MAHKEMESİ: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
SAYISI: 2021/3408 E., 2021/2956 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ: Zonguldak 2. İş Mahkemesi
SAYISI: 2020/663 E., 2021/293 K.
Dava, meslek hastalığından kaynaklanan maddi tazminat istemlerine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın reddine dair verilen karara karşı davacı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesince verilen kararın, davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı ...’nın işçisi olmamakla beraber ... tarafından rödövansla değişik şirketlere işletme hakkı devredilen maden ocaklarında kazmacı ustası olarak çalıştığı, bu çalışmaları nedeniyle meslek hastalığına yakalandığından bahisle 1,00 TL maddi tazminatın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın reddine karar verilmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle davalı ... Genel Müdürlüğü ile davacının çalıştığı şirketler arasındaki sözleşmelerin niteliği itibari ile rödövans sözleşmesi olduğu ve muvazaa bulunmadığı, davacının çalıştığı işyerleri olan yer altı maden ocağında davacının çalıştığı şirketlerin işçileriyle birlikte çalışan ... işçisinin, daimi nezaretçisinin, mühendisinin bulunmadığı, davacının çalıştığı şirket işçileri üzerindeki yönetim hakkının ... tarafından kullanılmadığı, yapılan denetim ve tanınan yetkilerin denetim ve koordinasyon sınırlarını aşmadığı, aldırılan kusur raporuna göre de davalı ...'nın hastalığın oluşumunda doğrudan ya da maden kanunundan doğan yükümlülüklerinin yerine getirilmemesinden kaynaklanan kusurunun bulunmadığının tespit edildiği, meslek hastalığından kaynaklı işbu tazminat davasında da davalı ... nın asıl işveren sıfatının bulunmadığının açık olduğu gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A.Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle, davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, davalının sorumluluğu bulunduğu ve asıl işveren sıfatının bulunduğunu, muvazaa söz konusu olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi tazminat istemlerine ilişkindir.
Dosya kapsamından davacının 1965 doğumlu olduğu, yeraltı çalışmalarından dolayı davacıda pnömokonyoz meslek hastalığı geliştiği, yukarıda arzedildiği gibi sürekli iş göremezlik oranının %17,20 olarak belirlendiği, meslek hastalığı tespit tarihinin 31.03.2016 tarihi olduğu, davacının hizmet döküm cetvelinde yer alan ve ...’nın ruhsat sahası içerisinde ... ile imzaladıkları rödövans sözleşmelerine dayanarak maden işletmeciliği yapan şirketlerin ... Madencilik İnş. San. Tic. Ltd. Şti., ... Madencilik San. Ltd. Şti. ve ... Madencilik Tur. Oto. İnş. Taah. Nak. Gıda Tic. San. Ltd. Şti.’leri olduğu anlaşılmaktadır.
Yargılamaya konu ihtilafın sağlıklı biçimde çözülmesi için asıl işveren-alt işveren kavramlarının açıklanmasında fayda vardır.
4857 sayılı Kanun'un 2. maddesine göre bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan Kurum ve kuruluşlara işveren, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denir.
İş Kanunu'nun 2. maddesinin 7. fıkrasına göre bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanun'dan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.
4857 sayılı Kanun'un 2/7. maddesi ile işçilerin İş Kanunu'ndan, sözleşmeden ve toplu iş sözleşmesinden doğan hakları koruma-güvence altına alınmak istenmiştir. Aksi halde, 4857 sayılı Kanun'dan kaynaklanan yükümlülüklerinden kurtulmak isteyen işverenlerin işin bölüm veya eklentilerini muvazaalı bir biçimde başka kişilere vermek suretiyle yükümlülüklerinden kaçması mümkün olurdu.
Asıl işveren ile alt işverenin birlikte sorumluluğu "müteselsil sorumluluktur". Asıl işveren, doğrudan bir hizmet sözleşmesi bulunmamakla birlikte İş Kanunu'nun 2. maddesinin 6. fıkrası gereğince alt işverenin işçilerinin iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle uğrayacakları maddi ve manevi zarardan alt işveren ile birlikte müteselsilen sorumludur. Bu nedenle meslek hastalığına veya iş kazasına uğrayan alt işverenin işçisi veya ölümü halinde mirasçıları tazminat davasını müteselsil sorumlu olan asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte açabilecekleri gibi yalnızca asıl işverene veya alt işverene karşı da açabilirler.
Öte yandan dava tarihinde yürürlükte bulunan 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 5. maddesinde “(1) İş mahkemeleri; a) 5953 sayılı Kanun'a tabi gazeteciler, 854 sayılı Kanun'a tabi gemiadamları, 22.5.2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'na veya 11.1.2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına, b) İdari para cezalarına itirazlar ile 5510 sayılı Kanun'un geçici 4. maddesi kapsamındaki uyuşmazlıklar hariç olmak üzere Sosyal Güvenlik Kurumu veya Türkiye İş Kurumunun taraf olduğu İş ve Sosyal Güvenlik Mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklara, c)Diğer kanunlarda iş mahkemelerinin görevli olduğu belirtilen uyuşmazlıklara, ilişkin dava ve işlere ....”düzenlemesine yer verilmiştir.
Somut olayda davanın tek davalısı olan ...'nün asıl işveren sıfatının bulunmadığı açık olduğuna göre eldeki davanın davalı ... yönünden meslek hastalığı tespit tarihinde yürürlükte bulunan Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiile ilişkin hükümleri çerçevesinde genel hükümlere tabi bir tazminat davası olarak görülüp çözüme kavuşturulması gerekmektedir. Mahkemece bu görevin genel mahkemelere ait olduğu gözden kaçırılmak suretiyle davalının kusuru bulunmadığından bahisle davanın esas yönünden reddine karar verilmesi yerinde görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Üye ...'ın muhalefetine karşı; Başkan ... ile Üyeler ..., ... ve ...'nun oyları ve oy çokluğuyla
23.12.2025 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ
I. TEMEL UYUŞMAZLIK:
1.Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık 1996 yılında davalı ... Taşkömürü İşletmelerinin asıl işi kapsamında olan maden çıkarma faaliyetinde 2011 yılına kadar çalışan davacının, bölge sınırlaması ve rödovans sözleşmesi kapsamında dava dışı değişen şirketlere devredilmesi nedeni ile dava dışı değişen şirket işçisi olarak çalıştırılan ve meslek hastalığı tespit edilen davacının, davalı ... Taşkömürü İşletmelerinin asıl işveren olarak maddi tazminat talep edip etmeyeceği, bu noktada iş mahkemesinin görevli olup olmayacağı noktasında toplanmaktadır.
2. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda "Mahkememizce aldırılan kusur raporuna göre de davalı ... Gn. Müd.’nün hastalığın oluşumunda doğrudan ya da maden kanunundan doğan yükümlülüklerinin yerine getirilmemesinden kaynaklanan kusurunun bulunmadığının tespit edildiği, nitekim işçilik alacaklarına ilişkin Mahkememize açılan çok sayıda davada geçerli rödövans sözleşmesinin bulunduğu hallerde ... nın asıl işveren sıfatının bulunmadığı ve sorumluluğunun olmadığının kabul edilerek dosyaların kesinleştiği, bu hususta BAM ve Yargıtay Daireleri arasında içtihat birliğinin de oluştuğu, meslek hastalığından kaynaklı işbu tazminat davasında da ... nın asıl işveren sıfatının bulunmadığının açık olduğu, hastalığın oluşumunda doğrudan ya da maden kanunundan doğan yükümlülüklerinin yerine getirilmemesinden kaynaklanan kusurunun da bulunmadığı" gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
3. Kararın davacı tarafından istinafı üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.
4. Davacının temyizi üzerine ise çoğunluk görüşü ile "rödovans sözleşmesi nedeni ile davalı kurumun asıl işveren olarak mahkemece kabul edilmemesinin yerinde olduğu kabul edilmekle birlikte, davalının işveren olmaması nedeni ile 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 5. Maddesi uyarınca iş mahkemesinin görevli olamayacağı, genel mahkemelerin uyuşmazlıkta görevli olacağı, esastan karar verilmesinin yerinde olmadığı" gerekçesi ile kararın bozulmasına karar verilmiştir.
II. KAVRAMLAR VE AÇIKLAMASI:
4. Anayasanın 168. maddesi ve 3213 sayılı Maden Kanununun 4. maddesi gereği devletin hüküm ve tasarrufu altında olup, arama ve işletme hakkının gerçek ve tüzel kişilere devri ancak kanunun öngördüğü şartlarda mümkündür. Madenler üzerinde imtiyaz sahibi devlet olup bu imtiyazını kömür ve linyitte ... Taşkömürü İşletmeleri kurumu ile yerine getirmektedir.
5. Madenler üzerindeki hakların bölünmezliğini, devir ve intikalini düzenleyen anılan Kanunun 5. maddesinde, madenler üzerindeki hakların hiç birisinin hisselere bölünemeyeceği ve her bir hakkın bir bütün halinde muameleye tabi tutulacağı hüküm altına alınmıştır. Anılan yasal düzenleme çerçevesinde, ruhsat sahibi tarafından maden sahası üzerinde, ruhsatın verdiği yetkilerin tamamının yada bir bölümünün sözleşme ile 3. kişilere devri mümkün değildir. Ancak uygulamada, ruhsat sahipleri özel hukuk alanına giren kimi sözleşmelerle ve belirli bir bedel karşılığında maden çıkarma ve satış haklarını özel kişilere bırakmaktadırlar. Rödovans olarak adlandırılan bu yöntemle ruhsat sahipleri, taşeron olarak üretim yapan üçüncü kişilere süreli sözleşmeler ile maden çıkarma ve satış haklarını kiralamaktadırlar.
Günümüz literatüründe rödovans, “maden ruhsat alanlarının, hukuki hak ve sorumlulukları kendisinde kalması koşuluyla hak sahibi tarafından sözleşme ile özel veya tüzel bir kişiye, bir süre tahsis edilmesi durumunda, maden ocağı-nın işletilmesini üstlenen özel veya tüzel kişinin, esas ruhsat sahibine, ürettiği her bir ton maden için ödemeyi taahhüt ettiği meblağ” olarak tanımlanmaktadır.
Rödovans sözleşmesine ilişkin Maden Kanununda özel bir düzenleme ol-madığı için Borçlar Kanununun 270 ve devamı maddelerinde düzenlenen "hasılat kirasına" ait hükümler uygulanır. Türk Borçlar Hukukunda sözleşmelerde şekil serbestisi geçerlidir. Yasada özel olarak bir şekle bağlanmayan sözleşmeleri taraflar istedikleri şekilde yapabilirler. Rödovans sözleşmesi maden ruhsatının devri anlamına gelmediğinden, devir sözleşmesinin Maden İşleri Genel Müdürlüğünde yetkili memur huzurunda yapılması zorunluluğu yoktur. Rödovans sözleşmesine ilişkin Maden Kanunu’nda özel bir düzenleme bulunmamakla birlikte Maden Yasası’nın 28. maddesi gerekçesinde “diğer taraftan bu süre zarfında madenci kendisine maddi destek arayabileceği gibi, işletme iznini bir başkasına kiralayabilecek ve kanun karşısında teknik ve mali yönden tek sorumlunun ruhsat sahibi olacağı esası getirtilmektedir “ denilmek suretiyle dolaylı da olsa rödövans sözleşmesine işaret edilmekle davanın Mevzuatımızdaki dayanağının Maden Yasası olduğunun kabulü gerekir.
6. Rödovansçının sorumluluğu konusunda 24.06.20 10... sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 5995 sayılı Kanunun 17. maddesi ile Maden Kanununa eklenen Ek 7. maddesi ile yeni düzenleme yapılmıştır. Anılan madde de; maden ruhsat sahiplerinin, ruhsat sahalarının bir kısmında veya tamamında üçüncü kişilerle yapmış oldukları rödovans sözleşmelerinde, bu alanlarda yapılacak madencilik faaliyetlerinden doğacak İş Kanunu, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili idari, mali ve hukuki sorumluluklarının rödovansçıya ait olacağı, ancak bu durumun ruhsat sahibinin Maden Kanunundan doğan sorumluluklarını ortadan kaldırmayacağı belirtilmiştir. Dosya içeriğine göre davacının hizmetinin büyük çoğunluğu 2010 öncesi olup, alınan kusur raporlarında bu hizmet sürelerinde çalışmasınında meslek hastalığına etki ettiği ve orada işletme ruhsatını devralan şirketlerinde kusurlu olduğu anlaşılmaktadır.
7. 10/06/2010 tarihinde 5995 sayılı Yasa'nın 10. maddesi değiştirilmeden önceki Maden Yasası'nın 17.,24., ve 29. maddelerinde öngörülen yükümlülükler ruhsat sahibi tarafından yerine getirilir. Bu yükümlülüklerin ihmali maden ruhsatının iptali sonucunu doğurur. Rödovansçının maden sahasının iyi bir şekilde işletme borcu vardır. Maden rezervini daha sonraki kullanımlar için ulaşılamayacak şekilde tahrip eden rödovansçı ruhsat sahibine karşı sorumlu olur. Maden Yasası’nın 31. maddesi gereğince işletme ruhsat sahibinin maden işletme faaliyetinde bulunabilmesi ve cevher istihracı yapabilmesi için fenni nezaretçi görevlendirme zorunluluğu vardır. Maden işletmesi rödovans yoluyla yapılıyor olsa dahi fenni nezaretçi atama yükümlülüğü ruhsat sahibine aittir. (Maden ve Taşocakları Hukuku, Doç. Dr. Mustafa Topaloğlu).
Rödovans sözleşmesinde bir alt işverenlik ilişkisinin kurulup kurulmadığının tespiti, işçilik hakları konusunda hayati önem arz etmektedir. Kanunen geçersiz olmayan bir alt işverenlik sözleşmesinin mevcut olması halinde alt işverene bağlı çalışanların hakları, prim ve sair alacaklarına ilişkin olarak asıl işveren alt işverenle birlikte İş Kanunu 2/6 maddesi uyarınca müteselsil sorumluluk altına girecektir. Aksi halde, yani bir alt işverenden söz edilemeyeceği durumlarda, tek işverenin varlığı ve sorumluluğu gündeme gelecektir. Yargıtay, iş hukuku kaynaklı uyuşmazlıklarda rödovans sözleşmesine alt işverenliğe ilişkin hükümlerin uygulanacağını birçok kararında hüküm altına almıştır (Y. 21. HD. 26.01.2010 tarih ve 2009/12236 E, 2010/620 K., Y. 10. HD. 17.10.2014 tarih ve 2014/16695 E, 2014/19906 K.). Ancak son yıllarda bu içtihadın aksine kararlar verildiği anlaşılmaktadır (Y. 22. HD. 01.07.2019 tarih ve 2017/23242 E, 2019/14660 K.).
8. Sosyal güvenlik hukuku boyutu ile bakıldığında ise 506 sayılı Kanunun 87. maddesine göre; "sigortalılar üçüncü bir kişinin aracılığı ile girmiş ve bununla sözleşme yapmış olsalar bile, bu kanunun işverene yüklediği ödevlerden dolayı, aracı olan üçüncü kişi ile birlikte asıl işveren de sorumludur. Aracı, bir işte veya bir işin bölüm veya eklentisinde işverenden iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran 3. kişidir." 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanunun 12. maddesinde de "Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde, iş alan ve bu iş için görevlendirdiği sigortalıları çalıştıran üçüncü kişiye alt işveren denir. Sigortalılar, üçüncü bir kişinin aracılığı ile işe girmiş ve bunlarla sözleşme yapmış olsalar dahi, asıl işveren, bu Kanunun işverene yüklediği yükümlülüklerden dolayı alt işveren ile birlikte sorumludur." hükümleri düzenlenmiştir.
9. Asıl-alt işveren ilişkisinde önemli olan asıl işverene ait "iş" kavramının hangi iş olduğudur. Asıl işverene ait olan ve alt işverenin yapacağı iş, asıl işverenin ürettiği mal ve hizmet süreci içinde veya tamamlayıcı olmalıdır. Anahtar teslimi işten bahsedilmesi için; alt işverenin asıl işverenden aldığı işin, asıl işverenin sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir nitelik taşıması, işyerindeki üretimle ilgisinin olmaması veya asıl işin tamamlayıcısı niteliğinde bulunmaması, verilen işin asıl iş yada yardımcı iş niteliğinde olmayıp, başkaca bağımsız bir iş olması gerekir. Görüldüğü gibi anahtar teslimi işte, işverenin asıl faaliyet alanı olan mal ve üretim alanı dışında bir yapım işi sözkonusudur. Bir işverene ait işyerindeki üretim sürecine, başka bir işverenin dahil olması durumunda alt işverenden söz edebilmek için aranan bağlantının tespitinde işyerinde üretilen mal ya da hizmetin niteliğine bakılması gerekir. Asıl işverenden alınan iş, onun sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir nitelik taşımaktaysa, işi alan kimse alt işveren değil, bağımsız işveren sayılacaktır. Bu noktada belirleyici yön; yapılan işin, diğerinin bütünleyici, yardımcı parçası olup olmadığıdır. İşyerindeki üretimle ilgili olmayan ve asıl işin tamamlayıcısı niteliğinde bulunmayan bir işin üstlenilmesi hâlinde, aracıdan söz etme olanağı kalmayacak, ortada iki bağımsız işveren bulunacaktır. Nitekim, Hukuk Genel Kurulunun 06.06.2012 tarihli 2012/21-135 E., 2012/-346 K., 18.11.2015 tarihli 2015/9-3132 E., 2015/2652 K. ve 2021/(21)10-37 E, 2022/448 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir.
10. Aslında burada temel sorun asıl-alt işveren ilişkisinin sözleşme türü olarak yorumlanmasıdır. Oysa bu sözleşme üstü, işçi ve sigortalı açısından yasadan kaynaklanan sorumluluğu düzenleyen üçlü bir ilişki türü olup, her türlü sözleşmeden doğabilir. Rödovans sözleşmesi ile de asıl-alt işveren ilişkisi kurulabilir. Önemli olan bu sözleşmede asıl-alt işveren ilişkisinin unsurlarının olup olmadığıdır. Nitekim Yargıtay 10. Hukuk Dairesi bir içtihadında buna vurgu yaparak “maden ruhsat sahibinin işçi çalıştırıp çalıştırmadığı; üretim araçlarının kim tarafından ne şekilde sağlandığı, üretim işinin kimin tarafından yapıldığı, sözleşme hükümlerinin uygulandığı dönem içerisinde denetim görevinin gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği, bu konuda eleman çalıştırılıp çalıştırılmadığı; konularının da araştırılarak, 5510 sayılı Kanunun 12. maddesinde belirtilen koşulların olup olmadığının araştırılması gerektiğini belirtmiştir (Y. 10. HD. 19.01.2022 tarih ve 2020/4326 E, 2022/770 K.).
10. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’da rödovans sözleşmesinden bağımsız olarak asıl-alt işveren ilişkisi kavramına ve unsurlarına yer vererek, asıl-alt işveren ilişkisi yönünden değerlendirilmesi gerektiğini içtihat etmiştir (Y. HGK. 31.05.2022 tarih ve 2022/9-439 E, 2022/781 K.). Ancak aynı genel kurul diğer bir kararında oy çokluğu ile verdiği kararda “Sözleşme maddeleri ve tanık anlatımları birlikte değerlendirildiğinde; ...’nın işletme faaliyetinde bulunmadığı ve kendi adına işletmede işçi çalıştırmadığı, maden işletme ve üretim yönünden herhangi bir faaliyette bulunmadan maden işletme hakkını davalı şirkete devrettiği ve taraflar arasındaki sözleşmenin rödövans sözleşmesi olarak kabul edilmesi gerektiği açıktır” gerekçesi ile asıl-alt işveren ilişkisi kabul etmemiştir Y. HGK. 26.04.2022 tarih ve 2020/(22)9-61 E, 2022/607 K.).
11. Türkiye’nin 6580 sayılı kanunla onayladığı ve 12.12.2014 tarihli 29203 sayılı resmi gazetede yayınlanarak 23.03.2015 tarihinde yürürlüğe giren 176 sayılı Madenlerde Güvenlik ve Sağlıkla ilgili Sözleşmesinin tanımlar bölümünün 1/2 maddesinde işveren “bir madende bir ya da daha fazla sayıda işçi, duruma göre operatör(işletmeci), baş yüklenici(ana yüklenici-birincil imtiyaz sahibi), yüklenici ya da taşeron çalıştıran gerçek ya da tüzel kişidir” olarak tanımlanırken, işverenin sorumlulukları 6 ila 12. Maddeler arasında belirtilmiş ve 12. Madde de açıkça “Aynı madende faaliyetlerin iki ya da daha fazla sayıda işveren tarafından yürütülmesi halinde, madenden sorumlu olan işveren işçilerin güvenliği ve sağlığıyla ilgili tüm önlemlerin yaşama geçirilmesini koordine edecek ve işlerin güvenliğinden birinci derecede sorumlu işveren o olacaktır. Bu hüküm, tek tek işverenleri, işçilerin güvenlik ve sağlığıyla ilgili tüm önlemlerin yaşama geçirilmesi sorumluluğundan kurtarmaz” hükmüne yer vermiştir. Ayrıca çok açık şekilde sözleşmede madenlerde üye devletlerin güvenlik ve sağlıkla ilgili tüm önlemleri alacağı (Mad. 3), madenden sorumlu ruhsat sahibi işverenin faaliyete başlanmadan önce çalışma alanlarına ilişkin planları yapacağı, önemli değişiklik halinde bu planları günceleyeceği ve maden sahasında bulunduracağı (Mad. 5), denetimleri altındaki madenlerde güvenlik ve sağlık risklerini ortadan kaldırmak ya da asgari düzeye indirmek için gerekli tüm önlemleri alacağı (Mad. 7) belirtilmiştir. Bu sözleşmenin hükümlerinin yerine getirilmesinin, Anayasa göre maden çıkarma tekelinde bulunan davalı kuruma ait olduğu açıktır.
12. Anılan sözleşme hükümleri değerlendirildiğinde ruhsat sahibinin işletmeci, rödovans sözleşmesi ile devralanın ise alt yüklenici olduğu, bu anlamda sözleşmeye göre ruhsat sahibinin işveren konumunda olacağı anlaşılmaktadır. Anayasa’nın 90/son maddesi uyarınca iç hukuku normu haline gelen bu sözleşme hükümlerine göre asıl-alt işveren ilişkisinin değerlendirilmesi isabetli olacaktır.
III. DEĞERLENDİRME VE SONUÇ:
13. Somut uyuşmazlıkta, yerel mahkeme gerekçesinde, 24.06.2010 tarihli Maden Kanunu2na eklenen ek 7 nci maddeye dayandırmakta ve madde düzenlemesi olan "Maden ruhsat sahiplerinin, ruhsat sahalarının bir kısmında veya tamamında üçüncü kişilerle yapmış oldukları rödövans sözleşmelerinde, bu alanlarda yapılacak madencilik faaliyetlerinden doğacak İş Kanunu, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili idari, mali ve hukuki sorumluluklar rödövansçıya aittir. Ancak bu durum ruhsat sahibinin Maden Kanunundan doğan sorumluluklarını ortadan kaldırmaz" hükmü nedeni ile asıl işveren olarak kabul edilemeyeceğini belirtmektedir. Oysa sigorta sicil kaydı incelendiğinde davacının hizmetinin büyük bölümü bu yasal düzenlemeden öncedir. Diğer taraftan burada İş Kanunu ve iş sağlığı ve güvenliği önlemleri rödovansçıya yükletilmiş olup, bu düzenleme ruhsat sahibi ve rödovansçıyı ilgindirmekte, sigortalıyı bağlamamaktadır. Kaldı ki 5510 sayılı kanun olan sosyal güvenlik hukuku ve özellikle meslek hastalığı yönünden bir düzenleme getirilmemiştir. Davalı kurumun 5510 sayılı Kanunun 12 ve devamı maddeleri uyarınca sorumluluğu devam etmektedir. Diğer taraftan 2014 yılında 5680 sayılı kanunla kabul edilen ve Anayasa'nın 90 ncı maddesi uyarınca iç hukuk normu haline gelen 176 sayılı ILO sözleşmesi hükmüne göre davalı kurumun asıl işveren olduğu tartışmasızdır.
14. Yukarda da açıklandığı gibi maden ruhsat sahibi ve madenlerin üretimi tamamen davalı kuruma aittir. Rödovansçı sözleşmesi ile maden çıkarma faaliyeti bir kişiye devredilse bile üretim sürecinin kontrolü, elde edilen ürünün pazarının ve fiyatının belirlenmesi davalı kuruma aittir. Burada davalı kurumun bağımsız bir işveren olduğundan sözedilemez. Rödovansçının üstlendiği faaliyet ruhsat sahibinin üretimi ile ilgidir ve asıl işin tamamlayıcısıdır.
15. Davalı ... Taşkömürü İşletmelerinin Maden Kanunu uyarınca kömür ve linyit madenlerini işletme faaliyeti asıl işi kapsamındadır. Rödovans sözleşmesi ile asıl işi kapsamındaki madenin işletilme hakkını devretmekte, ancak yasal sorumluluğu devam etmektedir. İşletme ile dava dışı şirketler arasında rödovans sözleşmesi yapılması, asıl-alt işveren ilişkisini ortadan kaldırmaz. Zira yukarıda açıklandığı gibi asıl-alt işveren ilişkisi bir sözleşmesel ilişki olmayıp, kanundan doğan ve sigortalı ile sözleşme ile işi veren ve alan işveren arasında bir üçlü ilişkidir. Asıl-alt işveren ilişkisinin 4857 sayılı İş Kanunu'nun 2/6 ve 5510 sayılı Kanunu'nun 12. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Somut olayda ... Kömür İşletmelerinin asıl işini verdiği açıktır. Denetim ve takip ile alt işverence üretilen madeni alma görevi devam etmektedir. Davalı ruhsat sahibi ve asıl işveren olarak meslek hastalığından ve davacının iş güçlüğü kaybından dolayı davacının maddi kazanç zararından sorumludur. Davacının bu yönde temyizi uyarınca kararın esas yönünden bozulması gerektiği düşüncesinde olduğumdan çoğunluğun görev konusundaki bozma görüşüne katılınmamıştır.