Mahkemesi:İş Mahkemesi
Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, bozmaya uyularak, yapılan yargılama sonucu ilamında belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalılardan Kurum ve davalı ... vekilleri ile ... mirasçılarından ..., ... ve ... tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davacı, ... tarihinden 1996 yılına kadar arasında aralıksız olarak davacıya ait zeytinyağı fabrikasında çalıştığının tespiti istemine ilişkin olup; mahkemece, davacının kuruma bildirilen günler dışından 2814 gün daha çalışmalarının tespitine karar verilmiştir.
1-Bozma sonrası yapılan yargılamada davacının vekili aracılığıyla davalı ... AŞ. hakkındaki davasından feragat ettiği anlaşılmaktadır.
Çekişmeli yargıda kural olarak, “tasarruf ilkesi” geçerlidir ve taraflar dava konusu üzerinde serbestçe tasarrufta bulunabilirler. Bu suretle davaya son verilebilmesinin bir yöntemi davadan feragattir ve anılan kurum 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 307 ila 312'nci maddelerinde (mülga 1086 sayılı Hukuk Usûlü Muhakemeleri Kanunu'nun 91 ila 94'üncü maddelerinde) düzenlenmiştir.
Feragat, davayı kesin olarak sonuçlandıran bir hukuki neden olduğundan, hâkim karar verdikten sonra dahi belgelendirilen feragat üzerine davanın bu nedenle reddine karar verebilir ise de, Yargıtay uygulamalarında (örneğin Hukuk Genel Kurulu’nun 21.10.1981 gün 1981/2-551, 1981/683 ve 02.6.1982 günlü 1982/376-547sayılı kararları ile 11.04.1940 gün ve 1939/15-1940/70 sayılı tevhidi içtihat kararının gerekçesinden esinlenen uygulama) hüküm temyiz edildikten sonra vaki feragat üzerine mahkemece kendiliğinden bir karar verilmeyerek Yargıtay’ın bu konuda (feragat konusunda) mahkemece bir karar verilmek üzere hükmün bozulmasına dair verilecek kararından sonra ancak dosyayı ele alabilir.
Diğer taraftan 506 sayılı Kanunun 6. maddesinde ve 5510 sayılı yasanın 7. ve 8. maddelerinde çalıştırılanların işe alınmalarıyla kendiliğinden sigortalı olacakları, sigortalılar ile bunların işverenleri hakkında sigorta hak ve yükümlerinin sigortalının işe alındığı tarihten başlayacağı, bu suretle sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamayacağı ve vazgeçilemeyeceği yönünde düzenleme yapılmış olmakla, buna göre sigortalı olmak, kamu düzenine ilişkin, kişiye bağlı, vazgeçilemez ve kaçınılamaz hak ve yükümlülük doğuran bir hukuksal statü meydana getirmektedir ve kişiler ile sosyal güvenlik kuruluşlarının bu statünün oluşumundaki rolü de, yenilik doğurucu ve iradi bir durum değil, kanun gereği kendiliğinden oluşan statüyü belirlemekten ibarettir. Dolayısıyla, sosyal güvenlik hakkından 6100 sayılı Kanun hükümleri kapsamında feragat olanaksız olduğu gibi sigortalılığın ve sigortalı hizmetlerin tespitine ilişkin davadan da feragat edilemez. Ancak, anılan Kanunun 123. maddesinde düzenlenen hak kullanılabilir ve ileride yeniden dava açabilme hakkı saklı tutularak, davalının açık rızası ile dava geri alınabilir veya 150. maddede öngörülen hak ve olanaktan yararlanılarak dava takip edilmeyip yenileninceye kadar dosyanın işlemden kaldırılması ve giderek davanın açılmamış sayılması sonucu elde edilebilir.
Bu nedenle; inceleme konusu davada mahkemece, davadan feragat edilemeyeceği davacıya bildirilmeli, feragat beyanının HMK. 123. veya 150. maddelerinde düzenlenen haklardan birinin kullanımı niteliğinde olup olmadığı kendisine sorulmak suretiyle belirlenmeli, beyanın, anılan anlamlarda kullanıldığı saptandığı takdirde duruma göre 123. veya 150. maddelerde öngörülen prosedür işletilmeli, aksi durumda ise elde edilecek sonuca göre dava konusu istem hakkında karar verilmelidir.
2-506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi hükmüne göre; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi ya da çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihi de kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır.
Öte yandan, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2003/21-43 Esas, 2003/97 Karar ve 26.02.2003 tarihli kararında ayrıntıları açıklandığı üzere; kural olarak işe giriş bildirgeleri ve ücret ödeme bordroları sigortalının imzasını içermelidir. Sigortalı, anılan belgeleri hile, hata veya manevi baskı altında imzaladığını ileri sürmemiş veya imzanın kendisine ait olmadığını ya da kesintisiz çalıştığını söylememiş ise, birden fazla işe giriş bildirgesinin varlığı ve işyerinden yapılan kısmi bildirimler, sigortalının o işyerinde kesintili çalıştığına karine oluşturur. Bu karinenin, aksinin, ancak, eş değer de delillerle kanıtlanması gerekmekte olup tanık sözlerine değer verilemez. Bu halde ise hak düşürücü sürenin kesinti tarihleri dikkate alınarak her bir dönem bakımından ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekecektir.
Eldeki davada, davacı hakkında düzenlenen işe giriş bildirgelerinin bir kısmının davacıya ait ise de, bir kısmının davacıya ait olmadığının belirlendiği anlaşılmakta olup, mahkemece esas alınan bilirkişi raporunda davacının eli ürünü olan ve bağlayıcı olan işe giriş bildirgelerinin dikkate alınması ve buna göre kabulü mümkün hizmet sürelerinin yeniden ve infaza elverişli bir şekilde karar tesisi ile devam eden çalışmalar ve iddia olunan dönem içerisinde kesintili çalışma olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği ve buna göre kesinti tarihi sonrası bakımından hak düşürücü sürenin de yukarıda açıklanan ilkelere göre irdelenmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
3-Dosya arasından davalı Kurumca davacının talebine konu dönem içerisinde davacının çalışmalarının geçtiğini iddia ettiği işyeri hakkında denetim yapıldığı ve bu 01.03.1984 tarihli tutanakta davalı ...’ın da imzasının bulunduğu ve bu davalı bakımından bağlayıcı olduğu dikkate alınarak, talep edilen dönem bakımından ... tarihi öncesinde davalı ...’in babası olduğu anlaşılan 6052 sicil numaralı işyerinde çalışmalarının geçebileceği, ...-... tarihleri arasında, davacı ... ile babası ... adına ortak olarak işverenlik sıfatı ile tescil edilen işyerinde, ... tarihinden itibaren ise, ...’ın işyerini devraldığı hususunun belirtilmiş olması karşısında, bu davalı hakkında ancak bu tarih sonrası bakımından karar verilebileceği dikkate alınmalı, sonuç olarak, davacının işverenlerinin ve işverenlik sıfatının usulüne uygun şekilde belirlenmesi ve dönemlerinin de davacının eli ürünü olduğu hususunda tereddüt bulunmayan işe giriş bildirgelerinin dikkate alınması suretiyle ve sicil numaraları da dikkate alınarak belirlenmesi gereğinin gözetilmemesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
4-Kabule göre de, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297’nci maddesinde; “... Taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir” hükmüne yer verilmiştir. Hükümlerin çelişkiden uzak ve infaza elverişli olması, gerçeğe ve hukuka uygun bir karar verilmesi gerekir.
Eldeki davada ise, davacının talebine konu dönemler içerisinde, 2926 sayılı Yasa kapsamında tescil ve sigortalılığının bulunduğu ve ...ve ... tarihleri arasındaki sigortalılık halinin varlığı anlaşılmakta olup, davalı Kurumdan davacının Kurumca kabul edilen son sigortalılık süresinin sorulması ile hizmet tespitine ilişkin verilebilecek karar bakımından bu sigortalılık ile çakışma yaratmayacak şekilde karar tesisi gereğinin gözetilmemesi de usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedeni olduğu gibi, davacının bozma sonrasında beyanı ile, tespitini istemediği Ürün Dış Ticaret AŞ. İşyerindeki çalışmalarının tespitine karar verilmesi ve yaşlılık aylığına hak kazanamadığı kabul edilmiş iken, gerekçeli kararda bu durum ile çelişki yaratacak şekilde karar verilmesi gereğinin dikkate alınmamış olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Mahkemece, yukarıda açıklanan maddi ve hukuki ilkeler gözetilerek, yapılacak inceleme ile hâsıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davalılardan Kurum ve davalı ... vekilleri ile ... mirasçılarından ..., ... ve ...'in bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm, bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgililere iadesine, ...gününde oybirliğiyle karar verildi.