Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
Mahkeme, ilâmda belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davacı avukatı ve davalı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, davacı vekilinin temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-)Hüküm İş Mahkemesi'nden verilmiştir. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 8. maddesi hükmüne göre ise; İş Mahkemeleri'nden verilmiş bulunan nihai kararların, 8 gün içinde temyiz olunması gerekir.
Hüküm 19.12.2013 tarihinde davalı Kurum vekilinin yüzüne karşı yöntemince tefhim edilmiş, davalı Kurum vekilinin temyizi ise 28.12.2013 tarihinde vuku bulmuştur. Şu duruma göre anılan davalı Kurum yönünden 8 günlük temyiz süresi geçmiştir.
O halde, 01.06.1990 Tarih ve l989/3 E. 1990/4 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı da gözönünde tutularak davalı Kurum vekilinin temyiz dilekçesinin süre aşımı yönünden reddi cihetine gitmek gerekmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı Kurum vekilinin temyiz dilekçesinin süre aşımı yönünden REDDİNE,
2-) 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesidir. Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur.Bu bağlamda, hak kayıplarının
ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. “Prim Belgeleri” başlığını taşıyan 79. maddenin 10. fıkrasına göre; yönetmelikle belirlenen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları, Kurumca saptanamayan sigortalıların, çalıştıklarını, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilâm ile kanıtlayabildikleri takdirde, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayılarının dikkate alınacağı açıklanmıştır. Anlaşılacağı üzere, çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. Söz konusu Kanunun kabul edilip yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanunun 5. maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanunun 3. maddesiyle yeniden beş yıl olarak düzenlenmiş olup, halen geçerliliğini korumaktadır. Buna göre; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi yada çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihide kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır.
Somut olayda; davacı,Mart 1998 tarihinden 15.12.1998 tarihine kadar davalı şirketler ile organik bağı olduğunu iddia ettiği müteveffa Şerif Aydın'a ait işyerinde,bu tarihten sonra da, Nisan 2006'ya kadar davalı şirketlerde makinacı olarak çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.Mahkemece, Mart 1998-15.12.1998 tarihleri arasındaki mütevvefa Şerif Aydın'a ait işyerindeki çalışma iddiasi yönünden hak düşürücü sürenin geçtiğinden bahisle davanın reddine; davalı ... Tekstil İnş. Lmt Şti yönünden 03.04.2006-10.04.2006 tarihleri arasında çalıştığı ispat edilemediği gerekçesi ile davanın reddine; davalı ... Gıda, Turizm ve İnş. San. Tic. Lmt Şti yönünden ise 01.01.2001-07.02.2002 tarihleri arasında çalıştığının tespitine karar verilmiş ise de mahkeme karar eksik araştırma ve incelemeye dayalıdır.Zira, davacı başlangıçtan beri davalı ... Gıda, Turizm ve İnşaat San. Tic. Lmt. Şti'nde çalıştığını, şirketin daha sonra ünvan değiştirerek ... Tekstil İnş. Lmt. Şti.
olduğunu,Mart 1998'den 15.12.1998 tarihine kadar çalışmalarının geçtiği müteveffa ...'a ait işyerinin,davalı şirketler ile organik bağı olduğunu iddia etmektedir. ...'ın oğlu ... Gıda Turizm İnş San. Tic. Lmt Şti'nin ortakları arasında yer almadadır.
Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında; davacının, çalışmalarının geçtiği davalı şirketler arasında organik bağ ve ünvan değişikliği olup olmadığı ve mütevvafa ...'a ait işyerinin davalı şirketler ile organik bağının olup olmadığı araştırılmalı, organik bağ bulunması durumunda hakdüşürücü sürenin, kesintisiz şekilde devam eden çalışmanın sona erdiği yılın sonundan başlayacağı hususu gözetilerek sonucuna göre karar verilmelidir.
Mahkemenin, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda araştırma yaparak elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davacı avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 25.11.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy