Mahkemesi :İş Mahkemesi
Davacı, borçlanma istemini reddeden Kurum işleminin iptalini; borçlanma talep tarihinde Türk Vatandaşı olma şartı aranmaksızın, yurt dışında Türk Vatandaşı olarak geçirilen süreleri 3201 sayılı Yasa uyarınca borçlanılabileceğinin tespitini; borçlanma bedelinin, borçlanma talep tarihindeki prim tutarları üzerinden belirlenmesini; .... Sigortasına giriş olan 01.03.1985 tarihinin, Türkiye’de sigorta başlangıcı olarak kabulünü ve 3201 sayılı Yasa kapsamında yapılacak borçlanmanın 5510 sayılı Yasanın 4/I-a maddesi kapsamında sayılması gerektiğinin tespitini istemiştir.
Mahkeme, borçlanma talep tarihinde Türk Vatandaşı olma şartı aranmaksızın, 18 yaşından sonraki yurt dışı sürelerini 3201 sayılı Yasa uyarınca borçlanılabileceğinin tespitine, ...Sigortasına giriş olan 01.03.1985 tarihinin, Türkiye’de sigorta başlangıcı olarak kabulüne; borçlanma bedelinin, hükmün kesinleşmesi sonrası yeniden yapılacak başvuru tarihindeki prime esas asgari kazanca göre saptanmasına karar verirken; yurt içi sigortalılık kayıt ve tescili bulunmadığı için,yapılacak borçlanmanın 5510 sayılı Yasanın 4/1-b maddesinde öngörülen sigortalılık niteliğinde olacağından, 4/1-a maddesine yönelik davacı isteminin reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacı ile davalı Kurum vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, taraf vekillerinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
a)Borçlanma talep tarihinde Türk Vatandaşı olma şartı aranmaksızın, yurt dışında Türk Vatandaşı olarak geçen süreleri 3201 sayılı Yasa uyarınca borçlanılabileceğinin tespiti istemine ilişkin olan davada; davacının 16.06.1995 tarihi itibarıyla izinle çıkarak Türk Vatandaşlığını kaybetmiş olması gözetilerek, borçlanmaya konu yurt dışı süresinin, Türk Vatandaşlığının kaybedildiği 16.06.1995 tarihi ile sınırlandırılması gerekirken, hükmün 1 no’lu bendinde, 18 yaşın ikmali sonrası tüm yurt dışı sürelerinin borçlanılabileceğinin tespitine karar verilmesi hatalıdır.
b)Uzun vadeli sigorta kolları bakımından sigortalılık süresini düzenleyen 5510 sayılı Yasanın 38’inci madde hükmü; malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarının uygulanmasında dikkate alınacak sigortalılık süresinin başlangıcını; sigortalının, 5417, 6900, 506, 1479, 2925, 2926 ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Emekli Sandığı Kanununa, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun geçici 20’nci maddesi kapsamındaki sandıklara veya bu Kanuna tâbi olarak malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi olarak ilk defa kapsama girdiği tarih olarak kabul edileceğini; kanunun uygulanmasında 18 yaşından önce malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tâbi olanların sigortalılık süresinin, 18 yaşının ikmal edildiği tarihte başlamış olacağını, bu tarihten önceki süreler için ödenen malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primlerinin, prim ödeme gün sayısı hesabına dahil edileceğini öngörürken, Uluslararası sosyal güvenlik sözleşme hükümlerinin saklı bulunduğu ifade edilmiştir.
Öte yandan, Anayasamızın 90/son maddesi uyarınca, yöntemince yürürlüğe konulmuş Uluslararası sözleşmeler kanun hükmünde olduğu gibi, normlar hiyerarşisi yönünden uluslararası sözleşme kurallarına uygulamada yasal güç tanınmakta ve bu kuralların uygulanma önceliği de haiz bulunmaktadır.
10.04.1965 tarihli resmi gazetede yayımlanarak 01.11.1965 tarihi itibarıyla yürürlüğe giren Türkiye Cumhuriyeti ile Almanya Federal Cumhuriyeti arasında imzalanan Sosyal Güvenlik Sözleşmesinin uzun vadeli sigorta kollarından olan “Malüllük, Yaşlılık ve Ölüm Sigortaları(aylıkları)” başlıklı beşinci bölümde düzenlenen konuya ilişkin Ek Sözleşmenin 29’uncu maddesi “Türk Sosyal Sigorta Mercii için aşağıdaki hususlar geçerlidir: …
(4) Bir kimsenin Türk sigortasına girişinden önce bir Alman rant sigortasına girmiş bulunması halinde, ... Sigortasına girişi, Türk Sigortasına giriş olarak kabul edilir. ..” hükmünü öngörmüştür.
Anılan Uluslararası sözleşme hükmü ile, sözleşme hükmünün düzenlendiği bölüm birlikte değerlendirildiğinde; bir kimsenin Türk sigortasına girmeden önce, sözleşme hükmü kapsamında, malüllük, yaşlılık ve ölüm Sigortalarından ...sigortasına girmiş bulunması halinde, rant sigortasına giriş tarihinin, Türk sigortasına giriş tarihi olarak kabul edilmesi gerekecektir.
Somut olayda, dava dosyası içerisinde yer alan 02.02.2010 günlü Alman sigorta kurumuna ait sigorta hesabında, davaya konu yapılan ve rant sigortasına giriş tarihi olarak öngörülen 01.03.1985 tarihini de içeren 23.01.1985-31.03.1985 tarihleri arası dönemde “Mutterschutz Schwangerschaft (hamilelik/analık koruması)” , 01.04.1985-30.04.1985 tarihleri arası dönemde ise “pflichtbeitragszeit für kindererziehung(çocuk eğitimi için zorunlu prim dönemi)” sürelerinin dönüşümlü olarak kayıtlı bulunması karşısında; anılan sigorta hesabındaki kayıtlı sürelerin , yukarıda bahsedilen Uluslararası Ek Sözleşme hükmü kapsamında, uzun vadeli sigorta kollarından olan malüllük, yaşlılık ve ölüm Sigortalarından Alman rant sigortasına giriş niteliğinde bir sigortalılık süresi olup olmadığı usulünce araştırılmalıdır. Yapılacak araştırma neticesi, rant sigortası kapsamında bulunmadığının anlaşılması halinde, Türk-Alman Sosyal Güvenlik Sözleşmesinin sigorta başlangıcına dair yukarıdaki sözleşme hükmünün uygulanmasını gerektirecek nitelikteki rant sigortasına giriş tarihi açıkça belirlenmeli ve böylece davacı istemi bu çerçevede yeniden değerlendirilerek varılacak sonuca göre karar verilmelidir.
Öte yandan, Türk-Alman Sosyal Güvenlik Sözleşmesinin sigorta başlangıcına dair sözleşme hükmünün uygulanmasını gerektirecek nitelikte ... sigortasına giriş tarihi belirlendikten sonra; davacı tarafa yöntemine uygun şekilde verilecek mehille, belirlenen ... sigortasına giriş tarihini de içerecek şekilde ve 30.12.2011 borçlanma talep tarihinde ki şartlar çerçevesinde yurt dışı borçlanması,
5510 sayılı Yasanın 4/1-b madde kapsamında öngörülen sigortalılık niteliğinde olmak üzere, usulünce sağlanmalı ve borçlanmanın varlığı halinde, sigorta başlangıcına hükmedilmesi gerekirken, henüz yapılmış bir borçlanma işlemi bulunmadan, sigorta başlangıcına hükmedilmesi isabetli görülmemiştir.
c) Öte yandan, 3201 sayılı Yasanın “Döviz ile değerlendirme” başlıklı 4.Maddesi “Sosyal güvenlik kuruluşlarınca döviz ile değerlendirilecek sürelerin her bir günü için tahakkuk ettirilecek prim, kesenek ve karşılık borcu tutarı bir dolardır. Dövizin cinsi ve miktarı Bakanlar Kurulu Kararı ile değiştirilebilir. Değişen miktar, tahakkuk ettirilmiş borçlarının tamamını ödememiş olanların bakiye borç sürelerine de uygulanır….” Hükmünü; aynı yasanın geçici 2.Maddesinin ikinci fıkrası ise “Ancak, 4 üncü madde hükümlerine göre tahakkuk ettirilen borç miktarı, ödeme tarihindeki doların Türk Lirası karşılığı esas alınarak hesap ve tahsil edilir.” Hükmünü içermekte iken; anılan geçici 2.madde, 5510 sayılı Yasanın 106.maddesi ile tamamen yürürlükten kaldırıldığı gibi; aynı yasanın 4.maddesi de, 08.05.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5754 sayılı yasanın 79.maddesiyle değişikliğe uğramıştır.
5754 sayılı Yasanın 79.maddesiyle değişik 3201 sayılı Yasanın “Borçlanma tutarı ve borçlanma tutarının iadesi” başlıklı 4.maddesi ise, “Borçlanılacak her bir gün için tahakkuk ettirilecek borç tutarı, başvuru tarihindeki 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 82 nci maddesinde belirtilen prime esas asgari ve azamî günlük kazanç arasında seçilecek günlük kazancın % 32'sidir. Ancak, prime esas asgari günlük kazancın altında olmamak üzere borçlanma tutarına esas alt sınırı farklı bir miktarda belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir…” hükmünü içermekte olup; anılan madde içeriğinden de açıkça anlaşılacağı üzere, 3201 sayılı Yasa kapsamındaki borçlanmalarda, borçlanma tutarının belirlenmesindeki “ödeme tarihi” kıstası, “borçlanma başvuru tarihi” olarak değişikliğe uğramıştır.
Şu halde, 3201 sayılı Yasa kapsamındaki borçlanma nedeniyle belirlenecek borçlanma tutarının, yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde, borçlanma başvuru tarihinde(somut olayda 30.12.2011) geçerli asgari prime esas kazanç üzerinden hesaplanarak saptanması gerektiğinin tespitine karar verilmesi gerekirken, hükmün kesinleşmesi sonrası yeniden yapılacak borçlanma başvuru tarihi esas alınarak tespit hükmü kurulması isabetli görülmemiştir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın, eksik inceleme ve araştırmayla yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 02.05.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy