Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, 06.11.2004 tarihinde geçirdiği iş kazasında sürekli iş göremez hale gelen sigortalıya bağlanan gelir ile yapılan sosyal sigorta yardımlarının 506 sayılı Kanunun 26. maddesi uyarınca davalılardan tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilâmında belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum avukatı ve davalılardan ..., ..., ... avukatı, ..., ... ve ... tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1–5510 sayılı Kanunun 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 21. maddesiyle yeniden getirilen “sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı” tazmin hükmünün, 5510 sayılı Yasanın yürürlüğü öncesinde gerçekleşen iş kazalarından kaynaklanan rücuan tazminat davalarında uygulanmasına olanak veren bir düzenleme bulunmadığı gözetildiğinde davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasanın 26. ve 87.maddeleridir.
Davaya konu Somut olayda, dava dışı ... Gıda Ürünleri San. ve Paz. AŞ.’ye ait ... Üretim Tesisleri yeni çay fabrikası inşaatının beton dökme işini ihaleyle ... İnşaat Ltd. Şti’ye, inşaatın elektrik ve tesisat işlerini ihaleyle ... İnşaat Tesisat Ltd. Şti.’ye ve yapı denetim işini de ihaleyle ... Yapı Denetim Hizmetleri Ltd. Şti.’ye verdiği, 06.11.2004 tarihinde ise sigortalının ... Ltd. Şti. nezdinde çalışmakta iken gece vakti beton döküm işi nedeniyle 8. kat tavan kısmında iç ve dış aydınlatmaları kontrol ederken beton dökme işinde kullanılan iskele ve kalıpların çökmesi neticesinde yüksekten düşmesi sonucu sürekli iş göremez hale geldiği anlaşılmaktadır.
Davada, öncelikle halledilmesi gereken sorun, iş kazasına maruz kalan sigortalının hizmetlerinin bildirildiği ... Ltd. Şti. ile diğer işleri alan şirketler arasında ve ... Gıda AŞ arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinin, bir başka ifade ile asıl işveren-taşeron ilişkisi olup olmadığının saptanmasıdır.
506 sayılı Kanunun 87. maddesi hükmüne göre aracı, bir işte veya bir işin bölüm veya eklentisinde işverenden iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran 3. kişidir.
Asıl işveren taşeron ilişkisinin varlığı için öncelikle, işin başka bir işverenden alınmış olması, bir başka ifade ile, asıl işverenin işverenlik sıfatına devredilen iş dolayısıyla sahip olması, asıl işyeri ya da işyerinden sayılan yerlerde kendi adına işçi çalıştırıyor olması gerekir.
İşin belirli bir bölümünde değil de, tamamının bir bütün halinde ya da bölümlere ayrılarak başkalarına devredildiği, işten bu yolla tamamen el çekildiği, sigortalı çalıştırılmadığı için işveren sıfatının haiz olunmadığı durumda ise, bunları devralan kişiler alt işveren, devredenler de asıl işveren olarak nitelendirilemeyecektir.
Aracı sıfatının kazanılmasında diğer koşullar ise; asıl işverenden istenilen işin, asıl iş ya da işyeriyle ilgili işin bir bölümünde veya işyeri eklentilerinde alınmış olması ve bu işte işi alanın kendi işçilerinin çalıştırılması ve bu nedenle de işveren sıfatına sahip olunmasıdır.
Mahkemece, dava dışı ... AŞ’nin davaya konu iş kazasının meydana geldiği işyerinde sigortalı çalıştırıp-çalıştırmadığı; işin tamamından el çekerek, anahtar teslimi şeklinde diğer şirketlere yaptırıp-yaptırmadığı hususları taraflar arasındaki sözleşmeler de incelenmek suretiyle ayrıntılı olarak araştırılmalı, ayrıca dava dışı şirketlerden Poltes Ltd. Şti’nin asıl işveren, diğer şirketlerin de 506 sayılı Yasanın 26. maddesinin 2.fıkrası kapsamında sorumluluğunun bulunup bulunmadığı hususlarında, diğer şirketler ve davalıların asıl işveren-taşeron ilişkisi irdelenerek, sonuca göre, işçi sağlığı ve iş güvenliği ile iş kazasının vuku bulduğu iş kolunda, iş güvenliği uzmanı bilirkişi heyetinden; kusur oran ve aidiyeti konusunda yeniden rapor alınarak hüküm kurulmalıdır.
Mahkemece yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde dava dışı şirketlerin nitelikleri araştırılmaksızın, sadece gerçek kişiler hakkında alınan kusur raporu ile hüküm kurulması isabetsizdir.
2-Davanın yasal dayanağı, 506 sayılı Kanunun 26. maddesi olup, davalının rücu alacağından sorumluluğu, ancak maddede öngörülen koşulların gerçekleşmesi halinde mümkündür. Bu maddeye dayanan rücu davalarında kusurun belirlenmesinde, mahkemece, öncelikle iş kazasının ne şekilde olduğu, dosya içeriğindeki tüm deliller takdir olunarak, varsa çelişki giderilerek belirlenmeli ve kabul edilen maddi olgular doğrultusunda, kusur oran ve aidiyeti konusunda bilirkişi incelemesine gidilmelidir.
Bilindiği üzere, işçilerin beden ve ruh sağlığının korunmasında önemli olan yön, iş güvenliği tedbirlerinin alınmasının hakkaniyet ölçüleri içinde işverenlerden istenip istenemeyeceği değil, aklın, ilmin, fen ve tekniğin, tedbirlerin alınmasını gerekli görüp görmediği hususlarıdır. Bu itibarla işverenler, mevzuatın kendisine yüklediği tedbirleri, işçilerin tecrübeli oluşu veya dikkatli çalıştığı takdirde gerekmeyeceği gibi düşünceler ile almaktan çekinemeyeceklerdir. Çalışma hayatında süre gelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı da, işverenlerin önlem alma ödevini etkilemez. İşverenler, çalıştırdığı sigortalıların beden ve ruh bütünlüğünü korumak için yararlı her önlemi, amaca uygun biçimde almak, uygulamak ve uygulatmakla yükümlüdürler.
Mahkemece esas kılınan kusur raporunda, ceza davasındaki gibi, zararlandırıcı sigorta olayının vukuunda, davalıların bir kısmı kusurlu bulunmuş, ancak kimin hangi nedenlerle kusurlu olduğu hususları ayrıntılı ve denetime açık şekilde belirtilmemiş, sadece oranlar verilmek suretiyle kusur tespiti yapılmıştır. Ayrıca açılan ceza davasında şikâyet yokluğundan davanın düşmesine karar verilmiştir. Borçlar Kanununun 53 üncü maddesi uyarınca hukuk hâkiminin, kesinleşmiş ceza kararına konu maddi olgularla bağlı ise de, ceza yargılaması sürecinde belirlenen kusur oranlarıyla bağlı olmayıp, mahkemece, işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili kazanın vuku bulduğu iş kolunda uzman bilirkişi heyetinden, kusur oranı ve aidiyeti konusunda yeni rapor alıp irdelenerek, iş kazası sonucu sigortalıya bağlanan gelirlerin ilk peşin sermaye değeri ile yapılan masrafların, açıklanan ilkeler doğrultusunda tazminine olanak bulunan kısmı belirlenip, sonucuna göre karar verilmelidir.
Kabule göre de; aldırılan kusur raporuna göre peşin sermaye değerli gelir tablosundaki bağlanan ilk peşin değerli gelirin kusur karşılığına hükmetmek gerekirken, ilk peşin değerin artışları da içine alacak şekilde hatalı belirlenmesi ve bu artışları da içerecek şekilde hüküm verilmesi isabetsiz ise de, bu tutarın kusur karşılığı içerisinde kalmış olması karşısında bu husus bozma nedeni yapılmamış olup, mahkemece nispi harç ve vekalet ücretine tabi olan rücu davasında davacı kurum lehine nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Mahkemece, açıklanan bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik araştırma ve inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı Kurum ile davalılardan ..., ..., ... avukatı, ..., ... ve Süleyman Seyran’ın bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli, kararı temyiz etmeyen davalılar ..., ..., ..., ... ve ... yönünden davacı Kurum lehine oluşan usuli kazanılmış hak durumu da gözetilerek karar verilmek üzere hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılardan ..., ..., ..., ..., ... ve ...'a iadesine, 18.11.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.