......
Davacı, 01.12.2009 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, ilamında belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davanın yasal dayanağı 1479 sayılı Yasanın 24, 25, 35 ve devamı maddeleri ile Geçici 10 maddesidir. 21.02.1986-01.07.2008 tarihleri arasında zorunlu, 01.07.2008-04.11.2009 (tahsis talep tarihi) tarihleri arasında isteğe bağlı 1479 ve 5510 sayılı Yasalar kapsamında sigortalılığı bulunan davacının, tahsis talebi sonrası kurumca 01.01.1992-31.12.1996 tarihleri arasında aralıklı 506 sayılı Yasaya tabi 1093 sigortalılığı gözetilerek, bu döneme yönelik zorunlu 1479 sayılı yasaya tabi sigortalılığı iptal edilerek, tahsis talebinin ret edildiği, mahkemece, davacının, Kurumun kabul ettiği sürelere göre 1479 sayılı Yasanın Geçici 10. maddesi gereği tahsis talep tarihi itibariyle 25 tam yıl prim ödeme süresinin dolmasına iki yıldan az süre kaldığı ve tahsis şartlarının oluştuğu gerekçesi ile sonuca gidildiği anlaşılmaktadır.
Taraflar arasında ihtilaf konusu olmayan sigortalılık sürelerine göre davacının 21.02.1986 tarihinden itibaren başlayan ve kesintili devam eden sigortalılığı nedeniyle, Geçici 10. maddenin 2. fıkrasının (g) bendi gereğince yaşlılık aylığı tahsisi için, 25 tam yıl primi ödenmiş sigortalılık ve 50 yaş şartına tabi olup, tahsis talep tarihi itibariyle 50 yaşını dolduran, 21.02.1986 tarihinden itibaren 506 sayılı Yasaya tabi sigortalılık süreleri ile askerlik borçlanması dahil 23yıl 4 ay 26 gün sigortalılığı bulunan davacı hakkında, Geçici 10 maddenin 2. fıkrasının “23.5.2002 tarihini takip eden aybaşı itibarıyla, kadın ise 20 tam yıl, erkek ise 25 tam yıl prim ödemiş olanlar ile prim ödeme sürelerinin dolmasına;
./....
-2-
… g) 7 tam yıldan fazla, 8 tam yıl veya daha az kalan kadınlara 46 yaşını, 9 yıl 6 aydan fazla, 11 tam yıl veya daha az kalan erkeklere 50 yaşını, …
Doldurmaları, kadın ise 20, erkek ise 25 tam yıl prim ödemeleri şartıyla ve talepte bulunmaları halinde, yaşlılık aylığı bağlanır.” hükmü karşısında, yaşlılık aylığı tahsis şartlarının gerçekleştiğinden bahsedilemez.
Hal böyle olunca, mahkemece, öncelikle, Kurumca kabul edilip iptal edilen ve taraflar arasında ihtilaf konusu olan 01.01.1992-31.12.1996 tarihleri arasında 506 sayılı Yasaya tabi sigortalılık süreleri haricindeki 1479 sayılı Yasaya tabi sigortalılık şartlarının varlığı irdelenmelidir.
Bilindiği gibi, 01.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1479 sayılı Kanunun 24 ve 25. maddelerinde “...kendi adına ve hesabına çalışanlar olarak nitelendirilen bağımsız çalışanlardan kanunla kurulu meslek kuruluşlarına yazılı olan gerçek kişiler...”, “meslek kuruluşuna yazılarak çalışmaya başladıkları tarihten itibaren” zorunlu ....... sigortalısı sayılmışken, anılan maddelerde 19.04.1979 gün ve 2229 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile meslek kuruluş kaydı zorunluluğu kaldırılarak, “kendi adına ve hesabına” çalışma koşulu ve belirtilen nitelikte çalışmaya başlama tarihi sigortalılık niteliğini kazanmak için yeterli kabul edilmiştir. 20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Kanun ile yapılan düzenlemede, kendi adına ve hesabına çalışma koşuluna ek olarak “gerçek ve götürü usulde gelir vergisi mükellefi olanlar” için mükellefiyetin başlangıç tarihinden, “kendi adına ve hesabına bağımsız çalışmakla beraber gelir vergisinden muaf olanlardan kanunla kurulu meslek kuruluşlarına usulüne uygun olarak kayıtlı olanlar” kayıtlı oldukları tarihten itibaren sigortalı sayılmaktadır.
22.03.1985 tarihinde yürürlüğe giren 3165 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikte ise, bu kez, kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan; “gerçek ve götürü usûlde gelir vergisi mükellefi olanlar, Esnaf ve Sanatkarlar Siciline kayıtlı bulunanlar veya kanunla kurulu meslek kuruluşuna usulüne uygun kayıtlı bulunanlardan” gelir vergisi mükellefi olanlar, mükellefiyetin başlangıç tarihinden, gelir vergisinden muaf olanlar ile vergi kaydı bulunmayanlar da Esnaf ve Sanatkarlar Siciline veya kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıt oldukları tarihten itibaren kendiliğinden sigortalı sayılmışlardır.
02.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4956 sayılı Kanun ile getirilen düzenlemede de; kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan; “gelir vergisi mükellefi olanlar ile, gelir vergisinden muaf olanlardan Esnaf ve Sanatkar Sicili ile birlikte kanunla kurulu meslek kuruluşuna usulüne uygun olarak kayıt olanlar” sigortalı sayılmışlardır.
Yukarıda açıklanan tüm bu Kanunlarla yapılan değişiklikler; önceki mevzuatın öngördüğü koşullara sahip olan sigortalıların, sigortalılık niteliklerine son vermemekte, değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarihten sonra Bağ-Kur sigortalılık
../....
-3-
niteliğini kazananlar yönünden yeni düzenlemeler içermektedir. Tersinin kabulü, kazanılmış hakları ortadan kaldırmak olur ki, bu durumun kabulüne yasaca ve hukukça olanak olmadığı açıktır.
Davacının, 1479 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalığının başlatıldığı tarihte yukarıda açıklanan 3165 sayılı Kanun ile getirilmiş şekli yürürlükte olup, ihtilaf konusu olan 01.01.1992-31.12.1996 tarihleri arasındaki .....’lı süreler haricindeki dönemde sigortalılık niteliğinin varlığı sorunu da, anılan düzenleme doğrultusunda çözümlenmelidir. Belirtmek gerekirse anılan düzenlemenin açıkça değindiği üzere, sigortalılığın oluşumu yönünden “kendi adına ve hesabına bağımsız çalışma” olgusunun varlığı zorunlu ve asli unsur olup, vergi dairesine ve meslek kuruluşuna kayıtlı olmak; anılan çalışmayı doğrulayan bir şekil şartından ibaret olduğu cihetle aksinin kanıtlanması olanaklıdır. Diğer bir anlatımla, bu gibilerin mesleki faaliyetlerine son verdiklerinin kanıtlanması halinde, artık somut bir çalışmaya dayanmayan, soyut ve sadece evrak üzerindeki oda/vergi/Esnaf Sicil Memurluğu kaydına itibar edilerek kişiyi sigortalı saymak, Kanunun amacına aykırı olacağı açıktır.
Davaya konu somut olayda; ihtilaf konusu dönemde oda ve esnaf sicil memurluğu kaydı bulunan davacının, anılan dönemde kendi nam ve hesabına çalışmasına ilişkin işyeri kayıtları araştırılarak, 1479 sayılı Kanunun 26. maddesinde düzenlenen, “sosyal güvenliğin vazgeçilmez ve kaçınılamaz” kamusal yapısı gereği yöntemince ve re’sen araştırma yapılarak, varılacak sonuç uyarınca, açıklanan yasal düzenlemeler çerçevesinde değerlendirme yapılıp, davacının 1479 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalı olarak kabul edilmesi gereken dönem, kuşku ve duraksamaya neden olmayacak şekilde belirlenmeli, zorunlu sigortalılık şartlarının bulunmaması halinde, 1479 sayılı Kanunun 79. ve Bağ-Kur İsteğe Bağlı Sigortalılık Yönetmeliğinin 5. maddelerine göre, isteğe bağlı Bağ-Kur sigortalısı olmak için Kuruma yazılı başvuru ya da isteğe bağlı sigortalı olma iradesini ortaya koyacak şekilde Kuruma prim ödemesinin varlığı koşul olup, davacının 1997 yılı ve sonrasında af kapsamında geçmişe yönelik prim ödemelerinin varlığı karşısında, anılan ödemelerin, ihtilaf konusu olan ihtilaf konusu olan 01.01.1992-31.12.1996 tarihleri arasındaki .....’lı süreler haricindeki dönemi kapsayıp kapsamadığı belirlenmeli, Medeni Kanunun 2. maddesinde düzenlenen iyiniyet kuralları çerçevesinde, Kurumun geçmişe yönelik prim borçlarını tahsil edip uzun süre nemalandırmasından sonra, anılan döneme yönelik sigortalılığın iptalinin iyiniyetle bağdaşmayacağı gözetilerek, geçmişe yönelik prim ödemelerinin kapsadığı sürenin isteğe bağlı sigortalılık süresi olarak kabulü gerektiği gözden uzak tutulmamalı, varılacak sonuca göre, yaşlılık aylığı tahsisi şartları değerlendirilerek süre yönünden tahsis şartlarının varlığı halinde, tahsiste esas
.../....
-4-
alınan sigortalılık sürelerine yönelik prim borcunun varlığı araştırılarak, bulunması halinde usul ekonomisi gözetilerek davacıya ödemesi için makul süre verilerek, varılacak sonuca göre karar verilmelidir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik araştırma ve hatalı değerlendirme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 01.07.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
......
Full & Egal Universal Law Academy