Mahkemesi :İş Mahkemesi
Davacı, fiili olmadığını belirterek, 26.12.1996-27.12.1996 tarihleri arasındaki bir günlük zorunlu SSK’lı bildirimin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, bozmaya uyularak, yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı ile davalılardan Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davanın kabulüne dair önceki hüküm, Dairemizin hümüne uyulan 10.07.2012 gün 2012/8997-13676 karar sayılı ilamıyla; “Davacının, davaya konu süreyi de kapsayacak biçimde 23.01.1986 tescil-30.01.2008 terk olmak üzere 1479 sayılı Yasanın 79. maddesi kapsamında isteğe bağlı Bağ-Kur sigortalısı olup, prim borcunun bulunmadığı ve 22 yıl 8 gün isteğe bağlı hizmet verildiği, öte yandan; davalı işyerinden düzenlenen 26.12.1996 tarihli işe giriş bildirgesine istinaden, 26.12.1996-27.12.1996 tarihleri arasında davacı adına bir gün bildirim yapılıp hizmet cetveline tescil edilen bu çalışmanın da primlerinin ödendiği anlaşılmaktadır.
Mahkeme, herhangi bir araştırma yapmaksızın, dava dışı başka bir limited şirkette 01.09.1998-02.09.1998 arası bir günlük bildirimin Ankara 3. İş Mahkemesinin ... esas 2008/809 karar sayılı ilamıyla iptal edildiğini ve kesinleşen kararla 23.01.1986- 30.01.2008 arası dönemde davacının sürekli Bağ-Kur’lu olduğunun belirlendiğini gerekçe göstererek istek gibi davanın kabulüne karar vermiştir. Mahkemece, yukarıda bahsi geçen dava dosyasının, eldeki dava bakımından bağlayıcı olmayacağı, kaldı ki, isteğe bağlı sigortalılığı düzenleyen 1479 sayılı Yasanın 79. maddesinin; isteğe bağlı sigortalılık için diğer koşullar yanında, herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna tabi zorunlu sigortalı olunmaması koşulunu da öngördüğünü gözetmeksizin yazılı biçimde hüküm tesis edilmesi yerinde görülmemiştir. Yapılacak iş; davaya konu çalışmanın gerçek ve fiili olmadığı
./..
yönündeki iddianın doğruluğunu teyit eden ve mevcut durumun aksini gösteren aynı nitelikteki delillerin bulunup bulunmadığını yöntemince araştırıp sonucuna göre bir karar vermekten ibarettir. Şayet, bu yönde yeterli ve nitelikli delillerin elde edilememesi halinde, zorunlu sigortalılık ile isteğe bağlı sigortalılığın çakışması durumunda, zorunlu sigortalılığa üstünlük tanınması gerektiği yönündeki temel ilke gözden uzak tutulmamalıdır.” gerekçesiyle bozulmuştur.
Bozma sonrası sürdürülen yargılama sürecinde, mahkemece herhangi bir araştırma yapılmamış, bu yönde delillerini bildirmek üzere kendisine süre verilen davacı ise, mahkemeye sunduğu yazılı beyanında fiili çalışması olmadığına ilişkin iddialarını tekrar etmiş ancak bunun dışında herhangi bir delil göstermemiştir. Mahkeme de bir günlük çalışmanın bulunmadığı iddiasının kanıtlanmadığını, çakışma halinde zorunlu sigortalılığa öncelik verilmesi gerektiğini belirterek davanın reddine karar vermiştir.
Bozmaya uyulduğuna göre, mahkemece, bozma ilamına uygun olarak yargılama yapma ve hüküm tesis etme zorunluluğu doğar. Hal böyle olunca da, uyuşmazlık konusu bir günlük bildirimin, 506 sayılı Kanunun 2 ve 6. maddelerinde öngörüldüğü şekilde hizmet akdine dayalı olarak eylemli ve gerçek biçimde çalışmanın sonucu olup olmadığının yöntemince araştırılıp açıklığa kavuşturulması gerekir. Başka bir anlatımla; usulen düzenlenen ve süresi içerisinde Kuruma verilen işe giriş bildirgesi kişinin işe girdiğini gösteren yazılı delil niteliğinde ise de fiili çalışmanın ortaya konması açısından tek başına yeterli kabul edilemez.
Bu yönde; 26.12.1996 tarihli işe giriş bildirgesi ile davacıya verilen sigorta sicil numarasının hangi yıla ait serilerden olduğu Sosyal Güvenlik Kurumundan sorularak belirlenmeli, davalı Kurum savunması gözetilerek giriş bildirgesindeki imzanın davacıya ait olup olmadığı yönünde bilirkişi incelemesi yaptırılmalı, Kurum nezdindeki çalışma dönemine ilişkin kayıtlar değerlendirilerek, sigortalının çalışmasının gerçek olup olmadığı hususunda bilgi sahibi olabilecek kişiler saptanarak, tanık sıfatıyla dinlenmeli ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre tespit ve tahsis talebi yönünden hüküm tesis edilmelidir.
Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeksizin eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davacı ile davalılardan Kurum avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli, hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istem halinde davacıya iadesine, 21.05.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.