(6100 S. K. m. 303) (1086 S. K. m. 237) (3201 S. K. m. 6) (YHGK. 05.02.2003 T. 2003/21-30 E. 2003/57 K.)
Dava: Dava, 01.10.2001 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanması istemine ilişkindir.
Mahkeme, bozma ilamına uyduktan sonra yaptığı yargılama sonucu davanın kısmen kabulüyle 01.03.2005 tarihinden itibaren davacıya yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine karar vermiştir.
Hükmü, tarafların avukatlarının temyiz etmeleri üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi M. A. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davacının avukatının temyiz itirazlarının REDDİNE;
Davalının avukatının temyiz itirazlarına gelince;
Mahkemenin uyma kararı verdiği Dairemizin bozma kararında belirtildiği üzere; Yurt dışında geçen 6674 günlük çalışmayı borçlanarak bedelini ödeyen, yurt içindeki 506 sayılı Kanuna tabi sigortalılığı da gözetilerek kendisine toplam 7212 gün üzerinden 01.04.1996 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanan davacının, anılan tarihten itibaren yurtdışında fiilen çalıştığı ya da sosyal sigorta yardımı aldığının belirlenmesi üzerine, borçlanma işleminin ve yaşlılık aylığının tahsis tarihi itibariyle iptal edildiği; Kurum işleminin iptali ve kesilen yaşlılık aylığının tekrar bağlanması istemiyle Ankara 2. İş Mahkemesinin 2004/929 Esas sayılı dosyasında açılan davada; borçlanma işleminin geçerli olduğunun tespitine ve kesin dönüş ispat edilemediğinden yaşlılık aylığının bağlanmasına ilişkin istemin reddine ilişkin verilen 2006/78 Karar sayılı 16.03.2006 tarihli kararın, Dairemizin 03.10.2006 tarihli kararıyla onanarak kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Eldeki davada, yargılama hukuku açısından dava şartı ile kesin hüküm kurum ve kavramlarının temel hukuki esasları üzerinde durulmasında yarar vardır. Ayrıntıları Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2003/21-30 Esas, 2003/57 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere; dava şartları, mahkemenin davanın esası hakkında yargılamada bulunabilmesi için gerekli olan şartlardır. Diğer bir anlatımla; dava şartları, dava açılabilmesi için değil mahkemenin davanın esasına girebilmesi için aranan kamu düzeni ile ilgili zorunlu koşullardır. Mahkeme, hem davanın açıldığı günde, hem de yargılamanın her aşamasında dava şartlarının tamam olup olmadığını kendiliğinden araştırıp, inceler ve bu konuda tarafların istem ve beyanları ile bağlı değildir. Dava şartları dava açılmasından, hüküm verilmesine kadar var olmalıdır. Dava şartlarının davanın açıldığı günde bulunmaması ya da bu şartlardan birinin yargılama aşamasında ortadan kalktığının öğrenilmesi durumunda mahkeme davayı mesmu (dinlenebilir) olmadığından reddetmesi gerekir. Bu bağlamda, olayla sıkı bağlantısı nedeni ile hemen vurgulayalım ki, dava konusu uyuşmazlığın daha önce bir kesin hüküm ile ( HUMK. m.237, HMK.m.303) çözümlenmemiş olması da dava şartıdır. Bu olumsuz dava şartı adıyla adlandırılır. Birinci dava ile ikinci davanın müddeabihlerinin (konusunun), dava sebeplerinin (vakıaların) ve taraflarının aynı olması maddi anlamda kesin hüküm oluşturur (HUMK.m.237, HMK.m.303). Kesin hüküm, hem bireyler için hem de Devlet için hukuki durumda bir kararlılık ortaya koyar. Bununla, hukuki güvenlik ve yargı erkine güven sağlandığından kamu yararı ile doğrudan ilgilidir. Kesin hüküm itirazı, davanın her aşamasında ileri sürülebilir ve mahkemede; (Yargıtay'da) davanın her aşamasında kesin hükmün varlığını kendiliğinden gözetip, davayı kesin hükümden (dava şartı yokluğundan) reddetmesi gerekir. Yine kesin hüküm itirazı mahkemede ileri sürülmemiş olsa dahi, ilk defa Yargıtay'da (temyiz veya karar düzeltme aşamasında) da, dahası bozmadan sonrada ileri sürülebilir. Bu bakımdan usulü kazanılmış hakkın istisnasıdır ve tarafların iradesine de bağlı olmayan mutlak bir etkiye sahiptir. O nedenle kesin hükmün varlığı, yargılamanın bir kesiminde nazara alınmamış olması diğer bir kesiminde ele alınmasını engellemez.
Öte yandan, 3201 sayılı Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanunun 6. maddesinin (A) bendi hükmü gereğince; bu kanun kapsamında borçlanan ve borcunu ödeyen sigortalılara yaşlılık sigortasından aylık tahsisi için yurtdışındaki çalışma ilişkisi sona erdirilerek yurda kesin dönülmüş olması gerekir. Türkiye dışındaki bir ülkenin sosyal sigorta kurumundan işsizlik sigortası yardımı veya hastalık parası alınması, yurt dışında oturulduğunun ve kesin dönüş yapılmadığının, emekli aylığı veya malullük aylığı bağlanması ise, kesin dönüş yapıldığının karinesi olup, bu karinelerin aksi, somut olayın özellikleri içinde belirlenecek aynı güçte kanıtlarla kanıtlanabilir.
Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere göre çelişkili bilgiler olması ve hükme dayanak alınan İ... Federal İş Acentesinin 28.03.1996 - 28.02.2005 tarihleri arasında davacının işsiz olarak kayıtlı olduğu ve bu zaman içerisinde ödenme hakkı olmadığının belirtildiği belge taraflar arasında kesin hüküm olan ilk dava dosyası içinde bulunup kesin dönüşün ispatına ilişkin yeterli kabul edilmediği ile (usul ekonomisi ilkesi de gözetildiğinde) bu çerçevede kesin hüküm karar tarihi olan 16.03.2006 tarihinden önce davacıya yaşlılık aylığı bağlanmasının mümkün olmadığı gözetilerek, Mahkemece, kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıklığa kavuşturulması gereken davacının yurda kesin dönüş yaptığı tarih; yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler çerçevesinde yapılacak araştırma ile belirlendikten sonra karar verilmesi gerekirken; eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalı avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 01.04.2013 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy