Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, iş kazası sonucu vefat eden sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelir ile yapılan cenaze yardımının rücuan tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Davacı Kurum avukatı tarafından 11.12.2009 tarihinde mahkemeye sunulan dilekçe ile kararın temyiz incelemesinin istenildiği, bunun üzerine ilk derece mahkemesince 4.3.2010 tarihli ek karar ile istemin reddedildiği, anılan ek karar 4.3.2010 tarihinde kendisine tebliğ edilen davacı Kurum avukatı tarafından bu kez işbu ek karara karşı 8.3.2010 tarihinde temyiz yoluna başvurulduğu ve hükmün davalı ... avukatı tarafından da temyiz edildiği anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği konuşulup düşünüldü.
1-5502 sayılı ... Güvenlik Kurumu Kanunu'nun 36. maddesi hükmü uyarınca, davacı Kurum harçtan muaf olduğu halde, anılan düzenleme gözetilmeksizin muhtıra gereği temyiz giderlerini yatırmadığından bahisle temyiz dilekçesinin reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
2-Davacı Kurumun, iş kazası sonucu vefat eden sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelir ile yapılan cenaze yardımının rücuan tahsili amacıyla eldeki davayı açtığı, mahkemece kusur raporu alınmaksızın hak sahiplerine bağlanan peşin sermeye değerli gelirin tam kusur karşılığına hükmedildiği görülmüştür. ... 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/125 esas 2008/156 karar sayılı ilamında sanık ... hakkında kasten adam öldürme suçundan kamu davası açıldığı, yargılama sonunda sanığın mahkumiyetine karar verildiği, verilen kararın onama yoluyla kesinleştiği; sigortalının hak sahipleri tarafından tazminat talebine ilişkin açılan ... 10. İş Mahkemesinin 2009/130 esas 2009/488 karar sayılı dosyasında ise davanın kabulüne karar verildiği görülmüştür.Borçlar Kanununun, Ceza Hukuku ile Medeni Hukuk arasında münasebet başlıklı 53. maddesine göre, "Hakim, kusur olup olmadığına ... karar vermek için ceza hukukunun mesuliyete dair ahkamıyla bağlı olmadığı gibi, ceza mahkemesinde verilen beraat kararıyla da mukayyet değildir. Bundan başka ceza mahkemesi kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarını tayin hususunda dahi hukuk hakimini takyit etmez." Bu hükümden çıkan genel sonuç, hukuk hakiminin genelde ceza mahkemesinden verilen "hükümlülük" kararı ile bağlı olmasıdır. Şüphe yoktur ki, bu kararın "kesin nitelikte" bir karar olması gerekir. Bu durumda, halledilmesi gereken sorun, bağlılığın kapsamının ne olması gerekeceğidir. Başka bir anlatımla, ceza mahkemesinin kesinleşen hükümlülük kararında, öncelikle maddi olguların saptanması, bu olgulara bağlı olarak suç teşkil eden bir fiilin, yada, kusurlu hareketin var olup olmadığı, varsa, kusurun derecesi ve bunun sonucunda doğan zarar miktarının ne olduğu söz konusudur. Saptanacak maddi olgulara göre, ceza mahkemesince kusurun varlığı kabul edildiğinde, "bu kusurun" suç teşkil edip etmeyeceğinin taktirinin, Ceza Hukukunun mesuliyete ilişkin esas ve ilkeleriyle yapılabileceği ortadadır.
Diğer taraftan, saptanacak her kusurlu hareketin hukuki yönden sorumluluk gerektirdiği de söylenemez. Giderek, Ceza Hukuku yönünden suç teşkil etmeyen "kusur" halinin, genel anlamda Medeni Hukuk yönünden sorumluluğu gerektirebileceği de açıktır. Bu nedenle; hukuk hakiminin "...kusur mevcut olup olmadığına ..." karar verebilmesi için ceza hükmü ile bağlı olmayacağı ilkesinin sebebi ortadadır. Bu ilkenin tabii sonucu olarak da, kusur derecesinin takdiri ve bundan doğacak "... zarar miktarının tayini..." hususlarında da hukuk hakiminin ceza mahkemesi kararı ile bağlı olmayacağı ilkesinin nedeni yasada kabul edildiği şekilde açıktır. Ne var ki, ceza mahkemesi, kendine has usuli kurallar nedeniyle, hükme esas aldığı maddi olayların varlığını saptamada daha geniş yetkilere sahiptir. Bu nedenle, ceza mahkemesinde saptanacak maddi olayın yargısal bir kararla saptanmış olması gerçeğinin hukuk hakimini de bağlaması gerekir. Bu hal, Kamunun yargıya olan güveninin korunmasının bir gereği olduğu gibi, söz konusu Borçlar Kanununun 53. maddesinde öngörülen kuralında doğal bir sonucudur. Nitekim, bu husus Yargıtayın yerleşmiş ve kökleşmiş görüşleri ile de, kabul edilmiş bulunmaktadır. Şu halde, hukuk hakimi ceza mahkemesince saptanan maddi olaylarla bağlı olup, orada belirlenen kusur oranlarıyla bağlı değildir.
Öte yandan davanın yasal dayanağı olan 506 sayılı Kanunun 26’ncı maddesi uyarınca sorumluluk, kusur sorumluluğuna dayanmakta olup, “İşverenin sorumluluğu” başlığını taşıyan 26’ncı maddesinin birinci fıkrası gereğince, işverenin rücu alacağından sorumluluğu, ancak kastı veya işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi ya da suç sayılabilir bir davranışının varlığı halinde olanaklıdır. Başka bir anlatımla, işverenin yalnızca, fıkrada öngörülen sınırlı sayıdaki durumlarda sorumluluğu söz konusudur. Yapılan açıklamalar çerçevesinde; kusur oran ve aidiyetinin belirlenmesi amacıyla ... 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/125 esas 2008/156 karar sayılı dosyası ile ... 10. İş Mahkemesinin 2009/130 esas 2009/488 karar sayılı dava dosyalarının getirtilerek, (iş güvenliği) uzman olan bilirkişiden alınacak rapor ile iş güvenliği mevzuatına göre hangi önlemlerin alınması gerektiğinin, bu önlemlerin işverence alınıp alınmadığının ve alınmış önlemlere sigortalı işçinin uyup uymadığının 4857 sayılı Kanunun 77. maddesi hükmü doğrultusunda tartışılarak yapılacak değerlendirme sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir. Mahkemece, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda inceleme yapılarak elde edilecek sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, ayrıca ilk peşin sermaye değerine “... yardım zammı” nın dahil edilmemiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı Kurum ve davalı vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ:
1-4.3.2010 tarihli ek kararın BOZULMASINA,
2-3.12.2009 tarihli asıl kararın BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılara iadesine, 15.04.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy