MAHKEMESİ: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalılar ... vekili ile ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar ... vekili ile ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin kaza tarihinden önce 6 yıl kadar davalı bünyesinde asıl işverenin işlerini yapmak üzere çalıştığını, kaza tarihinde davalı Kurum asıl işveren...'a hizmet verdiğini, kaza günü Menderes'te bir arızayı gidermek için ... ve arkadaşlarının verilen görev üzerine olay mahalline gittiklerini, olay günü...'ta görevli ...'nun elektriği kestiğini ve çalışmaya başlayabileceklerini bildirdiğini, müteveffanın arızayı gidermek için işe başlar başlamaz kendisini elektrik çarptığını, ...'nun trafoda elektriği kesme işlemi yaparken yanlış şalteri indirdiğini, bundan dolayın elektriğin kesilmemiş olduğunu müteveffanın vefat ettiğinde 33 yaşında olduğunu, yaptığı işin profosyonel bir iş olduğunu ve elektrikçi olduğunu, vasıfsız bir işçi olmadığını, müteveffanın ani vefatıyla evinin direği olan eşini kaybetmiş olan müvekkilinin iki çocuğuyla ortada kaldığını beyanla maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
II. CEVAP
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; müteveffanın olay tarihinde ... Elektrik A.Ş'de çalıştığını bu davada müvekkiline husumet yüklenemeyeceğini, davacı yanın elektriğin kesilmediği, hem müvekkilinin hem de işverenlerin iş güvenliği tedbirleri almadan murisin ölümünden tam kusurlu olarak sorumlu olduklarının kabulünün mümkün olmadığını, yaklaşık 10 sene önce davacılara toplamda 70.000,00 TL tutarında tazminat ödemesi yapıldığını, davacılarının taleplerinin sebepsiz zenginleşmeye yönelik olduğunu beyanla davanın reddini talep etmiştir.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; iş bu davanın muhattabının yüklenici ... Elektrik Ltd. Şti. olduğunu, zamanaşımı yönünden davanın reddinin gerektiğini, yüklenici firmaca davacı eş ve çocuklara gerekse müteveffanın anne ve kardeşlerine maddi ve manevi tazminat ödemelerinin yapılarak ibranamelerin alındığını, ibranın borcu sona erdiren bir tasarruf işlemi olduğunu, müvekkili şirkete kusur izafının hukuki dayanağı bulunmadığını, davacının sebepsiz zenginleşmesinin söz konusu olduğunu beyanla davanın reddini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle, davanın kısmen kabul kısmen reddine dair karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar ... Elektrik Firması ile ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı ... Elektrik ... Şirketi vekili istinaf dilekçesinde özetle; kazanın gerçekleştiği işin anahtar teslim verilmesi nedeniyle kendilerine husumet yöneltilemeyeceğini, davalılar arasındaki şartnameye göre sorumluluğun diğer davalı şirkette olduğunu, alacağın zamanaşımına uğradığını, manevi tazminatta ret vekalet ücretinin her bir davalı açısından ayrı ayrı taktir edilmesi gerektiğini, kazanın oluşunda kendilerinin kusurlu olmadığını, ibraname gereği maddi tazminat talebinin de reddi gerektiğini, hesap raporundaki pay oranlarının hatalı olduğunu belirtmiştir.
Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; kendilerinin kusurunun bulunmadığını, ceza yargılamasında işbu davalının kusurunun bulunmadığının tespit edildiğini, alacağın zamanaşımına uğradığını, hesap raporunun hatalı olduğunu, ibraname ile ödenen miktarının günümüze uyarlanması gerektiğini ve faizi ile birlikte mahsup edilmesi gerektiğini, ölüm aylığı tahsis edilip edilmediğinin tespiti ile tahsis edilmiş ise peşin sermaye değerinin indirilmesi gerektiğini, hesaba esas alınan ücretin hatalı olduğunu beyanla davanın reddini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulüne dair ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, yerinde görülmeyen davalılar vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar ... Elektrik Firma vekili ile ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı ... vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369. maddesinin birinci fıkrası ile 371. maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20 ve 21. maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesi.
3. Değerlendirme
Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden; davacıların murisleri ... Elek. Ltd. Şti. işçisi olan ...'ın 03.12.2018 tarihinde Menderes ilçesi Malta mevkiinde bulunan ... Elektrik A.Ş'ye ait trafo çıkışında birinci direğe kapasitör fiziki bağlantısı yapmak için direkte çalışma yaparken elektrik çarpması sonucu vefat ettiği, Mahkemece aldırılan 14.06.2019 tarihli ve 31.01.2020 tarihli raporlarda davalı işveren ... %40, davalı ... %30, davalı ... işçisi ustabaşı ... %20 ve ... işçi %10 oranında kusurlu bulunduğunun belirtildiği, davalı ...'ya atfedilen kusur oranı gerekçesinin davalı ...'ın ... Elektrik Dağıtım A.Ş. çalışanı olarak olay tarihinde çalışma yapılacak enerji nakil hattının elektriğini kesmek üzere görevlendirildiği ancak yapılacak çalışmanın bir elektrik mühendisi veya sorumlu teknik bir kişinin nezaretinde yapılacak olmasına rağmen, enerji kesme formu da düzenlemeden hattı ... Elek. İnş. Taah. Bilg. Sis. San. Tic. Ltd. Şti. işçilerine teslim etmiş, ayrıca hattın enerjini kesmemiş yahut yanlış hattın enerjisini keserek çalışma yapılacak alanı elektriksiz bırakmadığı şeklinde açıklandığı, kaza olayına ilişkin yürütülen temyiz edilmeksizin kesinleşen Menderes Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/53 Esas 2010/294 K. sayılı karar dosyasında ise davalı ...'nun elektriği kestiği olayın etrafta jeneratör kullanımı nedeniyle ters akım nedeniyle meydana gelmiş olabileceği tespitinde bulunan 26.12.2008 tarihli bilirkişi raporuna itibarla sanık ...'nun elektriği kestiği ve bu sebeple de sanığa atfedilebilecek kusur bulunmadığı gerekçesiyle beraatine karar verildiği, mahkemece 14.06.2019 tarihli ve 31.01.2020 tarihli kusur raporlarına itibarla davalılar yönünden davanın kısmen kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır.
İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin, iş yerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesinin açık buyruğu iken, 4857 sayılı Kanun'un 77. ve devamı bir kısım maddeleri 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37. maddesiyle, 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmek üzere yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir.
Buna göre, 6331 sayılı Kanun’un "İşverenin Genel Yükümlülüğü" kenar başlıklı 4. maddesinde:
"İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede;
a)Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.
b)İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.
c)Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır.
ç)Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu gözönüne alır.
d)Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışında ki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır." hükmü düzenlenmiştir.
Aynı Kanun’un 5. maddesinde de risklerden korunma ilkeleri düzenlenmiştir. Buna göre maddede, "İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur:
a)Risklerden kaçınmak,
b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek,
c)Risklerle kaynağında mücadele etmek,
ç)İşin kişilere uygun hale getirilmesi için iş yerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek,
d)Teknik gelişmelere uyum sağlamak,
e)Tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek,
f)Teknoloji, iş organizasyonu çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek,
g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine öncelik vermek,
ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek." hükmü yer almaktadır.
Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümünün genel çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, “çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü” olduğu belirtildikten sonra yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı birtakım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5. maddede, işverenin anılan yükümlülükle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10. maddede ise iş yerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir (Hukuk Genel Kurulunun 09.10.2013 tarih 2013/21-102 Esas 2013/1456 sayılı kararı).
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. ve 5. maddeleri ile bunu uygun olarak çıkarılan iş güvenliği yönetmelikleri hükümleri, işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş güvenliği kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır.
Objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da onu kusursuz sorumluluk haline dönüştürmez. Çünkü bu halde dahi işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Kusurun objektifleştirilmesi kriterinin yanısıra, Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2. maddesinin, Anayasa hükümleri ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesi kapsamında yorumlanması da işverenin sorumluluğunu oldukça genişletecektir.
Yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda; işvereni zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluk halinden kurtaracak olan durum iş sağlığı ve güvenliği alanındaki ihmalleri ile oluşan zarar arasındaki uygun nedensellik bağının kesildiğini ispat etmekten ibarettir. Hukuk Genel Kurulunun 20.03.2013 tarih 2012/21-1121 E. 2013/386 sayılı kararında da belirtildiği üzere uygun nedensellik bağı üç durumda kesilebilir. Bunlar mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Bu hallerden birinin varlığı halinde işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir.
İş kazası hukuki sebebine dayalı tazminat davalarında olayın gerçekleşme şeklinin tarafların gösterdiği deliller dikkate alınarak her türlü şüpheden uzak bir şekilde ortaya konulması ve giderek kusur oranlarının bu olaya uygun şekilde belirlenmesi gerektiği açıktır.
Somut olayda dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre ceza dosyasında kesinleşmiş Mahkeme hükmüne göre maddi vakıanın elektriğin kesilmiş olduğu şeklinde belirlenmesine rağmen davalı ...'ya elektriğin kesilmemesi gerekçe gösterilerek kusur atfı maddi vakıanın hukuk hakimini bağlayacağına ilişkin TBK 74. madde düzenlemesine aykırı olup bu husus hatalı olmuştur.
O halde Mahkemece yapılacak iş, Kurumca düzenlenen denetmen raporu örneği ile var ise rücu dosyası da getirtilerek, kesinleşen ceza dosyası, rücu dosyası içeriği ile tüm dosya kapsamının birlikte değerlendirilmesi suretiyle somut verilere dayalı kusur raporunun düzenlenmesi için dosyanın A sınıf iş güvenliği uzmanlarının bulunduğu heyete tevdi ederek, olayın gerçekleşmesinde tarafların kusur oranlarını belirlemek üzere rücu ve dosyasında aldırılan kusura ilişkin bilirkişi raporlarını da inceler ve çelişkileri giderir mahiyette rapor aldırmak ve oluşacak sonuca göre kusur oranlarının tespitinden sonra yeniden hesap raporu alınmasının gerekmesi halinde ise davacı tarafça itiraza uğramayan 01.10.2020 tarihli hesap raporundaki verilerin aynen korunması suretiyle belirlenen maddi zarar tutarına kusur oranlarını uygulamak ve sonucuna göre davalı ... Elektrik ... Ltd. Şti. Firmasının temyiz isteminin bulunmaması nedeniyle davacı lehine oluşan ve taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış hakları da gözetir şekilde karar vermekten ibarettir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgililerine iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Üye ...'ın muhalefetine karşı, Başkan ... ve Üyeler ..., ... ve ...'ün oyları ve oy çokluğuyla,
27.03.2025 tarihinde karar verildi.
K.Şefi: S. BİÇER
KARŞI OY
I. Temel Uyuşmazlık:
1. Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık “İlk Derece Mahkemesinin hüküm altına aldığı maddi tazminata esas unsularını davacının temyiz etmemesi nedeni ile davalının temyizi nedeni ile kusur oranı yönünden bozulması üzerine tazminata esas ücretin asgari ücret oranlarındaki artış dikkate alınıp alınmayacağı, bu durumun davalı yararına lehine usulü kazanılmış hak olup olmayacağı, buna göre yeniden değerlemenin son karar tarihine yakın tazminata esas değerlere taşınıp taşınmayacağı” noktasında toplanmaktadır.
II. Karşı oy gerekçesi:
2. Belirtmek gerekir ki Sayın ...’inde değindiği gibi “Yargıtay tarafından neredeyse mutlak olarak, doktrinde de ağırlıklı olarak kabul edilen usuli müktesep hak kavramının kanuni bir Kurum olmadığını, yargı kararları ile kabul edildiğini ortaya koymak gerekir. Usuli müktesep hak, bugün neredeyse usuli her sorunda, her derde deva bir Kurum olarak gündeme gelmekte, sadece Kanun yolunda değil, yargılamanın farklı kesitlerinde kullanılmaktadır. Bu Kurumun kabul edilebilirliğinin tartışması bir yana bu kadar geniş bir uygulama alanı bulması doğru değildir. Ayrıca usuli müktesep hak, usuli sorunları çözmeye gerçek anlamda da elverişli değildir. Nitekim, önceleri çok sınırlı kabul edilen usuli müktesep hakkında kapsamı genişlemiş, ancak bu genişlemenin sakıncaları ortaya çıktıkça Yargıtay, usuli müktesep hakka her geçen gün … birçok istisna da kabul etmiştir. En ilginç ve kendi içinde çelişkili durum ise kamu düzeninden kabul edilen usuli müktesep hakka, kamu düzenine ilişkin durumların istisna kabul edilmesidir. Bir şeyin kendisinin, kendisinin zıddı olması gibi garip, biraz da mantığı zorlayan bir durum ortaya çıkmaktadır (..., .../ ..., .../..., ..., Medeni Usul Hukuku, Ankara 2013. s: 2190).”
3. Öncelikle usulü müktesep hak, yasal bir Kurum olmadığı gibi mahkemesince tarafların iddia ve savunmaları ile istisnalarına göre değerlendirilmesi gereken bir kavram olup, Yargıtay tarafından bozma kapsamında göre açıklayıcı ve yol gösterici şekilde kararda yer verilmesi beraberinde sakıncalara da yer verecektir. Zira Mahkemenin eksik inceleme nedeni ile bozmaya uyması halinde usulü müktesep hakkı gözetme yönündeki bozmaya da uyduğu gibi bir sonuç çıkacaktır ki bu da Mahkemenin bu yönde yapacağı değerlendirme ve tartışmanın önceden sınırlandırılması anlamına gelecektir.
4. Diğer taraftan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine usulü müktesep hakkın yeniden kavram olarak değerlendirilmesi gerekir. Zira Kanun'un kısmi dava başlığı taşıyan 109. maddesinin son fıkrasında açıkça “Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez.” düzenlemesine yer verilmiştir. Görüldüğü gibi kısmi miktar talep eden davacı, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmadığı ve açıkça da bakiye kısmından feragat etmedikçe geri kalan kısmını ek dava (veya ıslah) yolu ile edebilmektedir. O halde yargılama sırasında davacı tarafın kusur oranına, iş göremezlik oranına itiraz etmemesi, açıkça da feragat etmediği sürece kusur veya maluliyet oranının daha sonra lehine değişmesi halinde bakiyesini talep etme hakkı doğduğundan, usulü kazanılmış hak teşkil etmeyecektir.
5. Diğer taraftan Dairemizin 2021/6262 Esas, 2022/6811 Karar sayılı ilamında yazılı karşı oy gerekçelerinde açıklandığı üzere özellikle maddi tazminatın karar tarihine yakın verilerle hesaplanması gerektiğinden ve bu durum usulü kazanılmış hakkın istisnası olması nedeni ile çoğunluğun usulü kazanılmış hak teşkil ettiği” görüşüne katılınmamıştır. Zira;
6. Maddi tazminat hesapları yapılırken, işlemiş devrenin en son bilinen ücret unsurlarının hesaplamada gözetilmesi gerektiğinden, hüküm gününe en yakın güne kadar yürürlüğe giren tüm asgari ücretlerin uygulanması gerekir. Daha önce bir veya birkaç hesap raporu verilmiş olsa bile dava bitinceye kadar yürürlüğe giren asgari ücretlerden dolayı yeniden değişen değerler nedeni ile ek rapor alınması zorunludur.
7. Maluliyet oranı gibi zararın hesaplanmasına ilişkin diğer bir unsur da ücrettir. Asgari ücretin artması halinde, karar tarihine yakın ücrette değişeceğinden, bu ücrete göre zararın hesaplanması gerekmektedir. Zira asgari ücret, kamu düzeni ile ilgili olduğundan, davanın her aşamasında uygulanması zorunludur. Bozmadan sonra dahi asgari ücretlerde artış olmuşsa, yeniden tazminat hesabı yapılması gerekir. Yargıç, bir istek olmasa dahi, yargılamanın her aşamasında asgari ücret artışlarını doğrudan dikkate almakla yükümlüdür. Davacı, bilirkişi raporuna itiraz etmemiş olsa dahi, sonradan yürürlüğe giren asgari ücretlerin uygulanması kamu düzeni gereği ve zorunlu olduğundan, davalı yararına usulü kazanılmış hak oluşmaz.
8. Belirtmek gerekir ki bozma kararından sonra karar tarihine yakın veriler alındığında, hesabın unsurları değişeceğinden, tazminat miktarı da elbette değişecektir. Davacı taraf temyizden önceki ilk kararda bilinen ücret üzerinden hesaplanan tazminata itiraz etmemiştir. Ancak bu bilinen ücret bozmadan sonra değişecektir. Bir tarafın ilerde değişecek diye kararı temyiz etmesi hayatın olağan akışına uygun olmayacaktır. Zira karar temyiz nedenleri reddedilerek kesinleşmiş olsa idi hesaplama bilinen ücrete göre hesaplandığından sorun olmayacaktır. Ancak bozmadan sonra değişen durum nedeni ile daha önce doğmayan hesaba esas unsur olan ücrete itiraz etmeme usulü kazanılmış hak oluşturmayacaktır. Kaldı ki gerçek belli iken varsayıma gidilmez ilkesinin gözetilmesi gerekir. Kaldı ki bilinen dönem dönem kural olarak kaza ile hükme esas alınan rapor tarihi arasındaki süreyi kapsamalı ve karar tarihine yakın tarihte rapor alınmalıdır.
III. Sonuç:
9. Tazminatın asgari ücrete ilişkin işlemiş devrenin de ileri çekilmemesi yönündeki gerekçeye atılınmamıştır. Zira bozma kararı sonrası kamu düzeninden olan asgari ücrete ilişkin değişiklikler nedeni ile tazminatın (gerçek zararın) karar tarihine en yakın verilerle hesaplanması gerekir. Bu hususlar usulü kazanılmış hak oluşturmadığından ortadan kaldırılan kararı davacının temyiz etmediği ve daha önce hesaplanan tazminata esas verilere itiraz etmediği gerekçesi ile davalı yararına usulü müktesep hakkın gözetilmesi ve işlemiş devrenin ileri çekilmemesi gerekçesi varsayıma dayalı olup, tazminatın karar tarihine en yakın verilerle hesaplanması gerektiği yönündeki içtihadına aykırıdır. Bu nedenle davacı tarafın temyizi yerindedir. Bozulması gerekir. Çoğunluğun onama görüşüne katılınmamıştır.