Bölge Adliye
Mahkemesi : ... Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi
Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı ve feri müdahil Kurum vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine,... Bölge Adliye Mahkemesi .... Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir.
...Bölge Adliye Mahkemesi .... Hukuk Dairesince verilen kararın, davalı ve feri müdahil Kurum vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I)Davacı İstemi:
Dava, davacının 10/08/1996-01/02/2016 tarihleri arasında davalı işveren yanında sigortalı olarak çalıştığının tespiti istemine ilişkindir.
II)Davalı ve Feri Müdahil Kurum Cevabı:
Davalı vekili sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; işyerinin berber dükkanı olduğunu, davacı ile davalının abi kardeş olduklarını, aralarında işçi işveren ilişkisi olmadığını, aralarında bir nevi adi şirket anlaşması olduğunu, davalının rahatsızlığından dolayı davacıya yetki vermek zorunda kaldığını belirtmiş, haksız ve mesnetsiz açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Feri Müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu vekili sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle, davacı iddialarının yöntemince incelenmesi ve araştırılması gerektiğini belirtmiş, davacının davalı işveren nezdinde çalışması olmadığından açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III) Mahkeme Kararları
A- İlk Derece Mahkemesi Kararı:
Mahkemece, “davanın kabulüne, davacının davalıya ait berber dükkanında 10/08/1996-31/12/2015 tarihleri arasında asgari ücretle çalıştığının tespitine, sigortalılık süresi dikkate alınarak 6980 prim günü nedeniyle 125.364,51.-TL prime esas gelir elde edileceğinin tespitine” şeklinde karar verilmiştir.
B-Bölge Adliye Mahkemesi Kararı:
Davalı ve feri müdahil Kurum vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince “istinaf taleplerinin HMK'nin 353/1-b maddesinin (1) numaralı alt bendi uyarınca esastan reddine,” karar verilmiştir.
IV) Temyiz:
Davalı vekili tarafından sunulan dilekçe ile bütün dosya kapsamı nazara alındığında gerek davacı gerek kamu gerekse davalı tanık beyanları doğrultusunda davacının davalı işyerinde çalıştığına dair ihtilaf olmadığı, ancak işin esasına girildiği vakit davalının hastalandığı yıllara kadar davacı yanında kalfa olarak çalıştığı, akabinde hastalık geçirip evden çıkamaz hale gelmeye başladığı zamanlarda dükkanın vergi levhasını vs. davacıya devretmek istese de buna davacının engel olduğu, aralarında adi şirket gibi bir anlaşma oluştuğu, davalının davacıya resmi kurumlarda işlerin yürütülmesi amacıyla umumi vekaletname verildiği, aralarındaki adi şirket anlaşmasına göre de davacının sigortasının tarım sigortası şeklinde yatırıldığı, davacı da dükkandan elde ettiği gelirle işbu tarım sigorta primlerini ödeyerek kalanı davalının ailesine teslim ettiği, Sosyal Sigortalar Kanununa göre de bir kişinin mükerrer sigortalılık usul ve şekilleri açıkça belirtildiği, davalının hastalığı nedeni ile işyerine gidemediğini ve fiilen çalışamadığının sabit olup şu anda da vesayet altına alındığı, huzurdaki davanın hakkın kötüye kullanılması amaçlanarak açıldığı, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunun da usul ve yasaya açıkça aykırı olduğu özet olarak belirtilmek suretiyle verilen kararının bozulmasına karar verilmesi talep olunmuştur.
Feri müdahil Kurum vekili tarafından sunulan dilekçe ile hizmet tespiti davalarında çalışma olgusunun şüpheye yer vermeyecek şekilde ispatlanması gerektiği, davacı yanın iddialarını ispatlanamadığı kanaatinde oldukları özet olarak belirtilmek suretiyle verilen kararının bozulmasına karar verilmesi talep olunmuştur.
V) Delillerin Değerlendirilmesi ve Gerekçe:
Uyuşmazlık; davalının vesayet altına alınıp alınmadığı, somut olayda taraflar arasındaki hukuki ilişkinin belirlenmesi yönünden yapılan inceleme ve araştırmanın hüküm kurmaya elverişli bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
1- Dava şartları, mahkemenin davanın esası hakkında yargılama yapabilmesi için gerekli olan unsurlardır. Diğer bir anlatımla, dava şartları dava açılabilmesi için değil, mahkemenin davanın esasına girebilmesi için aranan kamu düzeni ile ilgili zorunlu koşullardır. Mahkeme, hem davanın açıldığı tarihte hem de yargılamanın her aşamasında dava şartlarının bulunup bulunmadığını kendiliğinden araştırıp inceler ve bu konuda tarafların istem ve beyanları ile bağlı değildir. Dava şartlarının davanın açıldığı tarih itibariyle bulunmaması ya da bu şartlardan birinin yargılama aşamasında ortadan kalktığının öğrenilmesi durumunda mahkemece mesmu (dinlenebilir) olmadığı gerekçesiyle davanın reddedilmesi gerekir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 114. maddesinde;
"Dava şartları şunlardır:
a) Türk mahkemelerinin yargı hakkının bulunması.
b) Yargı yolunun caiz olması.
c) Mahkemenin görevli olması.
ç) Yetkinin kesin olduğu hâllerde, mahkemenin yetkili bulunması.
d)Tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları; kanuni temsilin söz konusu olduğu hâllerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması.
e) Dava takip yetkisine sahip olunması.
f) Vekil aracılığıyla takip edilen davalarda, vekilin davaya vekâlet ehliyetine sahip olması ve usulüne uygun düzenlenmiş bir vekâletnamesinin bulunması.
g) Davacının yatırması gereken gider avansının yatırılmış olması.
ğ) Teminat gösterilmesine ilişkin kararın gereğinin yerine getirilmesi.
h) Davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması.
ı) Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması.
i) Aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması.
(2)Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır." düzenlemesi yer almaktadır. Bu hükme göre, dava şartlarından bazıları olumlu (davanın açılması sırasında var olması gerekli), bazıları ise olumsuz (davanın açılması sırasında bulunmaması gereken) şartlardır.
6100 sayılı Kanun'un 115. maddesinin 2. fıkrasında ise,
“Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder”. şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir. Bu düzenleme gereğince, eksik olan bir dava şartı, belirli bir süre verilerek giderilebilecek ise, hâkim tarafından eksikliğin giderilmesi için kesin süre verilmesi gerekir. Bu süre içinde dava şartı eksikliği tamamlanmaz ise dava, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddedilmelidir.
6100 sayılı Kanun'un 114. maddesine göre bir kısım dava şartlarının eksikliği yargılama sırasında giderilebilecek durumdayken (vekâletname eksikliği) bir kısım dava şartlarının bulunmaması durumunda (görev) işin esasına girilmesi mümkün değildir.
2- Hizmet tespitine ilişkin talebin yasal dayanağı 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun geçiş hükümlerini içeren Geçici 7. maddesi gereğince 506 sayılı Kanunun 79/10. ve 5510 sayılı Kanunun 86/9. maddeleri olup Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin bu tür davalar kamu düzeni ile ilgili olduğundan özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip gerek görüldüğünde kendiliğinden araştırma yapılarak delil toplanabileceği açıktır.
3- Gerek 506 sayılı Yasa gerekse de 5510 sayılı Yasanın 4/1-(a) bendi kapsamında sigortalılığın oluşması yönünden ilk koşul hizmet akdinin unsurlarının bulunmasıdır.
Hizmet akdi, Borçlar Kanunu'nun 313. maddesinde belirlendiği üzere; iş sahibi ile işçi arasında yapılan belli veya belli olmayan bir süre için görülen iş karşılığı ücret ödenmesini gerektiren bir sözleşmedir.
Hizmet akdini karakterize eden unsurlar; “ücret”, “bağımlılık” ve “zaman” olarak sıralanabilir. Hizmet akdinde işçinin işi ifa, özen gösterme, sadakat borcuna karşılık, işverenin ücret ödeme, ihtimam ve yardım gibi borçları bulunmaktadır.
Zaman ve bağımlılık unsurları hizmet akdinin ayırıcı ve belirleyici özellikleridir. Çalışan, Borçlar Kanunu'nun 313. maddesinin öngördüğü çerçeve içinde, zaman ve bağımlılık unsurlarını gerçekleştirecek biçimde çalışmaktaysa, aradaki çalışma ilişkisi hizmet akdine dayanıyor demektir. Bilindiği üzere zaman unsuru çalışmanın, işgücünün belirli ya da belirli olmayan bir süre içinde, işveren veya vekilinin buyruğunda bulundurmayı kapsamaktadır.
Bağımlılık, iş ve sosyal güvenlik hukuku uygulamasında temel bir ilke olup, bu unsur, hizmetini işverenin gözetimi ve yönetimi altında yapmayı ifade eder. Ne var ki, iş hukukunun dinamik yapısı, ortaya çıkan atipik iş ilişkileri, yeni istihdam modelleri, bu unsurun ele alınmasında her somut olayın niteliğinin göz önünde bulundurulmasını zorunlu kılmaktadır. Bazı durumlarda, taraflar arasında sıkı bir bağımlılık ilişkisi bulunmasa da, işverenin iş organizasyonu içinde yer alınmaktaysa bu unsurun varlığının kabulü gerekecektir. Önemli yön, işverenin her an denetim ve buyurma yetkisini kullanabilecek olması, çalışanın, edimi ile ilgili buyruklara uyma dışında çalışma olanağı bulamayacağı nitelikte teknik ve hukuki bir bağımlılığın bulunmasıdır. Genel anlamda bağımlı çalışma, işverenin belirleyeceği yerde ve zamanda, işverence sağlanacak teknik destek ve işverenin denetim ve gözetiminde yapılan çalışmadır. İşverenin yönetim (talimat verme) hakkı karşısında işçinin talimatlara uyma (itaat) borcu yer alır. Bir işin görülmesi süreci içinde işçinin faaliyeti, çalışma şekli, yeri, zamanı ve işyerindeki davranışları düzenleyen talimatlar veren işveren onu kişisel bağımlılığı altında tutar. Bu sözleşmede var olan otorite/bağımlılık ilişkisi taraflar arasında kaçınılmaz olarak bir hukuki hiyerarşi yaratır. Bu nedenle iş akdinde bağımlılık hem işçinin kişiliğini ilgilendirmekte hem de bir hukuki bağımlılık niteliği taşımaktadır.
Somut olayda, öncelikle davalı vekili tarafından temyiz dilekçesinde davalı ...’ın vesayet altına alındığının belirtilmesine göre 6100 Sayılı Kanunun "Dava Şartları" başlıklı 114/1-d maddesinde belirtilen "Tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları; kanuni temsilin söz konusu olduğu hallerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması" şartını davalının haiz olup olmadığı, kendisine hastalığı nedeniyle vasi atanmasının gerekli görülüp görülmediği araştırılmadan, davalıya vasi atanması ve atanan vasiye kısıtlı adına işbu davanın devamı hususunda izin alması için Vesayet Makamına başvurması, iznin verilmesi halinde başta vekâlet işlemleri olmak üzere işlemleri tamamlaması için süre verilmesi gerektiği gözetilmeden sonuca gidilmesi hatalı olmuştur. Bununla birlikte davacı ve davalı arasındaki hukuki ilişkinin tam olarak ortaya konulması, hizmet akdinin “bağımlılık” unsurunun taraflar arasında ne şekilde gerçekleştiğinin her türlü şüpheden uzak bir şekilde belirlenmesi gerekmektedir.
Mahkemece yapılacak iş, davalının vesayet altına alınıp alınmadığını araştırmak suretiyle vesayet altına alınması halinde yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda gerekli olan prosedür işletilmeli, davalı işyerine ait vergi denetim tutanakları getirtilmeli, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin açıkça ortaya konulması yönünden gerek duyulması halinde tanık beyanlarına başvurulmalı, davacının işverene ait işyerinde hizmet akdinin unsurlarından olan bağımlılık koşulu gerçekleşecek biçimde çalışıp çalışmadığı, giderek hizmet akdinin unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediği yönünde toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle sonucuna göre bir karar verilmelidir.
O hâlde, davalı ve feri müdahil Kurum vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve ...Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : ...Bölge Adliye Mahkemesi ... Hukuk Dairesi kararının HMK'nın 373/1 maddesi gereğince kaldırılarak temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalı ...'a iadesine, 21/10/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.