Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava rücuen tazminat istemine ilişkindir.
Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar vermiştir.
Hükmü, davalı ... ve ... Sigorta AŞ avukatlarının temyiz etmeleri üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-Davalıların aşağıda belirtilen temyiz itirazları dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine,
Dava, trafik-iş kazası sonucu vefat eden sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelir nedeniyle, oluşan kurum zararının, davalılardan teselsülen tahsili istemine ilişkin olup; mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, mahkemece, 3. kişi konumundaki ... tarafından davanın ıslahı üzerine zamanaşımı def'inde bulunulmuştur.
Zararlandırıcı sigorta olayına neden olan 3. şahıslar yönünden; üçüncü kişi ile sigortalı arasında akdi bir ilişki söz konusu olmayıp 506 sayılı Kanunun 26/2 maddesi ile Borçlar Kanununa yollamada bulunulduğundan, Borçlar Kanunun 60. maddesinde öngörülen bir ve on yıllık haksız fiil zamanaşımı süresinin uygulaması gerekir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 109. maddesi hükmüne göre, motorlu araç kazalarından doğan zararların tazminine ilişkin taleplerde ise, iki ve her halde kaza gününden başlayarak on yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğinde tereddüt yoktur.
Kurum ceza davasına müdahil olarak katılamadığından, rücu davalarında Borçlar Kanununun 60. maddesindeki ceza zamanaşımı uygulanmamaktadır.
Maddedeki zamanaşımı süresi, zararın ve eylemi gerçekleştirenin (failin) öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlamakta olup, Kurumca zararın öğrenilme Tarihinin, giderlerin sarf ve ödeme günü olduğu açıktır. Tazminat yükümlüsünün öğrenilme tarihine ilişkin olarak ise, Kurumun yetkili organının faili öğrendiği tarih isas alınmalıdır. Bu kapsamda; ceza mahkemesince yargılanıp hakkında cezalandırma kararı verilen üçüncü kişi yönünden, Kurumun, ceza kararının kesinleştiği tarihte, (hükmün açıklanmasının geri bırakılması halinde bu kararın kesinleşme tarihi) faili öğrendiği kabul edilmeli, cezalandırma kararının söz konusu olmadığı durumlarda ise, yöntemince yapılacak araştırma sonunda tazminat yükümlüsünün kim olduğunun öğrenilme tarihi açıklıkla saptanmalıdır. Önemle belirtilmelidir ki, zamanaşımı süresinin, hem zararın, hem de tazminat yükümlüsünün öğrenildiği tarihten itibaren, bir başka anlatımla, ancak, her iki olgu gerçekleştikten sonra işlemeye başlayacağı dikkate alınmalıdır.
Yapılan açıklamalar çerçevesinde; 3. kişi konumundaki davalı sürücü yönünden 2918 sayılı Yasanın 109. maddesinde öngörülen 2 ve 10 yıllık zamanaşımı süresinin geçip geçmediği araştırılmalıdır.
Sigorta şirketleri, sigortaladığı aracın sürücüsü ile şayet tespit edilmişse araç malikinin kusurlarıyla ve poliçe limitleriyle sınırlı biçimde zarardan sorumlu tutulabilirler. Zorunlu Mali Mesuliyet sigortası veya İhtiyari Mali Mesuliyet Sigortası ile teminat altına alınan sorumluluk miktarları, kişi başına ve kaza başına olmak üzere iki yönlü sınırlamaya tabi tutulmuştur. Zararlandırıcı sigorta olayında bir kişi yaralanmış veya ölmüşse; sigorta şirketi, sigortalıya veya onun ölümü halinde hak sahiplerine poliçede gösterilen kişi başına belirlenen limitle sınırlı biçimde ödemede bulunmak suretiyle sorumluluktan kurtulmuş olacaktır. Aynı kazada birden fazla kişinin yaralanması veya ölmesi durumunda ise; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 96. maddesi uyarınca, zarar görenlerin tazminat alacakları; sigorta sözleşmesinde öngörülen sigorta tutarından fazla ise zarar görenlerden her birinin sigortacıya karşı yöneltebileceği tazminat talebi sigorta tutarının teminat alacakları toplamına olan oranına göre indirime tabi tutulması gerekir. Başka bir anlatımla, poliçede öngörülen en yüksek güvence limitinin, kazadan zarar görenler arasında sayı ve zararları da gözetilerek garameten bölüştürülmesi gerekmektedir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 07.05.1981 gün ve 1981/1861-2242 ve 01.05.1997 gün ve 1997/2379 – 3095 sayılı Kararları ile 19.Hukuk Dairesinin 05.02.1996 gün ve 6601-937 sayılı Kararları da bu doğrultudadır. (Bkz.Işıl Ulaş, Uygulamalı Sigorta Hukuku Sh.594 vd, 693 vd.)
Dava konusu somut olayda; davalı sigorta şirketinin, Kuruma limit dahilinde ödeme yaptığını savunduğu halde, yukarıda açıklanan ilkelere göre, kaç kişinin ölüp kaç kişinin yaralandığı ve kime ne ödeme yapıldığı konusunda gerekli araştırma ve inceleme yapılmaksızın, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Öte yandan, dava dilekçesine ekli ilk peşin değer cetveli ile Kurum tarafından sonradan gönderilen ilk peşin değer cetveli arasında çelişki bulunduğundan, hak sahiplerine bağlanan gelirin ilk peşin değeri kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespit edilmelidir.
Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki esaslar çerçevesinde araştırma yapılarak, karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme neticesi yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davalılardan ... ve ... Sigorta A.Ş. avukatlarının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılardan davalı ... ve ... Sigorta AŞ'ye iadesine, 07.11.2013 gününde karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy