Mahkemesi :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
Dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Mahkemece yapılan yargılama neticesinde, davacı vekiline hesap raporu alınması için gerekli masrafların yatırılması için kesin süre verilmiş, davacıya verilen kesin süre içerisinde yatırılmadığı, uyuşmazlığın hakimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki ve mesleki bilgi ile çözülemeyeceğinden, ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.
Dava konusu olayda çözülmesi gereken husus, davalının kurum alacağından sorumlu olacağı miktarın tespiti yönünden bilirkişi incelenmesine gerek duyulup duyulmadığı, bir başka ifade ile bu yönde yapılacak değerlendirmenin genel ve hukuki bilgi niteliğinde olup olmadığı, buna bağlı olarak bilirkişi incelemesi için gerekli olan giderlerin yatırılması yönünde davacıya verilen kesin sürenin sonuçlarının söz konusu uyuşmazlıkta gözetilip gözetilmeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Hukuk Muhakemeleri Kanununun 266. (mülga HUMK 275) maddesi uyarınca “…Hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz.”
Dava; 22.06.2005 tarihli trafik-iş kazasında vefat eden sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirlerin tahsili istemine ilişkin olup, davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasanın 9 ve 10. maddeleridir. Anılan madde hükümlerine göre, sigortalı çalıştırılmaya başlandığının süresi içinde kuruma bildirilmemesi halinde Kuruma bildirilmeyenler için iş kazası, meslek hastalığı, hastalık ve analık hallerinde gerekli sigorta yardımlarının Kurumca sağlanacağı, ancak, sağlanan bu yardımların ve yapılan masrafların bağlanan gelirlerin aynı yasanın 26. maddesinde yazılı sorumluluk halleri aranmaksızın işverene ayrıca ödettirileceği öngörülmüştür.
Sigortalının davalı şirkete ait işyerine işe girişinin, süresinde Kuruma bildirilmemesi nedeniyle, davalı yönünden davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Kanunun 9 ve 10. maddesindeki koşulların oluştuğu, hükme esas alınan kusur
raporunda trafik kazasında, dava dışı araç sürücüsü Yusuf Ziya Kara’nın %100 kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre, iş kazasının oluşumuna etken kusuru bulunmayan davalı şirketin, 506 sayılı Yasanın 10. maddesi uyarınca tazminle sorumlu bulunduğu miktar; sigortalıya bağlanan ilk peşin sermaye değerli gelir miktarı ile ödemeler üzerinden, % 50 oranından aşağı olmamak üzere mahkemece takdir edilecek oranda Borçlar Kanunu’nun 43 ve 44. maddeleri uyarınca yapılacak indirime göre belirlenmelidir.
Kurum tarafından ibraz edilen belgelerden, hak sahiplerine bağlanan ilk peşin sermaye değerli gelir, geçici iş göremezlik ödeneği ve tedavi masraflarının miktarlarının ne kadar olduğu bellidir. Borçlar Kanununun 43. ve 44. maddeleri uyarınca belirlenecek oranda, rücu alacağından indirim yapılması gerektiği yönünde yapılacak bir değerlendirme ise, hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi gereken bir konudur. HMK’nun 266. maddesi hükmü gereğince bu gibi konularda bilirkişi incelemesine gidilemez. Bu nedenle de bilirkişi incelemesi için gerekli giderler yönünden verilen kesin sürenin sonuçları söz konusu uyuşmazlıkta gözetilemez.
Mahkemece; yukarıda açıklanan maddi ve hukuki ilkeler gözetilmeksizin yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 12.11.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy