Bölge Adliye
Mahkemesi : ... Bölge Adliye Mahkemesi .... Hukuk Dairesi
Dava, davalılardan işverene ait iş yerinde geçen çalışmaların 5953 sayılı Kanuna tabi olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davacının çalışmalarının 5953 sayılı Basın İş Kanunun kapsamında bulunduğunun tespitinde hukuki yarar bulunmadığından ve davacının çalışmalarının 5510 sayılı Yasanın 40. Maddesi kapsamında bildirilmesi mümkün olmadığından davanın reddine dair verilen karara karşı davacı ve davalı Kurum vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, ... Bölge Adliye Mahkemesi ....Hukuk Dairesince, istinaf başvurusunun kısmen reddine, kısmen kabulüne İlk Derece Mahkemesi kararın kaldırılmasına, davanın reddine dair karar verilmiştir.
... Bölge Adliye Mahkemesi.... Hukuk Dairesince verilen kararın, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadakinin reddine, kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I-İSTEM
Davacı vekili dava dilekçesinde, davacının davalı nezdinde 23.07.2011 tarihinden itibaren Sayfa Sekreteri-Görsel Yönetmen olarak aralıksız çalıştığını, çalışmalarının geçtiği Bağımsız Gazeteciler Yayıncılık A.Ş. ile ... Digital Yayıncılık A.Ş.'nin davalı bünyesi altında bulunan tüzel kişilikler olduğunu, çalıştığı süre boyunca sigorta primlerinin 4857 sayılı Yasa kapsamında bildirildiğini, ancak çalışmaların aslında 5953 sayılı Yasa kapsamında bulunduğunu, davacının gazeteci olduğunu, primlerinin bu kapsamda ödenmesi gerektiğini belirterek davalı nezdindeki hizmetlerinin 5953 sayılı Yasa kapsamında gazetecilik olduğunun tespiti ile sigorta primlerinin bu doğrultuda düzeltilmesi talebinde bulunmuştur.
II-CEVAP
Davalı .... vekili cevap dilekçesinde, davacının Demirören Digital A.Ş. bünyesinde çalışmadığını, 23.07.2011-29.02.2012 tarihleri arası Bağımsız Gazeteciler Yayıncılık A.Ş.'nde, 01.09.2012 tarihinden itibaren ise ... Gazetesi'nde çalıştığını, 01.09.2012'den önceki dönemler için sorumluluğu olmadığını, şirketin 02.04.2012 tarihinde kurulduğunu, davacının müvekkili bünyesinde yaptığı ve fikir işciliği gerektirmeyen sayfa sekreterliği görevinin gazetecilik kapsamında değerlendirilemeyeceğini, ... Gazeteciler A.Ş. ile aralarında düzenlenen sözleşmenin 4857 sayılı Yasaya göre tanzim edildiğini, maaş bordrolarında da bu şekilde kayıt olduğunu, sayfa sekreterliğinin uzun süredir bilgisayar sistemi ile yapılmakta olup ağır bir çalışma yapılmadığını, iddianın yazılı delillerle ispatlanması gerektiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.
Davalı SGK vekili cevap dilekçesinde, davacının çalışmalarının 5953 sayılı yasa kapsamında kalıp kalmadığı yönünde bilirkişi incelemesi yapılması gerektiğini, Kurum kayıtlarının esas olduğunu, işverenleri arasında organik bağın ispatlanması gerektiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.
III-MAHKEME KARARI
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk derece mahkemesi, davacının çalışmalarının 5953 sayılı Basın İş Kanunun kapsamında bulunduğunun tespitinde hukuki yarar bulunmadığından ve davacının çalışmalarının 5510 sayılı Yasanın 40. Maddesi kapsamında bildirilmesi mümkün olmadığından davacının davasının reddine karar vermiştir.
B-BAM KARARI
Bölge adliye mahkemesince, 5953 sayılı Basın İş Kanunu gereğince çalışanlara, her yıl için 90 gün yıpranma hakkı veren 5510 sayılı Kanun"Basın Kartı Yönetmeliğine göre basın kartı sahibi olmak suretiyle" maddesini içerdiğinden, basın kartı olmayan ancak 5953 sayılı Basın İş Kanunu kapsamında yer alan gazetecilerin 5510 sayılı Yasanın 40. maddesinden istifade etmeleri mümkün olmadığından bildirimlerinin bu kapsamda yapılması imkanı bulunmadığı, gazeteci olarak kabul edilmesinin işçilik hak ve alacakları yönünden tespitinde hukuki yarar bulunmakla birlikte Sosyal Güvenlik Mevzuatı açısından dava açmakta hukuki yarar bulunmadığı, basın kartı bulunmayan davacının huzurdaki davada hukuki yararının bulunmadığı, emsal olarak sunulan kararlarda davacıların çalışmalarının 506 sayılı yasa ve 19.01.2013 tarihli resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6385 sayılı Kanunun 15. maddesi ile eklenen düzenlemeden önce olması sebebiyle emsal olarak kabul edilemeyeceği, mahkeme kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı anlaşılmakla, davacının başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.
Davalı Kurum vekili davanın reddine karar verilmesine rağmen kurum lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi sebebiyle karara karşı istinaf başvurusunda bulunmuştur.
6552 sayılı Yasanın 64.maddesi ile 5521 sayılı Yasanın 7. maddesine eklenen son fıkranın yürürlük tarihi olan 11.09.2014 tarihine kadar yasal düzenleme olmamakla beraber öğreti ve uygulamada, hizmet sözleşmesine dayalı sigortalılık süresinin tespiti istemine ilişkin davalarda, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının, davacının tespitini istediği çalışmanın geçtiği iş yerinin sahibi olan gerçek ya da tüzel kişi işveren ile zorunlu dava arkadaşı olduğu kabul edilmekte iken; 6552 sayılı Yasanın 64. maddesinde, hizmet sözleşmesine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti istemiyle işveren aleyhine açılan davanın, Sosyal Güvenlik Kurumuna re'sen ihbar edileceği, davaya, davalı yanında feri müdahil olarak katılan Kurumun, yanında katıldığı taraf başvurmasa dahi yasa yoluna başvurma hakkının olduğu, yargılama sonunda kesinleşen kararı uygulamakla yükümlü olduğu düzenlenmiş; bu düzenleme ile Sosyal Güvenlik Kurumuna, yargılama giderlerinden sorumlu tutulmadığı, ancak davalıdan bağımsız olarak savunma yapma ve yasa yoluna başvurma hakkının olduğu, kesinleşen kararı uygulama yükümlülüğünün bulunduğu kendine özgü fer'i müdahillik sıfatı verilmiştir.
HMK 355. maddesi gereğince Kurum vekilinin istinaf sebebi ile sınırlı olarak yapılan değerlendirmeye göre; davacının davalı iş yerinde Basın İş Kanunu kapsamında çalıştığının tespitini istediği, davanın işverene karşı açılan hizmet tespiti davası niteliğinde olmaması nedeniyle kurumun davadaki sıfatının fer'i müdahillik değil davalı taraf olarak bulunduğu, bu nedenle davanın reddine karar verilmesine rağmen Kurum lehine vekalet ücretine hükmedilmemesinin yerinde olmadığı anlaşılmakla hükmün vekalet ücreti yönünden kaldırılmasına ve Davacının istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı Kurumun istinaf başvurusunun kabulüne, ... 19. İş Mahkemesinin 2017/252 Esas 2018/107 Karar sayılı 15/03/2018 tarihli kararının kaldırılmasına, davacının çalışmalarının 5953 sayılı Basın İş Kanunun kapsamında bulunduğunun tespitinde hukuki yarar bulunmadığından davanın dava şartı yokluğundan reddine, dair karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davacı vekili, temyizinde basın kartının şekli bir şart olup önemli olan hususun fiili çalışma olduğunu, fiili çalışma şekli ile sayfa sekreteri olarak çalıştığı ispat edilen davacının 5510 sayılı Yasanın 40. maddesinde yer alan fiili hizmet zammından faydalandırılması gerektiğini belirterek, kararın bozulmasını talep etmiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda öğreti ve yargısal kararların bu uygulaması aynen benimsenerek, davacının dava açmakta hukuki yararının bulunması “Dava Şartları” başlıklı 114. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendinde açıkça dava şartları arasında sayılmıştır.
Bir davada hukuki yarar ilkesinin dava şartı olarak gözetilmesinin yargılamanın amacına ve usul ekonomisi ilkesine uygun olarak yargılama yapılmasına yarar sağlayacağı her türlü duraksamadan uzaktır.
Bu ilkeden hareketle, dava şartı olarak hukuki yararın varlığının mahkemece taraflarca dava dosyasına sunulmuş deliller, olay veya olgular çerçevesinde, kural olarak davanın açıldığı tarihe göre, kendiliğinden ve yargılamanın her aşamasında gözetilmesi gerekir. Bu sayede iç hukukumuzun bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme)'nin 6. maddesi ve 1982 Anayasasının 36. maddesinde düzenlenen "hak arama özgürlüğü” nün dürüstlük kuralına uygun kullanılması sağlanabilecek; bu durum, haksız davalar açmak suretiyle, dava hakkının kötüye kullanılmasına karşı bir güvence oluşturacaktır.
Dava açmaktaki hukuki yarar; hukuk düzenince kabul edilmiş meşru bir yarar olmalı, bu yarar dava açan hak sahibi ile ilgili olmalı ve dava açıldığı sırada halen mevcut bulunmalıdır. Ayrıca açılacak davanın ortaya çıkacak tehlikeyi bertaraf edecek nitelikte olması gerekir. Bir kimsenin hakkına ulaşmak için mahkeme kararının o an için gerekli olması durumunda hukuki yararın olduğundan söz edilebilir. Bir mahkeme kararına ihtiyaç yoksa hukuki yarardan söz edilemez (Pekcanıtez, H., Atalay, O., Özekes, M.; Medeni Usul Hukuku, ... 2011, s.297).
Uyuşmazlığın çözümünde, hukuki yarar kavramının tespit davasındaki yansımasının ne olacağının ayrıca irdelenmesi gerekir.
Tespit davaları, bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının tespitine ilişkin davalar olup, konusunu hukuki ilişkiler oluşturur. Bu dava türü ile bir hukuksal ilişkinin varlığı veya yokluğu saptanmaktadır. Bu davalarda davacının amacı ve dolayısıyla talep sonucu, bir hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun veyahut içeriğinin belirlenmesi olup, istemin kabule şayan olabilmesi için bu davanın konusunu oluşturan hukuki ilişkinin var olup olmadığının mahkemece hemen tespit edilmesinde davacının menfaatinin (hukuki yararının) bulunması gerekir.
Bir hukuki ilişkinin hemen tespit edilmesinde hukuki yararın bulunması, şu üç şartın birlikte varlığına bağlıdır: 1)Davacının bir hakkı veya hukuki durumu güncel bir tehlike ile tehdit edilmiş olmalı; 2) Bu tehdit nedeniyle davacının hukuki durumu tereddüt içinde olmalı ve bu husus davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunmalı; 3) Yalnız kesin hüküm etkisine sahip olup cebri icraya yetki vermeyen tespit hükmü bu tehlikeyi ortadan kaldırmaya elverişli olmalıdır.
Diğer taraftan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Taleple bağlılık ilkesi” başlığını taşıyan 26'ncı maddesinde hakimin, tarafların istem sonuçlarıyla bağlı olduğu, ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremeyeceği açıklanmış olmakla, hukuk yargılamasına “istemle bağlılık” ilkesi egemen kılınmıştır.
Eldeki davada ise davacının, dava dilekçesinde davalı işveren nezdinde sayfa sekreteri olarak geçen çalışmaları nedeniyle ve bu çalışmaların davalı Kuruma bildirildiği şekli ile 4857 sayılı Yasa kapsamında değil 5953 Sayılı Basın İş kanunu kapsamında gerçekleştiğini belirterek, kuruma bildirilmiş olan bu hizmetlerin 5953 Sayılı Yasa kapsamında gazetecilik olduğunun tespiti ile sigorta primlerinin bu doğrultuda düzeltilmesi talebinde bulunmuş olduğu anlaşılmakta olup, davacının talebinin 5510 Sayılı Yasanın 40. maddesinde yer alan “fiili hizmet süresi zammından” faydalandırılmasına yönelik olup olmadığı hususunda oluşan tereddüt nedeniyle, HMK’nun 31. maddesi kapsamında, davacıdan alınacak açıklama ile talebinin netlikle ortaya konulmasının istenilmesi, bu yönde bir talebinin mevcut olması halinde ise dava açmakta hukuki yararının mevcut olacağı ve buna göre işin esasının değerlendirilmesi ve delillerinin irdelenmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve ... Bölge Adliye Mahkemesi .... Hukuk Dairesinin kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: ... Bölge Adliye Mahkemesi... Hukuk Dairesi kararının yukarıda açıklanan nedenlerle HMK’nın 373/2 maddesi gereği BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 14/09/2021 gününde oy birliğiyle karar verildi.