Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, aksine kurum işleminin iptali ile 17.08.2009 tarihinden itibaren Bağ-Kur’dan yaşlılık aylığı bağlanması istemine ilişkindir.
Mahkeme, yazılı gerekçelerle davanın reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Yasanın 28. maddesinin 4 ve 5. fıkraları olup, anılan madde “...sigortalı olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarihten önce 25 inci maddenin ikinci fıkrasına göre malûl sayılmayı gerektirecek derecede hastalık veya özürü bulunan ve bu nedenle malûllük aylığından yararlanamayan sigortalılara, en az 15 yıldan beri sigortalı bulunmak ve en az 3960 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş olmak şartıyla yaşlılık aylığı bağlanır. Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmet sunucularının sağlık kurullarınca usulüne uygun düzenlenecek raporlar ve dayanağı tıbbi belgelerin incelenmesi sonucu, Kurum sağlık kurulunca çalışma gücündeki kayıp oranının; a) %50 ila %59 arasında olduğu anlaşılan sigortalılar, en az 16 yıldan beri sigortalı olmaları ve 4320 gün, b) %40 ila %49 arasında olduğu anlaşılan sigortalılar, en az 18 yıldan beri sigortalı olmaları ve 4680 gün, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş olmak şartıyla ikinci fıkranın (a) bendindeki yaş şartları aranmaksızın yaşlılık aylığına hak kazanırlar. Bunlar 94 üncü madde hükümlerine göre kontrol muayenesine tabi tutulabilirler.” hükmünü içermektedir.
Davacının, 15.08.1988-07.10.1988 arası dönemde 36 gün zorunlu SSK’lı olarak çalıştığı, 16.09.1998-devam şeklinde Esnaf Bağ-Kur sigortalısı sayılan davacıya, 31.10.2011 tarihi itibariyle 13 yıl 1 ay 15 gün hizmet verildiği ve 279,42 TL prim borcu tahakkuk ettirildiği, davacının, 17.08.2009 tarihli tahsis talebi ile 5510 sayılı Yasanın 28. maddesine göre Bağ-Kur’dan yaşlılık aylığı bağlanmasını talep ettiği, 19 Mayıs Üniversitesi Hastanesi tarafından düzenlenen 30.10.2009 tarihli sağlık kurulu raporunda; 1989 yılında araç içi trafik kazasına bağlı olarak beyin kanaması geçiren davacının, opere edildiği, sağ tarafta kuvvetsizlik ve konuşma bozuklu gerçekleştiği, özür durumuna göre tüm vücut fonksiyon kaybının %29 olduğu belirtilmiş, ... Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin 27.09.2010 tarihli sağlık kurulu raporunda ise; kafa travmasına bağlı sağ hemiparezi, hafif konuşma bozukluğu, hafif orta yürüme bozukluğu, ağır orta sağ üst ekstremite fonksiyon bozukluğu tanısı ile vücut fonksiyon kaybı oranının %58 olarak bildirildiği, 10.01.2011 tarihli Kurum Sağlık Kurulu kararında; 5510 sayılı Yasanın 28. maddesine yönelik talebin, yukarıdaki raporlara göre değerlendirildiği, ancak iki rapor arasındaki çelişki nedeniyle, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi’nden rapor alınması gerektiğinin kararlaştırıldığı, eldeki dava ile %58 oranındaki vücut fonksiyon kaybına ilişkin
rapora göre 17.08.2009 tarihi itibariyle emekliliğe hak kazanıldığının tespitinin talep edildiği, mahkemece, müteakip defalar verilen sürelere rağmen davacının yeni bir rapor alamayacağını %58 fonksiyon kaybına ilişkin rapora göre karar verilmesini talep ettiği, mahkemenin de çelişki giderilmeden karar verilemeyeceğini gerekçe göstererek, davanın reddine hükmettiği anlaşılmaktadır.
Mülga 506 sayılı Yasanın 109. maddesinde, “Sigortalıların sürekli iş göremezlik malullük ve erken yaşlanma hallerinin tespitinde, Kurum sağlık tesisleri sağlık kurullarınca verilecek raporlarda belirtilen hastalık ve arızaların esas tutulacağı, Kurumca verilen karara ilgililer tarafından itiraz edilmesi halinde Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunca karara bağlanacağı” hükmüne yer verilmiştir. Her ne kadar maddede, ilgililerin öncelikle, Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kuruluna başvurması gerektiği belirtilmiş ise de, ilgilisinin Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kuruluna başvurmadan doğrudan mahkemeye uyuşmazlığı getirme veya görülmekte olan davada sürekli iş göremezlik oranına itiraz etme hakkına sahip olduğu ve itiraz üzerine sürekli iş göremezlik oranının saptanması gerektiği yerleşmiş Yargıtay Kararları ile benimsenmiştir.
Buna göre, mahkemece, 506 sayılı Yasanın 109. maddesinde öngörülen prosedür doğrultusunda inceleme yapılarak, konu hakkında öncelikle Sosyal Sigorta Sağlık Kurulundan itiraz doğrultusunda rapor alınması, buna itiraz halinde Adli Tıp Kurumunun görüşüne başvurulması, söz konusu raporlar arasında çelişki ortaya çıkması durumunda ise, Tıp Fakültelerinin konuya ilişkin Ana Bilim Dalı uzmanlarından oluşturulan kurullardan rapor alınmak suretiyle sigortalının meslekte kazanma güç kaybı oranının kesin biçimde belirlenmesi ve tahsis koşulları irdelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.
Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki oldular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi, usul ve yasaya aykırı görülmüştür.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 21.05.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.