Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, doğum sebebi ile istirahatlı ve ücreti izinli kaldığı sürelerin 5620 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinin tespiti ile hizmet tespiti istemlerine ilişkindir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalılar vekilleri tarafından ayrı ayrı temyiz edilmesi üzerine temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davacı, 2005 yılındaki hastalık izin süreleri ile doğum izni sürelerinin 4857 sayılı yasanın yasa hükümleri gereğince çalışılmış süre kabul edilerek 2005 yılı çalışma süresine eklenmesi suretiyle 2005 yılı çalışma süresinin tespiti ve bu sürenin 5620 sayılı yasanın geçici 1/2 maddesi uygulanmasına yönelik olarak Maliye Bakanlığının yayınlamış olduğu rehberde yer alan Ek Form 6'nın doldurulması ile ilgili açıklamalarda belirtildiği şekilde 2007 ve sonraki yıllarda GAP İdaresi Başkanlığınca dikkate alınması gerektiğinin tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davanın kabulüne ilişkin 30.12.2011 tarihli kararın, davacının talebi açıklattırılarak belirlenecek istemi çerçevesinde değerlendirilme yapılması gereğine işaretle Dairemizin 28.06.2011 gün 5778 / 12751 sayılı ilamı ile bozulması üzerine, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sırasında, davacı vekili davanın “...2005 yılında hastalık izni süreleri ile doğum izni sürelerinin 4857 sayılı Kanun gereği çalışılan süreye eklenerek 2005 yılı çalışma süresinin tespiti ve bu sürenin 5620 sayılı Kanunun Geçici 1/2 maddesi uyarınca nazara alınması...” istemlerinden oluştuğu şeklinde açıklamada bulunmuş; Mahkemece, davacının 160 gün hastalık istirahat süresi ve doğum izni sürelerinin 2005 yılı çalışmalarına eklenerek 2005 yılında 360 gün çalıştığının tespitine, davacının diğer talepleri yönünden mahkemenin görevsizliğine karar verilmiştir.
Davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Kanunun geçici 7/1’inci maddesi uyarınca uygulama alanı bulan mülga 506 sayılı Kanunun 77 ve 79’uncu maddeleridir. 506 sayılı Kanunun 6’ncı (5510 sayılı Kanunun 7’nci) maddesi uyarınca 506 sayılı Kanun kapsamında SSK’lı (5510 sayılı Kanunun 4/1-a maddesi) sigortalılar herhangi bir mahkeme kararına, Kurum işlemine, tarafların isteklerine bağlı olmaksızın, hizmet akdine dayalı olarak işverene ait işte çalışmaya başladıkları andan itibaren sigortalı sayılırlar. Çalışmaya başlayan sigortalının bir ay içinde çalıştığı süreler (prim gün sayısı) ile prime esas kazançlar toplamı (eğer sigortalı ayda 30 günden az çalışmış ise buna ilişkin olan belgelerle birlikte) işveren tarafından 506 sayılı Kanunun 79’uncu maddesi ve yönetmelikler çerçevesinde davalı Kuruma bildirilmektedir. Prim gün sayısı, prim hesabına esas tutulan günlük kazanç üzerinden primleri ödenen günlerin toplamından ibarettir. Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Kanunun anılan 77 ve 79’uncu maddeleri uyarınca istirahat ve doğum izinli olduğu sürelerin, sigortalının çalışmaması ve kendisine ücret ödenmemesi halinde prim gün sayısına dâhil edilemeyecekleri nazara alınarak, davacının anılan sürelerde fiilen çalışıp çalışmadığı ve kendisine ücret ödenip ödenmediği yöntemince araştırılarak, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Kabule göre; 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanununda birbirini tamamlayan düzenlemeler yer almaktadır. 6100 sayılı Kanunun “dava şartları” başlığını taşıyan 114’üncü maddesinde, yargı yolunun caiz olması durumu, dava koşulları arasında sıralanmış, “dava şartlarının incelenmesi” başlıklı 115’inci maddesinde, dava koşulu eksikliğini saptayan mahkemece davanın usulden reddine karar verileceği belirtilmiştir. Diğer taraftan 2577 sayılı Kanunun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlığını taşıyan 2’nci maddesinde; idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve amaç yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları ile idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan zarar görenlerce açılan tam yargı davaları idari dava türleri olarak sıralanmış; “Görevli Olmayan Yerlere Başvurma” başlıklı 9. maddesinde; çözümlenmesi Danıştay’ın, idare ve vergi mahkemelerinin görevlerine girmesine karşın, adli yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi durumunda, bu konudaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren (30) gün içinde görevli mahkemede dava açılabileceği, görevsiz yargı makamına başvuru tarihinin, Danıştay’a, idare ve vergi mahkemelerine başvurma tarihi olarak kabul edileceği, adli yargı yerlerine açılan ve görevsizlik sebebiyle reddedilen davalarda, görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra, anılan (30) günlük süre geçirilmiş olsa da, idari dava açılması için öngörülen süre henüz dolmamış ise bu süre içinde idari dava açılabileceği bildirilmiştir. Bu nedenle, anılan yasal düzenleme ve açıklamalar ışığı
altında; idari yargı alanına giren davanın dava koşulu eksikliğine dayalı olarak usulden reddine karar verilmesi gerekirken, mahkemece eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu, görevsizlik kararı verilmesi isabetsizdir.
O halde, davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
S O N U Ç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 03.05.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy