Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, bir kısım sigortalılığın iptali istemine ilişkindir.
Mahkeme, davanın kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı Kurumun avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Mahkemenin uyma kararı verdiği Dairemizin bozma kararıda belirtildiği üzere;
Davalı Kurumun, primlerini ödediği 07.04.1988 – 06.12.2006 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasa kapsamında zorunlu sigortalı olarak kabul ettiği davacı; 06.06.1997 – 23.12.1997 tarihleri arasındaki 506 sayılı Yasa kapsamında zorunlu sigortalılığı ile çakışan ve 11.04.2000 tarihinden sonraki 1479 sayılı Yasa kapsamındaki sigortalılığının iptalini istemiş olup; Mahkeme, davanın kabulüne karar vermiştir.
Kendi nam ve hesabına çalışmak kaydıyla, 01.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1479 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde zorunlu sigortalılık için esnaf sicili veya kanunla kurulu meslek kuruluşu kaydı aranırken, 20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Yasa ile 1479 sayılı Yasa’nın 24. maddesi değiştirilerek, zorunlu sigortalılık için gelir vergisi mükellefi olma şartı getirilmiş, ancak gelir vergisinden muaf olanlar için meslek kuruluşuna kayıtlı olma yeterli görülmüş; 22.03.1985 tarihinde yürürlüğe giren 3165 sayılı Yasa ile 24. madde değiştirilerek zorunlu sigortalılık için vergi kaydı veya esnaf sicil kaydı veya oda kaydının bulunması yeterli kabul edilmiş; 02.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4956 sayılı Yasa ile 24. madde yeniden değiştirilerek, zorunlu sigortalılık için gelir vergisi mükellefi olma şartı getirilmiş ancak gelir vergisinden muaf olanlar için esnaf sicil kaydı ve oda kaydının bir arada bulunması yeterli görülmüştür.
07.04.1988 – 18.12.2006 tarihleri arasında (Şoför) meslek odası kaydı, 10.03.1989 – 06.12.2006 tarihleri arasında vergi kaydı, 03.09.1998 – 18.12.2006 tarihleri arasında esnaf sanatkar odası kayıtları olan ve buna göre 07.04.1988 –
06.12.2006 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasa kapsamında zorunlu sigortalı olarak kabul edilen davacının; 06.06.1997 – 23.12.1997 tarihleri arasında 198 gün, 11.04.2000 – 01.08.2000 tarihleri arasında 111 gün, 15.10.2002 – 10.06.2003 tarihleri arasında 234 gün, 06.09.2005 – 22.12.2005 tarihleri arasında 107 gün, ve 12.06.2006 tarihinden itibaren devam eden 506 sayılı Yasa kapsamında zorunlu sigortalılığı olduğu görülmektedir.
Yukarıda açıklanan 1479 sayılı Yasa'nın 24. maddesi kapsamında zorunlu sigortalılık için; vergi kaydı, meslek kuruluş kaydı, esnaf ve sanatkârlar sicili kaydı; kendi nam ve hesabına bağımsız çalışmanın karinesini teşkil etmekte olup, somut olayda, bu karinenin aksinin; yetersiz tanık beyanları ile ve diğer delillerle kanıtlanamamış olması karşısında, dava konusu dönemde davacının kendi nam ve hesabına bağımsız çalıştığı ve zorunlu sigortalı olduğu anlaşılmaktadır.
Diğer bir uyuşmazlık ise, yukarıda belirtilen her iki sigortalılığın çakıştığı dönemlere ilişkin hangi sigortalılığa öncelik verileceği noktasındadır. Bu yönde, gerek 506 sayılı Yasa, gerekse 1479 sayılı Yasa birbirine paralel düzenlemeler ile bir sigortalının aynı anda birden fazla sosyal güvenlik kurumuna tabi olmasını yasaklayıp, önceden başlayıp devam edegelen sigortalılığa geçerlilik tanımak suretiyle uyuşmazlığı çözüme ulaştırmışlardır.
Bir kimsenin 506 sayılı Yasa kapsamına girebilmesi için hizmet aktine tabi bir işte çalışması yanında başka bir sosyal güvenlik kurumu kapsamında da bulunmaması gerekir. 506 sayılı Yasa’nın 3. maddesinin I/f bendinde “kanunla kurulu emekli sandıklarına aidat ödemekte olanların” K bendinde ise “ herhangi bir işverene hizmet akdiyle bağlı olmaksızın kendi nam ve hesabına çalışanların” sigortalı sayılmayacağı belirtilmiştir. Aynı şekilde 1479 sayılı Yasa’nın 24. maddesinin I ve II. fıkralarında da bir kimsenin Bağ-Kur kapsamına girebilmesi için kendi adına bağımsız çalışıp kazanç sağlaması yanında, başka bir sosyal güvenlik kurumu kapsamında bulunmaması koşuluda getirilmiştir.
Yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; sosyal güvenlik sistemimizde çifte sigortalılık mümkün bulunmayıp önceden başlayıp devam eden sigortalılığa geçerlilik tanınmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2001/21-627 Esas, 2001/ 659 Karar ve 3.10.2001 günlü kararı ile 2005/21-389 Esas, 2005/430 karar ve 29.6.2005 günlü kararlarında önceden başlayan sigortalılığın asıl sigortalılık olduğu özellikle belirtilmiştir.
Davacının, yukarıda belirtilen kayıtlar dayanak alınarak 07.04.1988 tarihinde başlayan 1479 sayılı Yasa kapsamında zorunlu sigortalılığının, 506 sayılı Yasa kapsamında yukarıda belirtilen sigortalılıklarından önce başlaması nedeniyle; diğer yandan 01.03.2006 tarihinde yürürlüğe giren 1479 sayılı Yasa’nın değişik Ek 19. maddesinde 5 yıl ve daha fazla sigortalılık süresine ilişkin olarak prim borcu bulunan
sigortalıların borçlarını yapılan bildirime rağmen ödememeleri halinde daha önce ödediği primlerin karşıladığı ayın sonu itibariyle sigortalılığının durdurulacağı, bu sürenin sigortalılık süresinden sayılmayacağı bildirilmişse de, davacının davaya konu 1479 sayılı Yasa kapsamındaki zorunlu sigortalılığının prim borçlarının tümünü ödemiş olması karşısında, anılan maddenin somut olaya uygulanma olanağının bulunmaması ve 1479 sayılı Yasa’nın 24. maddesi gereğince aynı Yasa kapsamındaki zorunlu sigortalılığının geçerli olması gerektiği belirgindir.
Ancak, dava konusu dönemin bir kısmında yurtdışında çalıştığına ilişkin adi belge sunan davacının; zorunlu sigortalılığın dayanağı olan kayıt ve meslek dikkate alındığında bu dönemde 1479 sayılı Yasa hükümleri yönünden “kendi adına ve hesabına bağımsız çalışmış kişi” ve dolayısıyla “zorunlu sigortalı” olarak kabul edilemesi mümkün olmadığından, bu yönde yöntemince araştırma yapılarak, davacının yurtdışında olduğu dönem belirlenip 1479 sayılı Yasa kapsamındaki zorunlu sigortalılığından dışlanması gerektiği gözetilmeli, özellikle, 63933 ve 1119691 işyerlerinin işverenleri ve nereler olduğu da belirlenmeli, 506 sayılı Yasaya tabi sigortalılık ile çakışma olmayan dönemde, (istem dikkate alınarak) primlerin ödenme tarihine göre 1479 sayılı Kanun kapsamında isteğe bağlı sigortalılığın söz konusu olup olmadığı irdelendikten sonra karar verilmesi gerekirken, maddi veri ve vakıalara açıkça aykırı olan bilirkişi raporu dayanak alınarak yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davalı Kurumun avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 25.11.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.