MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/2506 E., 2024/894 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 33. İş Mahkemesi
SAYISI : 2021/19 E., 2022/100 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, davacının ... ile 27.04.1971 tarihinde evlendiğini ve ...’nın vefat ettiği 07.02.2015 tarihine kadar evli kaldıklarını, mirasçılık belgesinden de müvekkilinin mirasçı olduğunun açıkça belli olduğunu, davalı Kurum tarafından müvekkiline dul aylığı bağlanması gerektiğini, ancak ...’nın Almanya’da başkası ile evlendiğinden bahisle bu kişiye ölüm aylığı bağlanması işleminin hukuka ve yasaya aykırı olduğunu, ...’nın vefat tarihi olan 07.02.2015 tarihinden itibaren 3.kişiye ödenen tüm birikmiş dul aylığının fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100,00 TL’sinin ölüm anından itibaren yasal faizi ile birlikte hesaplanarak davalı Kurumdan tahsili ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; Kurum işleminin yerinde olduğunu ve davacının ölüm aylığı almaya hak kazanmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davaya dahil edilen ..., davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile
"5718 sayılı ... Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 50/1 maddesinde; “Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilâmların Türkiye'de icra olunabilmesi yetkili Türk Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır.”
52. maddesinde; “ Kararın tenfiz edilmesinde hukuki yararı bulunan herkes tenfiz isteminde bulunabilir...”
59. maddesinde; “Yabancı ilâmın kesin hüküm veya kesin delil etkisi yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade eder.” denilmektedir.
Yabancı ülkede verilmiş boşanma kararlarının, nafaka, velayet ve mal rejimine ilişkin feri sonuçların Türkiye'de kesin hüküm ve kesin delil etkisi doğurması ile icrası, ilgili hükümlerin ... kapsamında tanınması ve tenfizi yoluyla mümkün olacaktır.
Buna karşın, Nüfus Hizmetleri Kanunu madde 27/A ile yapılan değişiklik ile yabancı boşanma kararları ile evliliği sona erdiren diğer kararların-Türk mahkemelerince verilecek bir tanıma kararına ihtiyaç duyulmaksızın- doğrudan tescili yolu açılmıştır.
5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunun 27/A maddesinde; “Yabancı ülke adli veya idart makamlarınca boşanmaya, evliliğin butlanına, iptaline veya mevcut olup olmadığının tespitine ilişkin olarak verilen kararlar; bizzat veya vekilleri aracılığıyla tarafların birlikte veya taraflardan birinin ölmüş ya da yabancı olması halinde Türk vatandaşı olan diğer taraf veya vekilinin tek başına başvurması, verildiği devlet kanunlarına göre konusunda yetkili adlt veya idari makam tarafından verilmiş ve usulen kesinleşmiş olması ve Türk kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması şartlarıyla nüfus kütüğüne tescil edilir.
Nüfus kütüğüne yapılacak tescil işlemleri, yurt dışında kararın verildiği ülkedeki dış temsilcilikler, yurt içinde ise Bakanlık tarafından belirlenen nüfus müdürlükleri tarafından yapılır.
Bu maddede sayılan şartlar yerine getirilmediği gerekçesiyle tescil talebi reddedilen kararların Türkiye'de tanınması, 27/11/2007 tarihli ve 5718 sayılı ... Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun uyarınca yapılır... ” hükmü yer almaktadır.
Söz konusu madde ile yapılan düzenleme sonucunda, kanunda aranan koşulların gerçekleşmesiyle, yabancı ülkelerde mahkeme veya idari makamlarca evlilik birliğini sona erdiren boşanmaya, evliliğin butlanına, iptaline veya mevcut olup olmadığının tespitine ilişkin olarak verilen kararların Türkiye'de bir mahkemece tanınmasına gerek kalmaksızın doğrudan tescili olanağı getirilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti ile Almanya Federal Cumhuriyeti Arasında Sosyal Güvenlik Sözleşmesinin 44. Maddesinde; “Bu sözleşmenin uygulanmasında akit taraflardan birinin resmi makamına, mahkemesine veya Sosyal Sigorta Merciine verilecek olan tanzim eden makamın mührünü veya damgasını taşıyan belgelerin, diğer akit tarafın resmi makamlarında, mahkemelerinde ve Sosyal Sigorta Merciilerinde muameleye konulması için ayrıca tasdiki istenmez.”
45. maddesinde; “(1) Akit tarafların resmi makamları, mahkemeleri veya Sosyal Sigorta Merciine, bu sözleşmenin uygulanmasında, birbirleriyle ve ilgili kimseler ve temsilcileri ile kendi resmi dilleriyle doğrudan doğruya muhabere edebilirler.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Somut olayda, sigortalı ...'nın 2003 yılında Türk vatandaşlığından çıkıp Alman vatandaşı olduğu, Moers Sulh Hukuk Mahkemesi (Aile Mahkemesi) nin 25.10.2011 tarihinde kesinleştiği belirtilen (davacısı ..., davalısı ... olan) karar çevirisinde, tarafların ortak uyrukları olmadığı ve olağan ikametin Almanya olduğu belirtilerek tarafların boşandıklarının belirtildiği; ...'nın, ... ile 08.08.2013 tarihinde evlendiği, 07.02.2015 tarihinde vefatı üzerine ...'ya SGK tarafından ölüm aylığı bağlandığı, sözleşme uyarınca Alman makamlarınca düzenlenen belgede ölüm ve yeniden evlenmeye ilişkin bilgiler bulunması karşısında, ayrıca bir tavzih kararına ihtiyaç duyulmadan, eş sıfatı ile dahili davalı ...'ya ölüm aylığı bağlamaya yönelik Kurum işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından davanın reddine dair Mahkemenin maddi vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı" gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle,
1.İstanbul 10.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2015/765 Esas ve 2017/313 Karar sayılı 20.04.2017 tarihli mirasçılık belgesinde de görüleceği üzere müvekkilinin ...’nın yasal mirasçısı olduğunu, Almanya'da bir boşanma varsa bu kararın tanıma ve tenfizi yapılmadığına ve nüfusa da kayıt yapılmadığına göre Türk Hukukuna göre evliliğin devam ettiğini, yasal mirasçı olan eşine ölüm aylığı bağlanması gerekirken Almanya’da başkası ile evlendiğinden bahisle bu kişiye ölüm aylığı bağlanmasının hukuka ve yasaya aykırı olduğunu,
2.Türk Hukukuna göre ölüm aylığının ancak vefat eden eş ile evlilik söz konusu ise mümkün olduğunu, oysa ki davaya dahil edilen ikinci eşin Türkiye'de tescil edilmiş bir evlilik kaydı bulunmadığını,
3.Ayrıca nüfus kayıtlarında hala müvekkili ile evli olduğu görülmesine rağmen ikinci eşe ölüm aylığı bağlanmış olmasının hukuka aykırılık teşkil ettiğini,
4. Hükme esas alınan bilirkişi raporunun hukuka aykırı olduğunu, devletler özel hukuk konusunda ve sigorta konusunda uzman üç bilirkişi tarafından yeniden bilirkişi incelemesi yapılması gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, davacıya eşi ...'dan ölüm aylığı bağlanması, Kurumun ölüm aylığı bağlanması istemini reddeden işlemin iptali ile Kurum tarafından ...'ya bağlanan ölüm aylığının iptali ve ödenmeyen aylıkların ödenmesi gerektiği tarihten itibaren faizi ile birlikte tahsili istemine istemine ilişkindir.
Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden ilgiliden alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
05.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.