MAHKEMESİ: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi
SAYISI: 2022/2574 E., 2022/311 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ: Ankara 2. İş Mahkemesi
SAYISI: 2014/84 E., 2022/374 K.
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince taraf vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile İlk Derece Mahkeme hükmünün kaldırılması ile yeniden esas hakkında asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne dair hüküm verilmesine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili asıl davada vermiş olduğu 30.01.2014 tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 24.04.2010 tarihinde davalıya ait işyerinde kaplama bölümünde çalışırken iş kazası geçirdiğini, kazanın meydana gelmesinde tüm kusurun davalı tarafa ait olduğunu, kaza nedeniyle müvekkilinin çalışma gücünü %81 oranında kaybettiğini, ancak maluliyetin bu oranın çok üzerinde olduğunu, yine iş kazası sebebiyle müvekkilinin tedavi ve ulaşım masrafları vs. yaptığını, ayrıca kaza sonrası manevi olarak yıprandığını, ciddi sağlık sorunları yaşadığını, depresyon tedavisi gördüğünü belirterek, 200.000,00 TL maddi, 1.000.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili 24.07.2019 tarihinde vermiş olduğu ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talebini fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak arttırarak 799.988,10 TL'ye yükseltmiştir.
Davacı vekili birleşen davada vermiş olduğu 02.04.2020 tarihli dava dilekçesinde özetle; asıl davada vermiş olduğu dava dilekçesinde yapmış olduğu açıklamaları tekrar ederek, 27.01.2020 tarihli hesap bilirkişi raporunda davacının maddi zararının 856.286,49 TL olarak hesaplandığını, dava ve ıslah dilekçesi ile fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak toplam 799.988,10 TL maddi tazminat talep ettiklerini, aradaki fark olan 56.298,39 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili asıl davada vermiş olduğu cevap dilekçesinde; kazanın oluşumunda davacı işçinin ağır kusurlu olduğunu, davacının sürekli iş göremezlik oranına itiraz ettiklerini, dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderilmesi gerektiğini, işyerinde TİS'e tabi olarak çalıştığını, ilgili sendikanın Türk Metal Sendikası olduğunu, davacının her türlü hastane ve tedavi giderlerinin davalı şirket tarafından karşılandığını, ayrıca davacı tarafça avans faizi talep edilmesinin yerinde olmadığını, davalı şirket tarafından yapılan tedavi giderlerinin hüküm altına alınacak maddi tazminattan mahsup edilmesi gerektiğini ileri sürerek, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Davalı tarafça birleşen davaya karşı herhangi bir cevap dilekçesi verilmediği görülmektedir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle, "...somut olayda Mahkememizce hükme esas alınan en son düzenlenen hesap bilirkişi ... raporunda; davacının Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunun 09.03.2017 tarihli raporu ile kesinleşen %83 maluliyet oranı dikkate alınarak bu seçenek ile tarafların kusur durumları dikkate alınarak ve davacının raporlu olduğu dönemde yerleşik Yargıtay kararları gereği %100 malul olduğu kabul edilerek yapılan, davacının Metal-iş sendikası üyesi olduğu ve bu sendika ile davalı işveren arasında imzalanmış TİS hükümlerinden yararlandığı anlaşılmakla, TİS hükümlerine göre davacının tespit edilen ücreti esas alınmak sureti ile yapılan maddi tazminat hesabı, dosya kapsamında uygun olduğu değerlendirilerek, bilirkişinin seçenekli olarak hazırladığı hesaplamadan VI- i) seçeneğinde yapılan hesaplama yerinde görülerek, Mahkememizce ara kararlar ile geçici ödemelere karar verilmiş olmakla, geçici ödemelerin toplamının hesaplamadan mahsubu suretiyle maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiştir... tarafların kusur durumu olayın ağırlığı, davacının iş göremezlik oranı, olay tarihi gözetilerek belirlenen manevi tazminatın davalıdan tahsiline..." gerekçesiyle, 1.539.366,07 TL maddi tazminattan toplam 305.000,00 TL geçici ödemenin mahsubu ile 1.234.366,07 TL'nin, taleple bağlı kalınarak asıl ve birleşen davada talep edilen 852.141,00 TL sinin olay tarihi olan 22.04.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 305.000,00 TL için ise olay tarihinden (ayrı ayrı her bir geçici ödeme için) ödeme tarihine kadar işletilecek yasal faizinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 130.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 22.04.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, tedavi gideri talebinin ise reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili ileri sürdüğü istinaf sebeplerinde özetle; kaza tarihinde 33 yaşında olan müvekkilinin kaza nedeniyle çalışma gücünün neredeyse tamamını kaybettiği için artık mesleğini yapamaz, ailesine bakamaz duruma geldiğini, sol bacağının sağa göre kısa kaldığını, ayrıca mesane bölgesindeki kas ve sinirleri zarar gördüğünden idrar ve gaitasını hissetmemeye başladığını ve bu nedenle sosyal hayatının da alt üst olduğunu, dosya kapsamındaki psikiyatri raporları, müvekkilin yaşadığı çöküntüyü ve içinde bulunduğu ruh hâlini ortaya koyduğunu, sonuç itibariyle İlk Derece Mahkemesince hükmedilen manevi tazminatın çok düşük olduğunu, diğer taraftan tedavi merkezlerine gidiş dönüş masrafları, muayene ücretleri, ilaçların SGK tarafından karşılanmayan kısmının müvekkili tarafından ödendiğini, bu nedenle İlk Derece Mahkemesince tedavi giderlerine yönelik talebin reddine karar verilmesinin yerinde olmadığını, ayrıca meydana gelen kazada müvekkilinin herhangi bir kusurunun bulunmadığından maddi tazminat miktarının Mahkemece kabul edilenden daha fazla olduğunu, kaldı ki Mahkemece takdir edilen vekalet ücretinin de hatalı olduğunu, asıl ve birleşen davada ayrı ayrı lehe vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, diğer taraftan reddolunan manevi tazminat miktarı üzerinden aleyhe vekalet ücretine hükmedilmesinin de yerinde olmadığını, öte yandan alacaklara avans faizi yerine yasal faiz işletilmesinin de isabetsiz olduğunu ifade ederek, kararın kaldırılarak talepleri doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili ileri sürdüğü istinaf sebeplerinde özetle; Mahkemece taleple bağlılık ilkesinin ihlal edildiğini, davacının talebini ıslah ederek 799.988,10 TL'ye çıkarttığını, ardından ek dava açarak maddi tazminat talebini 852.141,00 TL'ye yükselttiğini, bunun yanında dava devam ederken davacının geçici ödeme talebinin Mahkemece kabul edilmesi üzerine müvekkili tarafından farklı tarihlerde 305.000,00 TL ödeme yapıldığını, ancak 852.141,00 TL maddi tazminata hükmedilip, müvekkili tarafından yapılan 305.000,00 TL geçici ödemenin mahsup edilmesi gerekirken Mahkemece taleple bağlılık ilkesine aykırı olarak 1.539.366,07 TL maddi tazminata hükmedildiğini, davacı tarafından hukuken talep edilemeyecek bu miktar üzerinden geçici ödemelerin düşüldüğünü, böylece davacıya ödenen 305.000,00 TL'ye ek olarak 852.141,00 TL daha maddi tazminata hükmedilmiş olduğunu, bu karara göre davacının talep edebileceği maksimum meblağ 852.141,00 TL iken 1.157.141 TL tazminata hükmedilerek taleple bağlılık ilkesinin aşıldığını, diğer taraftan hükme esas alınan hesap raporları arasında önemli farklar bulunduğunu, en son alınan hesap bilirkişi raporunda üç farklı ihtimale göre hesaplama yapıldığını, davacının iddialarına göre 1.234.366,07 TL, taraflarınca yapılan itiraza göre 29.759,83 TL, Mahkemenin talebi doğrultusunda üçüncü bir hesaplamaya göre ise 594.057,68 TL maddi tazminat hesabı yapıldığını, görüleceği üzere yapılan hesaplamalar arasında ciddi farklar bulunduğunu, ancak Mahkemece tüm önceki raporlara ve anılan son rapordaki büyük hesap farklarına rağmen hüküm kurarken tamamen davacı itirazlarına göre hesaplanan tutara itibar edilerek sonuca gidildiğini, ayrıca Mahkemece davacı lehine olan hesap raporuna neden itibar edildiğinin de gerekçelendirilmediğini, öte yandan Mahkemece hükme esas alınan ve davacının itirazları dikkate alınarak yapılan hesaplamanın da hatalı olduğunu, davacının 01.01.2015 tarihinde yaşlılık aylığına hak kazandığını, bu sebeple davacının pasif dönem hesabının 01.01.2015 tarihinde başlatılması gerekirken 2036 tarihinden başlatılmasının isabetsiz olduğunu, ayrıca 5510 sayılı Kanun'un 54. maddesinin de dikkate alınmadığını, yine hesaplamanın işyerinde uygulanan TİS ile belirlenmiş olan ücretlere göre yapılması gerektiğini, tüm bu hususlar birlikte gözetildiğinde dosya kapsamına en uygun hesaplamanın 11.05.2022 tarihli raporun "B" kısmında yapıldığını, buna göre yapılan geçici ödemeler düşüldüğünde davacının 29.759,83 TL maddi tazminata hak kazanacağını, bununla birlikte kusur raporları arasındaki çelişkinin de giderilmediğini, kazaya ilişkin SGK tarafından açılan rücuen tazminat davalarında farklı kusur oranlarının belirlendiğini, müvekkilinin iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı doğrultusunda tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğini, bu haliyle müvekkiline atfedilen kusur oranlarının hakkaniyet ve yasa ile bağdaşmadığını iddia ederek, kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile
"...Davacı vekili 21.12.2015 tarihinde Mahkemeye vermiş olduğu dilekçesi ile davacının iş göremezlik oranının hem SGK, hem de Yüksek Sağlık Kurulu kararları ile %81 olarak tespit edildiğini, raporların birbiriyle örtüştüğünü ve tereddüt bulunmadığını, davalı tarafın rapora itirazının dosyayı sürüncemede bırakmaya yönelik olduğunu, bu nedenle dosyanın Adli Tıpa gönderilmesine yönelik ara karardan dönülerek, davalı tarafa maluliyetin tespitine yönelik dava açılması için süre verilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesinin 18.05.2016 tarihli raporunda sürekli iş göremezlik derecesinin 11.10.2008 tarih ve 2701 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümleri uyarınca E cetveline %67,0 olduğuna karar verilmiştir Bunun üzerine davacı vekili Mahkemeye vermiş olduğu 20.06.2016 tarihli dilekçesi ile, Adli Tıp Kurumu raporundaki aleyhe hususları kabul etmediklerini, hesaplamaya esas olarak %81 maluliyetin esas alınmasını talep ettiklerini belirtmiştir. Davalı vekili Mahkemenin 21.09.2016 tarihli görülen duruşmasında, Adli Tıp Kurulunun raporuna itiraz ettiklerini, dosyanın Adli Tıp Kurumu Genel Kuruluna gönderilmesini talep ettiklerini belirtmiş, davacı vekili ise davalı vekilinin itirazlarını kabul etmediklerini, dosyanın kusur raporu alınmak üzere bilirkişiye gönderilmesine karar verilmesini talep ettiği görülmüş, Mahkemece dosyanın sürekli iş göremezlik derecesinin tespiti için Adli Tıp Kurumu Genel Kuruluna gönderilmesine karar verildiği anlaşılmıştır. Adli Tıp Genel Kurulunun 09.03.2017 tarihli kararında ise davacının sürekli iş göremezlik derecesinin 11.10.2008 tarih ve 2701 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümleri uyarınca E cetveline göre %83,0 olduğuna karar verilmiştir. Davacı vekilince 24.04.2017 tarihli dilekçe ile ATK Genel Kurulunca müvekkilinin iş göremezlik derecesinin E cetveline göre %83,0 olarak belirlendiği, Mahkemece belirtilen maluliyet oranı üzerinden sonuca gidilmesi gerektiği talep edilmiş, İlk Derece Mahkemesince davacının talebi doğrultusunda 11.05.2022 tarihli bilirkişi raporunda sürekli iş göremezlik derecesi %83 kabul edilerek yapılan hesaplamaya itibar edilerek sonuca gidilmiştir. Bununla birlikte ATK Genel Kurul kararı üzerine davalı tarafça iş göremezlik oranının tespiti için Ankara 17. İş Mahkemesinde dava açılmış, Mahkemenin 16.05.2018 tarihli kararı ile davacının %83 oranında iş göremez duruma geldiğinin tespitine karar verilmiş, verilen karara karşı davalı tarafın istinafı üzerine Ankara BAM 11. Hukuk Dairesince başvurunun esastan reddine karar verilmiş, verilen karara karşı davalı tarafça temyiz isteminde bulunulmuş ve Yargıtay 21. HD'nin 07.03.2019 tarihli kararı ile Mahkeme kararı onanmıştır. Bu noktada belirtilmelidir ki, Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu kurum davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Somut olayda, 11.11.2014 tarihli Sosyal Güvenlik Kurumu Sürekli İş Göremezlik Derecesi Tespitine İlişkin Sağlık Kurulu Kararı ile Yüksek Sağlık Kurulu tarafından verilen 27.11.2015 tarihli karar uyarınca davacının sürekli iş göremezlik derecesinin %81,0 olarak belirlendiği, davacı tarafça maluliyeti %81 olarak belirlenen sürekli iş göremezlik kararlarına yönelik herhangi bir itirazda bulunulmadığı gibi, davalı tarafça yapılan itirazların davayı sürüncemede bırakmak için yapıldığının belirtildiği, ayrıca Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesinin 18.05.2016 tarihli kararın üzerine davacı tarafça Mahkemeye verilen 20.06.2016 tarihli dilekçe ile hesaplamaya esas olarak %81 maluliyetin esas alınmasının talep edildiği anlaşılmaktadır. Bu haliyle davacı tarafça %81,0 sürekli iş göremezlik derecesine itiraz edilmediği ve ATK Genel Kurul kararına kadar %81,0 sürekli iş göremezlik derecesi dikkate alınarak sonuca gidilmesi gerektiğinin bir çok kez Mahkemeden talep edildiği dikkate alındığında, artık davalı lehine usuli kazanılmış hak doğduğu, bu nedenle Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu kararı ile davacının süreli iş göremezlik derecesi %83,0 olarak kabul edilmiş ise de davalı lehine oluşan usuli kazanılmış haklar korunarak davacının maddi tazminatı belirlenirken sürekli iş göremezlik derecesinin %81,0 olarak kabul edilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Diğer taraftan, davacı tarafa 01.01.2015 tarihinde maluliyet aylığı bağlandığı dikkate alındığında, maddi tazminat hesabında pasif dönemin 01.01.2015 tarihinden itibaren başlatılması gerekip gerekmediği diğer bir ihtilaftır. İş kazasına maruz kalan sigortalının maddi tazminat miktarı, işçinin olay tarihindeki bakiye ömrü esas alınarak aktif ve pasif dönemde elde edeceği kazançlar toplamından oluşur. Pasif dönem, sigortalının aktif çalışma döneminin sona ereceği, bir başka anlatımla emeklilik döneminin başlayacağının varsayıldığı tarihten itibaren, muhtemel bakiye ömrü sonuna kadar devam edecek olan dönemi ifade eder. Varsayıma dayalı olarak pasif dönem, erkeklerde 60, kadınlarda 55 yaşın dolduğu tarihte başlatılır. Bunun nedeni, SSK kapsamında çalışanların 506 sayılı Kanun hükümlerine göre bu yaşta emekli olabileceklerinin kabulüdür. Gerçekte bu tür tazminat davalarında zarar hesabında varsayımlara göre sonuca gidilmesi bir zorunluluktan kaynaklanmaktadır. Pasif dönemin de her sigortalının koşullarına göre hangi tarihte gerçekleşebileceği ayrı ayrı tespit edilebilir ve buna göre hesap yapılabilir ise de henüz böyle bir uygulama bulunmamaktadır. Eğer, dava sırasında sigortalının fiilen pasif döneme girdiği tarih anlaşılabiliyor ise artık varsayıma gidilerek sigortalı erkek ise 60, kadın ise 55 yaşına kadar aktif çalıştığı varsayımına göre hesap yapılmaz, aktif dönem zararının artık belli olan bu emeklilik tarihine kadar hesaplanması gerekir. Zira bilinen varken ihtimale göre hesap yapılması doğru değildir. Somut olayda, davacı kazalının malulen de olsa 01.01.2015 tarihinde emekli olduğu bellidir. Bu durumda davacının aktif dönem sonunun malulen emekli olduğu tarih olduğu, bu tarihten sonrasının davacı için artık pasif dönem olarak kabul edilmesi gerektiği açıktır. Bu yöne ilişkin davalı vekilinin istinaf başvurusun kabulüne karar vermek gerekmiştir. O halde, Mahkemece aldırılan 11.05.2022 tarihli bilirkişi raporunun "C" bendinde dosya kapsamına göre düzenlendiği belirtilen hesaplamanın usul ve yasaya uygun olduğu, ilgili hesaplamada davacının sürekli iş göremezlik oranının %81,0 olarak kabul edildiği, buna göre davacının %80 kusur karşılığı toplam zararının 1.116.510,43 TL olarak belirlendiği görülmektedir. Dosya içeriğinden SGK tarafından %81,0 sürekli iş göremezlik karşılığı bağlanan ilk peşin sermaye değerinin 256.158,59 TL olduğu, 15.657,35 TL geçici iş göremezlik ödemesi yapıldığı anlaşılmaktadır. Buna göre, ilk peşin değerli gelirin %80 davalı kusuruna göre rücu edilebilir tutarı (256.158,59 x %80 = 204.926,87 TL) ile geçici işgöremezlik ödemesinin rücu edilebilir tutarının (15.657,35 x %80 = 12.525,88 TL) hesaplanan zarar miktarından düşülmesi gerekmektedir. 11.05.2022 tarihli bilirkişi raporunun "C" bendinde hesaplanan zarar miktarı 1.116.510,43 TL olup ilk peşin değerli gelir tutarının kusur karşılığı 204.926,87 TL ile Geçici İşgöremezlik ödemesinin kusur karşılığı olan 12.525,88 TL düşüldüğünde bakiye zarar tutarının 899.057,68 TL olduğu tespit edilmiştir. Dosya içeriğinden, yargılama sırasında çeşitli tarihlerde Mahkemece davalı tarafça davacıya geçici ödeme yapılmasına karar verildiği, verilen kararlar uyarınca toplam 305.000,00 TL davacıya ödeme yapıldığı belirlenmiştir. Hesaplanan zarar miktarından, yapılan geçici ödeme tutarı mahsup edildiğinde kalan tazminat miktarı 899.057,68 - 305.000,00 = 594.057,68 TL'dir..." gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yineleyerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili temyiz dilekçesinde istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yineleyerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi tazminat ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369'uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371. maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20 ve 21. maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesi
3. Değerlendirme
A) Taraf vekillerinin davacı yararına hükmedilen maddi tazminat alacağına yönelik temyiz istemi yönünden;
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin tüm davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Dosya kapsamından; Bölge Adliye Mahkemesince davacının bakiye zarar tutarının 899.057,68 TL olduğu tespit edilerek, yargılama sırasında çeşitli tarihlerde Mahkemece davalı tarafça davacıya geçici ödeme yapılmasına karar verilmesi üzerine verilen kararlar uyarınca toplam 305.000,00 TL ödeme yapıldığı belirtilerek hesaplanan zarar miktarından, yapılan geçici ödeme tutarı mahsup edildiğinde kalan tazminat miktarının 899.057,68 - 305.000,00 = 594.057,68 TL olduğu kabulü ile bu miktar esas alınmak suretiyle davacı lehine maddi tazminata hükmolunduğu açıklanmasına rağmen geçici ödeme nedeniyle hükmedilmeyen 305.000,00 TL maddi tazminat tutarının taraf vekilleri lehine takdir edilen vekalet ücreti hesaplamasında reddolunmuş talep gibi değerlendirilmesi hatalı olmuştur.
Mahkemece yapılacak iş; yukarıda yapılan açıklama gereğince davacının mahkeme ara kararı gereği geçici ödeme nedeniyle ödenen maddi tazminat tutarı yönünden esasen davacının bu tutar yönünden de davasının kabul edildiğini gözetecek şekilde taraf vekilleri lehine usule uygun vekalet ücreti takdiri içeren bir karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
B) Davacı vekilinin davacı yararına hükmedilen manevi tazminat alacağına ilişkin temyiz istemi yönünden;
Gerek mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 47 ve gerekse iş kazasının gerçekleştiği tarihte yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 56. maddesinde hakimin bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene veya ölenin yakınlarına manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verebileceği öngörülmüştür.
Hakimin manevi zarar adı ile zarar görene veya ölenin yakınlarına verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir.
Manevi tazminat davalarında, gelişmiş ülkelerde artık eski kalıplardan çıkılarak caydırıcılık unsuruna da ağırlık verilmektedir. Gelişen hukukta bu yaklaşım, kişilerin bedenine ve ruhuna karşı yöneltilen haksız eylemlerde veya taksirli davranışlarda tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranlarda manevi tazminat takdir edilmesi gereğini ortaya koymakta; kişi haklarının her şeyin önünde geldiğini önemle vurgulamaktadır.
Bu ilkeler gözetildiğinde; aslolan insan yaşamıdır ve bu yaşamın yitirilmesinin yakınlarında açtığı derin ızdırabı hiçbir değerin telafi etmesi olanaklı değildir. Burada amaçlanan sadece bir nebze olsun rahatlama duygusu vermek; öte yandan da zarar veren yanı da dikkat ve özen göstermek konusunda etkileyecek bir yaptırımla, caydırıcı olabilmektir.(HGK 23.6.2004, 13/291-370)
Somut olayda, davacı sigortalının davalı şirkette çalışırken gerçekleşen kazada yaralandığı, sürekli iş göremezlik oranının %81 olarak tespit edildiği, davacının kaza nedeniyle omurga, bel ve diz kırığı yaşadığı ve sonrasında idrar inkontinansı ve travma sonrası stres bozukluğu tanısı konulduğu, kaza tarihinde 34 yaşında olduğu, hükme esas alınan kusur raporuna göre davalı işverenin %80 oranında davacı sigortalının ise %20 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiği anlaşılmıştır.
Bu açıklamalar doğrultusunda sigortalının iş kazası nedeniyle uğradığı sürekli iş göremezlik, iş kazasının gerçekleşmesinde işverene göre kusurunun azlığı, iş kazasının davacıda meydana getirdiği şiddetli elem ve ızdırap kapsamında, hüküm altına alınan manevi tazminatın bariz biçimde çok az miktarda olduğu anlaşılmaktadır.
Bu sebeple Mahkemece yapılacak iş, davacının iş kazasına uğraması nedeniyle açıklanan sebeplerle duyduğu şiddetli elem ve ızdırabı tazmin ile yeterli hakkaniyete uygun miktarda manevi tazminata hükmetmekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
IV.KARAR:
Açıklanan sebeple;
Davacı vekilinin maddi ve manevi tazminat alacağına yönelik temyiz istemi yönünden temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden asıl ve birleşen davada davacıya iadesine,
Aşağıda yazılı temyiz harcının asıl ve birleşen davada davalıdan alınmasına,
Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
17.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.