesi de mümkün değildir.
Ancak, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Tarafta iradi değişiklik” başlıklı 124’üncü maddesinde; bir davada taraf değişikliğinin, ancak karşı tarafın açık rızası ile olanaklı olduğu bildirildikten sonra, maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği isteminin, karşı tarafın rızası aranmaksızın
hâkim tarafından kabul edileceği, dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hâkimin karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği isteminin kabul edebileceği açıklanmıştır. Nitekim madde gerekçesinde de, taraf değişikliğini mutlak olarak davalının rızasına bağlamanın yargılama ilişkisini katı bir şekle bağlayarak yargılamaya hâkim olan ilkelerden “usul ekonomisi ilkesi” ile bağdaşmayacağı belirtilmiştir.
Bu durumda; davacı kendisinden beklenen tüm çaba, özen ve önlemlere rağmen davalının sağ olup olmadığını tespit edememiş ya da tespit edememe durumu bir yanılgıya dayanıyor ve bu da açıkça dürüstlük kuralına aykırılık arz etmiyor ise; bu dava ilişkisi yönünden, daha sonra da kendilerine dava açılması mümkün ve muhtemel olan mirasçılara karşı davaya devam edilmesi mümkün olmalıdır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 11.09.2013 gün ve 14-612-1297 sayılı ilamı).
Davaya konu somut olayda; davalının 24.10.2011 tarihinde, dava tarihinden kısa süre önce öldüğü nazara alındığında, davacının ölü kişiye karşı dava açması durumunun yanılgıya dayalı olduğu ve dürüstlük kuralına aykırı olmadığının kabulü gerekir. Bu nedenle; Mahkemece davacıya Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 124’üncü maddesi gereğince davayı mirasçılara yöneltme imkânı tanınmadan ve yöneltmek istediği takdirde de mirasçılarının tespiti ile bunlara tebligat çıkartma fırsatı verilmeden yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 15.11.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy