Mahkemesi :İş Mahkemesi
İşkazası sonucu vefat eden sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirlerin tazmini davasının yapılan yargılaması sonunda; ilâmda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne ilişkin hükmün süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi davacı avukatınca istenilmesi üzerine, dosya incelenerek, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 09.04.2013 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davacı adına Av. ... ile karşı taraf adına Av. ... geldiler. Duruşmaya başlandı. Hazır bulunan Avukatın sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı gün Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
Dava; iki raylı gezer vinç kurulması işinde, foklift ile getirilen ve takozlar üzerine konulan vinç ayağının altından halat geçirilmesi sırasında, vinç ayağının köşe kısmının sigortalının karın kısmına çarpması şeklinde oluşan 26.07.2010 tarihli iş kazasında vefat eden sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirlerin tahsili istemine ilişkin olup, davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Yasanın 21. maddesidir.
5510 sayılı Yasanın 21. maddesinde, “İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir.” hükmü öngörülmüştür. Anılan madde kusur sorumluluğuna dayanmakta olup, davalılar Kurumun rücu alacağından kusuru oranında sorumludurlar.
Olay nedeniyle yapılan iş müfettişi incelemesi sonucunda işveren %80, kazalı %20 oranında kusurlu bulunmuş, Mahkemece; yargılama aşamasında alınan, işveren ... Döküm San. ve Tic. A.Ş.’ni %40, sigortalıyı %60 16.04.2012 tarihli kusur raporu hükme esas alınarak, davalı işveren hakkındaki davanın kabulüne, diğer davalılar ustabaşı ..., ... operatörü ..., fabrika müdürü ... hakkındaki davanın reddine karar verilmiştir. Olay nedeniyle gerçek kişi davalılar hakkında ...1. Asliye Ceza Mahkemesi 2010/836 Esas sayılı ceza davası açılmış, söz konusu davanın yargılaması aşamasında alınan 21.11.2011 tarihli kusur raporunda ... ve ... tali kusurlu, ... asli kusurlu bulunmuş, ceza davasının sonucu ve kesinleşip kesinleşmediği araştırılmamıştır.
Mahkemece; 5510 sayılı Yasanın 21.maddesi madde uyarınca iş güvenliği mevzuatına göre hangi önlemlerin alınması gerekeceğini, bu önlemlerin işverence alınıp alınmadığını ve alınmış önlemlere sigortalı işçinin uyup uymadığını ve dayanağı mevzuat hükümlerini ayrıntılarıyla göstermeyen, soyut ifadelerin kullanıldığı, maddi olaya uygun olmadığı, iş müfettişi raporu ve ceza dosyasında alınan kusur raporu ile çeliştiği anlaşılan, yetersiz bilirkişi raporunun hükme esas alınarak karar verilmiş olması isabetli bulunmamıştır.
Borçlar Kanununun 53. maddesi hükmü gereğince, hukuk hakimi kesinleşen ceza mahkemesi kararındaki maddi olgu ile bağlı ise de, kusur raporu ve oranları ile bağlı değildir. Ceza mahkemesi kendine has usuli olanakları nedeniyle hükme esas aldığı maddi olayların varlığını saptamada daha geniş yetkilere sahiptir. Bu nedenle ceza mahkemesinde saptanacak maddi olayın yargısal bir kararla saptanmış olması gerçeğinin hukuk hakimini de bağlaması gerekir. Bu hal; Kamunun yargıya olan güveninin korunmasının bir gereği olduğu gibi, söz konusu Borçlar Kanununun 53. maddesinde öngörülen kuralın da doğal bir sonucudur. Nitekim bu husus, Yargıtay'ın yerleşmiş ve kökleşmiş görüşleri ile de kabul edilmiş bulunmaktadır.
5510 sayılı Yasanın 21. maddesi kapsamında kusur durumu saptanırken, iş güvenliği mevzuatına göre hangi önlemlerin alınması gerektiğinin, bu önlemlerin işverence alınıp alınmadığının ve alınmış önlemlere sigortalı işçinin uyup uymadığının 4857 sayılı Kanunun 77. maddesi hükmü doğrultusunda raporda tartışılması gerekir.
Ayrıca kamu düzeni düşüncesi ile oluşturulan işçi sağlığı ve iş güvenliği mevzuat hükümleri; işyerleri ve eklerinde bulunması gereken sağlık şartlarını, kullanılacak alet, makineler ve hammaddeler yüzünden çıkabilecek hastalıklara engel olarak alınacak tedbirleri, aynı şekilde işyerinde iş kazalarını önlemek üzere bulundurulması gerekli araçların ve alınacak güvenlik tedbirlerinin neler olduğunu belirtmektedir. Burada amaçlanan, yapılmakta olan iş nedeniyle işçinin vücut tamlığı ve yaşama hakkının önündeki tüm engellerin giderilmesidir.
Uygulamada önemli olan, işverenin iş kazasına neden olmuş hareketinin, işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı bulunup bulunmadığının tespiti işidir.
Bu konuda yapılacak ilk yargı işlemi, mevcut hükümlere göre alınacak tedbirlerin neler olduğunun tespiti işidir. Mevzuat hükümlerince öngörülmemiş, fakat alınması gerekli başkaca bir tedbir varsa, bunların dahi tespiti zorunluluğu açıktır. Bunların işverence tam olarak alınıp alınmadığı (=işverenin koruma tedbiri alma ödevi), alınmamışsa zararın bundan doğup doğmadığı, duruma işçinin tedbirlere uymamasının etkili bulunup bulunmadığı (=işçinin tedbirlere uyma yükümlülüğü) ve bu doğrultuda tarafların kusur oranı saptanacaktır.
Sorumluluğun saptanmasında kural, sorumluluğu gerektiren ve yasada belirlenmiş bulunan durumun kendi özelliğini göz önünde bulundurmak ve araştırmayı bu özelliğe göre yürütmektir.
Yukarıdaki bilgiler ışığı altında; dava konusu iş kazasının gerçekleştiği iş kolu ile, işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında uzman kişilerden seçilecek bilirkişi kurulundan, yukarıda sıralanan maddi ve hukuki olgular ışığında yeniden yapılacak incelemeyle; mevzuat uyarınca hangi önlemlerin alınması gerektiği, bu önlemlerin işverence alınıp alınmadığı ve alınmış önlemlere sigortalının uyup uymadığı, yönleri yargısal denetime elverir biçimde irdelenip, raporlar arasındaki çelişkiyi gideren rapor alınması, olay nedeniyle açılan ceza davasında sanık olan ..., ... ve ... hakkında mahkumiyet kararı verilip verilmediği ve kararın kesinleşip kesinleşmediği araştırılıp, verilen hapis, hapis cezasının paraya çevrilmesi, tecil edilmesinin sorumluluğu etkilemeyeceği; düşme, takipsizlik, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararların ise, kesinleşmiş mahkûmiyet kararları olarak kabul edilemeyeceği (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.02.2012 gün 2011/19-639 Esas, 2012/30 Kararı; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03.02.2009 gün ve 2009/4-13 Esas, 2009/12 Karar; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06.04.2010 gün ve 2010/2-76 Esas, 2010/77 Karar sayılı kararları) gözetilerek, mahkumiyetle sonuçlanması halinde, Borçlar Kanununun 53. maddesi gereğince bu kişilere bir miktar kusur verilmesi gerektiği gözetilip, varılacak sonuca göre hüküm kurulması gerekirken, hatalı değerlendirme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulması, öte yandan reddedilen miktarların hatalı tespiti sonucu davalılar yararına fazla vekalet ücretine hükmedilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, davacı avukatı yararına takdir edilen 990,00 lira duruşma avukatlık parasının davalıya yükletilmesine, temyiz harcının istek halinde davalılara iadesine, 09.04.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.