Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, rucüan tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı ... ve ... Temizlik ve Özel Güvenlik Hiz.Tur.Hayv. San Tic.Ltd.Şti vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi Dr. ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dava, rücuen tazminat istemine ilişkin olup, 5510 sayılı Yasanın 21. maddesiyle yeniden getirilen “sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı” tazmin hükmünün, 5510 sayılı Yasanın yürürlüğü öncesinde gerçekleşen iş kazalarından kaynaklanan rücuan tazminat davalarında uygulanmasına olanak veren bir düzenleme bulunmadığı gözetildiğinde, davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasanın 26. maddesidir.
Zararlandırıcı sigorta olayında, davalı ... Belediye Başkanlığı % 50, davalı ... Temizlik ve Özel Güvenlik Hiz.Tur.Hayv. San Tic.Ltd.Şti % 25, davalı ustabaşı ... % 15, dava dışı ustabaşı ... ise % 10 oranında kusurlu bulunmuş, Mahkemece sigortalının kusuru bulunmadığından bahisle % 100 kusur oranına göre hüküm kurulmuştur.
Müteselsil borçluluk, birden fazla borçlunun her birinin, alacaklıya (veya alacaklılara) edimin tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu, borçlulardan birinin ifada bulunmasıyla borcun sona erdiği ve buna bağlı bağlı olarak diğer borçluların da borçtan kurtulduğu bir birlikte borçluluk hâlini ifade etmektedir (Akıntürk, Turgut, Müteselsil Borçluluk, Ankara 1971, s. 70, Kemal Oğuzman/Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Altıncı Bası, İstanbul 2009, s. 840).
Hukuk Genel Kurulu'nun 24.6.1983 gün ve 1981/9-533 esas, 1983/724 karar sayılı ilamında da açıkça vurgulandığı üzere; birden çok kimsenin birlikte neden
oldukları zarardan sorumluluklarını düzenleyen 818 sayılı Borçlar Kanununun 50. maddesi veya birden çok kimsenin değişik nedenlerle meydana getirdikleri aynı zarardan sorumluluklarını düzenleyen 51. maddesi uyarınca ve aynı Yasanın 142. maddesi hükmüne dayanarak davacı, zararının tümünü müteselsil sorumlulardan biri aleyhine açacağı bir dava ile isteyebileceği gibi, sorumluların hepsi aleyhine açacağı tek bir dava ile de talep edebilir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda da, öğretideki eleştiriler doğrultusunda tam ve eksik teselsül ayırımı kaldırılmışsa da (61. madde gerekçesi), teselsül esasına dayanan sorumluluk ilkesine ilişkin düzenlemeler korunmuş ve anılan Kanun'un birden çok kimsenin birlikte neden oldukları zarardan sorumluluklarını düzenleyen 61. maddesinde de; “ Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.” hükmü yer almıştır. Anılan Kanun'un 163. maddesinde de davacının, zararının tümünü müteselsil sorumlulardan biri aleyhine açacağı tek bir dava ile isteyebileceği gibi sorumluların hepsi aleyhine açacağı tek bir dava ile de talep edebileceği öngörülmüştür Anılan yasanın 163. maddesi gereğince teselsül, ister yasadan, ister sözleşmeden doğmuş olsun, bu kuraldan yararlanmak için, zarara uğrayanın, talebi gereklidir.
Diğer taraftan, dava dilekçesinde açıkça müteselsil sorumluluktan söz edilmiş ve kusurları oranında tahsil işleminde bulunulmamış ise; dava dilekçesindeki sözlerden, ileri sürülen olaylardan ve bunların yorumundan, dosyadaki diğer bilgi ve belgelerden davacının müteselsil ödetme isteği anlaşıldığı takdirde 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 18. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 19. maddesi) ve Medeni Kanunun 2. maddesinde düzenlenen (gerçek maksat ve afaki iyiniyet kuralları) göz önünde tutularak davacının müteselsilen ödetme isteği olduğu kabul edilerek sonuca varılmak gerekir. Nitekim bu görüş Hukuk Genel Kurulunun 23/3/1966 gün ve 9/3 Esas, 80 karar sayılı ve 26/6/1983 gün ve 1981/9-533 Esas, 1983/724 Karar sayılı, 19/12/1986 gün ve 1985/4-822 Esas, 1986/1140 Karar sayılı ilamlarında da açıkça vurgulanmıştır.
Somut olayda da, dava teselsül esasına dayanarak açılmış olmakla birlikte 3. kişinin kusuru yönünden teselsül ilkesine dayanılmadığı anlaşılmakla, % 90 davalılar kusuruna göre hüküm kurulması gereği gözetilmeksinin, dava dışı 3. kişinin kusuru da dahil edilmek üzere % 100 kusur oranı üzerinden hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma sebebidir.
Ne var ki; bu aykırılığın giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, karar bozulmamalı, hükmü temyiz etmeyen davalı ... yönünden davacı lehine oluşan usuli kazanılmış hak durumu da gözetilerek, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun Geçici 3. maddesi delaletiyle 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438. maddesi uyarınca düzeltilerek onanmalıdır.
SONUÇ: Hüküm fıkrasının, tamamen silinerek yerine "1) Davanın kısmen kabulü ile 76.237,44 TL ilk peşin değerli gelirin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, (... 84.708,09 TL ile sorumlu olmak üzere)
2) Alınması gereken 4528,50 TL harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline (... 5.031,66 TL ile sorumlu olmak üzere)
3) Davacı tarafça yapılan 1.309,66 TL yargılama giderinden takdiren 863, 945 TL nin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına, (... 1.309,66 TL ile sorumlu olmak üzere)
4) Davacı lehine 7.798,99 TL nisbi vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine" (... 8.476,65 TL ile sorumlu olmak üzere" ibarelerinin yazılmasına, kısa kararın da bu şekilde düzeltilmesine ve kararın bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalılardan alınmasına, 15.11.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.