Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, malullük aylığı bağlanması istemine ilişkindir.
Mahkeme, davanın kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davacının, 15.8.2008 tarihinde davalı Kuruma başvurarak malûllük sigortası hükümlerine göre aylık tahsis isteminde bulunması üzerine, Kurumca, çalışma gücünün en az 2/3'ünün yitirilmediği gerekçesiyle reddedilmesinden sonra Yüksek Sağlık Kurulu’nun da 18.3.2009 tarihli kararı ile aynı sonuca vardığı, 11.6.2009 tarihli ikinci maluliyet aylığı talebinden sonra ise Kurumca yine çalışma gücünün en az %60’ının yitirilmediği gerekçesiyle istemin reddedilmesinden sonra işbu davanın açıldığı, yargılama aşamasında Yüksek Sağlık Kurulu’nun da 18.3.2009 tarihli kararı ile aynı sonuca vardığı, Adli Tıp 3. ihtisas Kurulu tarafından düzenlenen 26.3.2013 tarihli raporda, 20.3.2009 tarihinde davacının geçirdiği kaza sonucu davacının beden çalışma gücünün 2/3'ünü, Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü'nün E cetveline göre %62 oranında meslekte kazanma gücünü kaybettiğinin belirlenmesi üzerine, 01.9.2008 tarihinden itibaren maluliyet aylığı bağlanmasına karar verilmiştir.
506 sayılı Yasanın 53. maddesine göre, “…Kurum hastanelerince düzenlenecek usulüne uygun sağlık kurulu raporları ve dayanağı tıbbî belgelerin incelenmesi sonucu çalışma gücünün en az 2/3’ünü yitirdiği Kurumca tespit edilen sigortalı, malullük sigortası bakımından malul sayılır.”
Sigortalıların hangi hallerde çalışma gücünün en az üçte ikisini yitirmiş sayılacakları, 506 sayılı Kanununa istinaden çıkarılan Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğündeki esaslara göre tespit olunur. 506 sayılı Kanunun 109. maddesinde ise, “... belirtilen raporlar üzerinde Kurumca verilen karara ilgililer tarafından itiraz edilirse, Sosyal Sigortalar Kurumu Yüksek Sağlık Kurulunca karara bağlanır.” hükmü öngörülmüş olup; davacı hakkında Yüksek Sağlık Kurulunun yaptığı değerlendirmenin Kurumunki ile paralel olduğu belirgindir. Hal böyle olunca
mahkemece yapılacak iş; davacıdaki mevcut hastalık ve arazların, malûl sayılacak derecede olup olmadığının, malul ise; tarihinin belirlenmesi için, 28.06.1976 tarihli ve 6-4 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı da dikkate alınarak 506 sayılı Kanunun 109. maddesindeki prosedür uyarınca öncelikle, Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesinden alınacak rapora göre; Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu raporu ile Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi raporu arasında çelişki ortaya çıkması durumunda, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 06.10.2010 gün ve 10-390 / 449 sayılı kararında da belirtildiği şekilde, bu çelişkinin Adli Tıp Kanunu'nun 15. maddesi gereği Adli Tıp Genel Kurulunca giderilmesi gereklidir.
Öte yandan uyuşmazlığın çözümlenmesinde 5510 sayılı Kanunun 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 25. maddesindeki, “Sigortalının veya işverenin talebi üzerine Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurullarınca usulüne uygun düzenlenecek raporlar ve dayanağı tıbbî belgelerin incelenmesi sonucu, 4. maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri kapsamındaki sigortalılar için çalışma gücünün veya iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az % 60'ını, c) bendi kapsamındaki sigortalılar için çalışma gücünün en az % 60'ını veya vazifelerini yapamayacak şekilde meslekte kazanma gücünü kaybettiği Kurum Sağlık Kurulunca tespit edilen sigortalı, malûl sayılır.” düzenlemesi üzerinde durma gereği de bulunmaktadır.
Bu yönde, kanunların geriye yürümesi veya yürümemesi konusunda mevzuatımızda genel bir hüküm yoktur. Ancak, toplum barışının temel dayanağı olan hukuka ve özellikle kanunlara karşı güveni sağlamak ve hatta, kanun koyucunun keyfi hareketlerine engel olmak için, öğretide kanunların geriye yürümemesi esası kabul edilmiştir. Buna göre, gerek Özel Hukuk ve gerekse Kamu Hukuku alanında, kural olarak her kanun, ancak yürürlüğe girdiği tarihten sonraki zamanda meydana gelen olaylara ve ilişkilere uygulanır; o tarihten önceki zamana rastlayan olaylara ve ilişkilere uygulanmaz. Hukuk güvenliği bunu gerektirir. Kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralının istisnalarından birini, beklenen (ileride kazanılacağı umulan) haklar oluşturmaktadır. Kamu düzeni ve genel ahlaka ilişkin kurallar yönünden de kanunların geriye yürümesi söz konusudur. Yargılama hukukunu düzenleyen kanunlar da, ilke olarak geçmişe etkilidir (Prof. Dr. Necip Bilge, Hukuk Başlangıcı, 14. Bası, Turhan Kitabevi, ... 2000, sh: 193-194; Prof. Dr. ... Hukuka Giriş ve Hukukun Temel Kavramları, 18.Bası, Turhan Kitabevi, Ankara 2003, sh: 73).(HGK 13.10.2004 t., 2004/10-528 E., 2004/533 K.)
Yapılan açıklamalar çerçevesinde; 01.10.2008 tarihinden önce 5510 sayılı Kanunun 25. maddesi kapsamında gerçekleşen malûllük hallerinde anılan madde hükmünün uygulanmasına olanak veren bir düzenleme bulunmadığı gibi, yukarıda sıralanan istisnai durumlar kapsamında değerlendirme yapmanın da mümkün olmadığı; ancak, 5510 sayılı Kanunun 26. maddesinde düzenlenen sigortalılık süresi
ve prim ödeme koşullarının gerçekleşmesi şartıyla ve malûllük aylığı başlangıcı kanun değişikliğini takip eden aybaşı olan 01.11.2008 tarihi olmak üzere 25. maddenin uygulanmasının mümkün olacağı bozma üzerine yürütülecek yargılama sürecinde göz önünde bulundurulmalıdır.
Yapılacak değerlendirme sonunda, davacının malul olduğunun belirlenmesi halinde, maluliyet aylığı bağlanması için aranan diğer şartlar da (belirlenen sigortalılık süresi, belli gün sayısı kadar malüllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olma ile işten ayrılmış bulunma) gözetilerek sonuca varılmalıdır.
Mahkemece açıklanan maddi ve hukuki ilkeler gözetilmeksizin, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, usûl ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 14.5.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy