MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2022/369 E., 2024/579 K.
Mahkeme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmek ve de davacı vekili ile davalı ... şirketi vekili tarafından duruşma talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin ve işin duruşmaya tabi olduğunun anlaşılması nedeniyle duruşma taleplerinin kabulüne karar verildikten sonra duruşma için 15.04.2025 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü ... temyiz eden davacı adına Av.... ... ile davalı ... ...A.Ş. adına Av. ... geldiler. ... temyiz eden davalı ... .... San. ve .... Şti. adına ve davalı ... ve Tic. A.Ş. adına gelen olmadı. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanıp sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya son verilerek bırakılan günde dosyanın mahalline geri çevrilmesine karar verilmiştir. Dosyanın tekrar dairemize gönderilmesinden ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili asıl dava dosyasının dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin iş kazası geçirmesi nedeniyle asıl dava dosyasında fazlaya ilişkin talep hakkı saklı kalmak üzere 1.000,00 TL maddi tazminatın kaza tarihinden faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiş, ıslah dilekçesiyle maddi tazminat istemini 239.776,94 TL’ye artırmıştır.
Davacı vekili birinci birleşen dava dosyasının dava dilekçesinde özetle: müvekkili lehine aynı iş kazasında uğradığı manevi kayıp nedeniyle 100.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.
Davacı vekili Dairemizin bozma kararından sonra ikinci birleşen dava dosyasını ... şirketi ile birlikte ... A.Ş. (...: ... Ve ... A.Ş.)'ye karşı açarak 1.543.371,74 TL maddi tazminatın bu davalılardan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı ... şirketi vekili özetle, iş kazasında kusurun tamamen davacıya ait olduğunu, müvekkilinin yasal zorunluluktan doğan tüm sorumluluklarını yerine getirdiğini ve gerekli iş güvenliği önlemlerini alıp eğitimlerini verdiğini beyanla açılan davanın reddi talep edilmiştir.
Davalı ... vekili özetle: kazanın meydana gelmesinde kazazede işçinin ağır kusuru olduğunu, bu ağır kusurun illiyet bağını kesmediğini, ortada davacıya ait ilgili kurumlardan alınmış ne iş görmezlik derecesini gösteren bir belge ne de maluliyet oranı bulunduğunu, davacının geçirmiş olduğu kazadan, müvekkil firma ile diğer davalı arasında imzalanan taşeronluk sözleşmesi gereğince müvekkil firmanın sorumlu tutulamayacağını, iş güvenliği ve iş sağlığı konusunda her türlü tedbirin de alındığını beyanla davanın reddi talep edilmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 27.12.2018 tarihli ilk kararıyla
“1-Maddi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 159.513,70 TL maddi tazminatın 29.08.2014 olan kaza tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,
2-Manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 45.000 TL manevi tazminatın 29.08.2014 olan kaza tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,” karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin 27.12.2018 tarihli ilk kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince yerinde görülmeyen istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince temyiz isteminde bulunulması üzerine Dairemiz'in 15.03.2022 tarihli kararı ile somut olayda, sürekli iş göremezliğin tespitinde prosedürün gereği gibi işletilmediği, davacı sigortalının kalıp söküm işinde çalışmaktayken kaza geçirdiği anlaşılmakla beraber inşaat işyerinde yaptığı işin niteliği noktasında gerekli inceleme ve araştırmanın yapılmadığı, hükme esas alınan hesap raporunda ... ve ... bildirilen kalıp ustası işçi ücreti dikkate alınarak asgari ücretin yaklaşık 1,60 katı düzeyindeki ücret dikkate alınarak hesap yapıldığı, öncelikle davacı sigortalının olay tarihinde davaya konu iş kazasının gerçekleştiği iş yerinde yaptığı işin belirlenmesi, devamla kaza tarihindeki yaşı ve kıdemini dikkate alarak, gerçek ücretinin tespit edilmesi, hesap raporunda da bakiye ömür tablosu olarak TRH-2010 tablosunu esas alarak yapılacak hesaptan, tespit olunacak ilk peşin sermaye değeri ile geçici iş göremezlik ödeneğinin rücu edilebilecek kısmının tenzil edilerek sonucuna göre davacının maddi tazminat alacağının belirlenmesi ve sonucuna göre davacının maddi ve manevi tazminat istemi ile ilgi karar verilmesi gerektiğinden bahisle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyulduktan sonra verilen temyiz incelemesine konu 10.12.2024 tarihli kararında özetle 1.783,148,68 TL maddi ve 75.000,00 TL manevi tazminatın iş kazası tarihi olan 29.08.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ... A.Ş. ve ... .... Ltd. Şti.'den müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, davacının manevi tazminat yönünden fazlaya ilişkin talebin reddine, taraf olmaktan çıkartılan ... A.Ş. hakkındaki davanın reddine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A.Temyiz Sebepleri
1-Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının tazminata esas ücretinin eksik belirlendiğini, önceki kesinleşmiş mahkeme kararları, ustalık yetki belgesi ve emsal ücret araştırmaları dikkate alınarak gerçek ücret üzerinden hesaplama yapılması gerektiğini, bakiye ömür süresinin olay tarihine göre değil rapor tarihine göre belirlenmesi gerektiğini, asgari geçim indirimi ile ücret katsayılarının hatalı hesaplandığını, ÇSGB verilerinin her yıl için ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekirken yalnızca tek yıl esas alınarak hesaplama yapıldığını, hüküm tarihine en yakın verilere göre yeniden hesap raporu alınması gerekirken eksik inceleme ile karar verildiğini, davacıya %40 oranında kusur izafe edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, işveren tarafından yaşam hattı, korkuluk, ağ ve emniyet kemerinin sabitleneceği sistem gibi gerekli iş güvenliği tedbirlerinin alınmadığını, yalnızca kişisel koruyucu ekipman teslim edilmesinin sorumluluğu ortadan kaldırmayacağını, ... müfettiş raporunda davacıya daha düşük kusur verildiğini, davacının kusursuz kabul edilmesi gerektiğini, hükmedilen manevi tazminatın az olduğunu, ayrıca birleşen davada maddi hataya dayalı kabul edilebilir yanılgı nedeniyle dosyadan çıkarılan şirket lehine vekâlet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmesinin hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
2-Davalı ... şirketi vekili temyiz dilekçesinde özetle, Emsal ücret tespitinin eksik ve hatalı yapıldığını, Yargıtay bozma kararında sendikalı olmayan işçi yönünden sendika dışındaki odalar ile Şehircilik Bakanlığı ve ... verilerine göre hesaplama yapılması gerektiği belirtilmesine rağmen bilirkişi tarafından Yargıtay kararına aykırı şekilde ...Sendikasının emsal ücret bildirimlerinin de dikkate alındığını, bu suretle ortalama hesaplamaya sendikanın %3,535195 oranındaki verisinin dahil edildiğini ve açıkça bozma kararına aykırı raporun hükme esas alındığını, Adli Tıp Kurumu raporlarının itirazlarını karşılamadığını, Yargıtay bozma kararında Yüksek Sağlık Kurulu maluliyet kararına yapılan itirazların Adli Tıp Kurumu tarafından değerlendirilmesi gerektiği belirtilmesine rağmen Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu raporunun itirazlarını karşılar nitelikte düzenlenmediğini, Mahkemece dosya Adli Tıp 2. Üst Kuruluna gönderilmiş ise de rapor taraflarına tebliğ edilmeksizin dosyanın hesap bilirkişisine tevdi edildiğini ve bu nedenle eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu, Yargıtayın önceki bozma kararında peşin sermaye değeri ile geçici iş göremezlik ödeneğinin mahsubunun gerektiğinin belirtildiğini, buna rağmen Yerel Mahkemece bozma sonrası oluşan şartlara göre ...’dan güncel peşin sermaye değeri ve geçici iş göremezlik ödeneği sorulmadan bozma öncesi tarihli yazıya göre mahsup işlemi yapıldığını, peşin sermaye değerinin zaman içinde değişebilecek nitelikte bulunduğunu ve bu nedenle güncel verilerin ...’dan sorulması gerektiğini, manevi tazminat yönünden bozma kararı bulunmamasına rağmen Yerel Mahkemece ilk kararda hükmedilen 45.000,00 TL manevi tazminatın son kararda kendiliğinden 75.000,00 TL’ye yükseltildiğini ve Mahkemenin bozma kapsamı dışında kalan bir hususta kendiliğinden karar değiştirmesinin mümkün olmadığını, ayrıca hükmedilen manevi tazminatın 2014 yılı koşullarına göre fahiş olduğunu, hem 2014 yılından itibaren faiz işletilmesi hem de manevi tazminatın günümüz ekonomik şartlarına göre belirlenmesinin hukuka aykırı bulunduğunu, ceza yargılamasında davacının ağır kusurlu kabul edilmesine rağmen işverenin ağır kusurlu değerlendirilerek yüksek miktarda manevi tazminata hükmedilmesinin davacıyı zenginleştirmeye yönelik olduğunu, birleşen dosya yönünden davacının üçüncü kez yeni dava açarak dosyaların birleşmesini sağladığını, Yerel Mahkemece gerekli tebligatlar yapılmadan ve usul kurallarına uyulmaksızın davacının yanlış tarafa dava açtığını beyan ederek usulsüz taraf değişikliğine göz yumulduğunu, birleşen dava dilekçesinin dahi taraflarına tebliğ edilmediğini, birleşen dava yönünden müvekkiline kusur atfedilemeyeceğini, ceza dosyasında davacının asli kusurlu kabul edilerek kararın kesinleşmesine rağmen hukuk yargılamasında kusur durumunun değiştirilip davacının yalnızca %20 kusurlu gösterildiğini, ceza mahkemesi kararının yok sayıldığını, davacının ağır kusurunun dikkate alınmadığını, oysa haksız fiilden kaynaklanan tazminat davalarında ceza yargılamasının sonucunun beklenmesi ve kesinleşen sonuca göre karar verilmesi gerektiğini, birleşen dava yönünden müvekkiline atfedilen kusur oranını kabul etmediklerini ve ceza yargılamasında belirlenen kusur oranına uygun şekilde hesaplama yapılması gerekirken aksi yönde hüküm kurulduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
3-Davalı ... ... şirketi vekili temyiz dilekçesinde özetle, müvekkili şirkete husumet yöneltilmesinin hatalı olduğunu, ... ve ... A.Ş.’nin münfesih olduğunu, devralan sıfatıyla faaliyet gösteren ... A.Ş.’nin ise mevzuat gereği inşaat yapmasının ve bu amaçla personel çalıştırmasının yasak olduğunu, dava konusu projenin diğer davalı ... şirketine anahtar teslim usulüyle ihale edildiğini, iş güvenliği ve işçi sağlığına ilişkin tüm sorumluluğun yüklenici firmaya ait olduğunu, davacı işçinin ... İnşaat’ın çalışanı olduğunu, müvekkili şirket ile diğer davalılar arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisini ortaya koyan herhangi bir delil bulunmadığını, müvekkili şirketin yalnızca ihale makamı konumunda bulunduğunu, yerleşik Yargıtay içtihatları gereğince işin tamamını anahtar teslim devreden kişinin asıl işveren sayılamayacağını, bu nedenle müvekkili şirkete husumet yöneltilmesinin hukuka aykırı olduğunu, ayrıca daha önce aynı nitelikteki dosyalarda müvekkili şirket yönünden husumet yokluğu nedeniyle sorumluluk bulunmadığına ilişkin bilirkişi raporları ve mahkeme kararlarının emsal olarak sunulmasına rağmen bunların değerlendirilmediğini, davacının iş kazasına konu olayda asli kusurlu olduğunu, ceza dosyasında da asli kusurlu kabul edildiğini, buna rağmen hukuk yargılamasında bu durumun göz ardı edildiğini, davacının emniyet kemeri ve kişisel koruyucu ekipmanları kullanmamakta ısrar ederek kazaya sebebiyet verdiğini, işverenin gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerini verdiğini, şantiyede etkin denetim yapıldığını, ... uzmanları tarafından gerekli uyarıların yapıldığını, buna rağmen davacının kendi ağır kusuruyla hareket ettiğini, bu nedenle illiyet bağının kesildiğini ve müvekkili şirketin sorumluluğundan söz edilemeyeceğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının ağır kusuru ile işverenin aldığı önlemlerin değerlendirilmediğini, davacının ücretinin hatalı şekilde yüksek belirlendiğini, sendikalı olmayan davacı yönünden sendika verilerinin dikkate alınmasının Yargıtay bozma ilamına aykırı olduğunu, gerçek ücretin asgari ücret seviyesinde kabul edilmesi gerekirken fahiş ücret hesabı yapıldığını, hatalı ücret tespitine bağlı olarak tüm aktüerya hesaplamalarının da hatalı hale geldiğini, geçici ve sürekli iş göremezlik tazminatı hesaplarının fahiş olduğunu, davacının maluliyet oranı ile kusur durumuna göre hükmedilen maddi tazminatın somut olayla bağdaşmayacak ölçüde yüksek olduğunu, manevi tazminat miktarının da davacının zenginleşmesine yol açacak şekilde fahiş belirlendiğini, manevi tazminatın bir ceza veya zenginleşme aracı olamayacağını, olay tarihi ile dava tarihi arasında geçen sürenin de dikkate alınması gerektiğini, buna rağmen İlk Derece Mahkemesince bu hususların değerlendirilmediğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
B.Değerlendirme ve Gerekçe
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
Dosya kapsamından, davacının 2015 yılında asıl davayı ... şirketi ile birlikte ... ve ... A.Ş.’ye karşı açarak 239.776,94 TL maddi tazminat istedikten sonra aynı davacının aynı davalılara karşı 2017 yılında birinci birleşen davayı yine ... şirketi ile birlikte ... ve ... A.Ş.’ye karşı açarak 100.000,00 TL manevi tazminat istediği, İlk Derece Mahkemesince verilen ilk kararda davacının iş kazası nedeniyle %45,20 oranında iş göremezliğe uğradığı, kazanın oluşumunda davacının %40, davalı ... şirketi alt işveren sıfatıyla %40, davalı ... asıl işveren sıfatıyla %20 oranında kusurlu oldukları kabulünden hareketle davacı lehine 159.513,70 TL maddi, 45.000,0 TL manevi tazminat ödenmesine karar verildiği, bu İlk Derece Mahkemesi kararına karşı taraf vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulduğu, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verildiği, Bölge Adliye Mahkemesi kararının taraf vekillerince temyiz edildiği, Dairemizin 15.03.2022 tarihli kararı ile davalıların temyiz itirazları yönünden öncelikle Yüksek Sağlık Kurulundan ve giderek Adli Tıp 3. İhtisas Kurulundan ve gereği halinde Adli Tıp 2. Üst Kurulundan rapor alınarak sürekli iş göremezlik oranının kesinleştirilmesi gerektiği, tarafların temyiz itirazları yönünden gerçek ücretin yöntemince araştırılması gerektiği, davacı temyizi yönünden bakiye ömrün TRH 2010 tablosuna göre belirlenmesi gerektiğinden bahisle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verildiği, Mahkemece bozmaya uyulmasından sonra sürekli iş göremezlik oranının tespit prosedürünün işletildiği, oranın değişmediği, emsal ücret araştırması sonrasında yeni hesap raporu alındığı davacının maddi zararının bu kez 1.783.148,68 TL olarak tespit edilmesinden sonra davacı vekili 2024 yılında aynı davalılara karşı birleşen dava dosyasını açarak 1.543.371,74 TL daha maddi tazminat talep ettiği, İlk Derece Mahkemesinin temyiz incelemesine konu kararında asıl ve birleşen dava dosyaları hakkında tek hüküm kurulmak suretiyle davacının maddi tazminat isteminin kabulüne, davacı lehine 75.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verildiği, aşamalarda ... ve ... A.Ş.'nin 2018 yılında tam bölünme suretiyle ikiye bölündüğü ve bölünen kısmın birinin ... A.Ş., diğer kısmın ise ... A.Ş. Tarafından devralındığı, bölünme sonrasında bu asıl ve birinci birleşen dava dosyasının davalısı ... ve ... A.Ş.’nin ... Sicil kaydının aynı tarihte terkin edildiği, bu aşamadan sonra davaya davalı olarak ... ... A.Ş. Tarafından devam edildiği, davacı vekilinin Dairemizin bozma kararından sonra açtığı ikinci birleşen dava dosyasının dava dilekçesinde davalı olarak ... şirketi ile birlikte ... A.Ş.’nin davalı olarak gösterildiği, mahkemenin temyiz incelemesine konu 10.12.2024 tarihli son kararını verdiği celsede “Asıl dosya yönünden davalı ... ...A.Ş vekillerinin 26.07.2018 tarihli taraf kaydının düzeltilmesi talepli dilekçeleri ile asıl dosya ile birleşen Ankara 12. İş Mahkemesinin 2024/288 Esas, 2024/705 Karar sayılı dosyasında davalı ...Ş'ye yönelik davada davacı vekilinin HMK 124. maddesi kapsamındaki maddi hataya dayanan taraf değişikliği taleplerinin kabulü ile ... A.Ş'nin taraf olmaktan çıkartılmasına, asıl dosya ve birleşen dosyalarda ...A.Ş'nin davalı taraf olarak UYAP kayıtlarının güncellenmesine,” karar verildiği, kısa kararda asıl ve birleşen davalar hakkında tek hüküm kurulduğu için kısa kararın;
“1- 1.783,148,68 TL maddi ve 75.000,00 TL manevi tazminatın iş kazası tarihi olan 29.08.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ... A.Ş. ve ... .... Ltd. Şti.'den müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, davacının manevi tazminat yönünden fazlaya ilişkin talebin reddine,
2-Taraf olmaktan çıkartılan ... A.Ş. hakkındaki davanın reddine,” şeklinde olduğu,
Bu şekilde kısa karar kurulmasına karşın Mahkemece gerekçeli karar başlığında asıl ve birleşen davaların ve bunların taraflarının ayrı ayrı gösterildiği, ancak birleşen her iki dava dosyasının davalıları gösterilirken ... şirketinin yanındaki ikinci davalı olarak aşamalarda terkin edilen “... ve ... A.Ş.”nin yazıldığı, gibi kısa kararla gerekçeli karar arasında çelişki oluşturacak şekilde hüküm fıkrasının ikinci fıkrasının “Taraf olmaktan çıkartılan ... ve ... A.Ş. hakkındaki davanın reddine,” şeklinde değiştirildiği, yukarıda açıklandığı gibi ikinci birleşen dava dosyasının dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen, sonrasında karar celsesinde davalı olmaktan çıkartılan ve halen tüzel kişiliği devam eden şirketin ... A.Ş. olduğu, kısa kararda bu şirket hakkındaki davanın reddedildiği, gerekçeli kararda ise kısa karar değiştirilerek 2018 yılında bölünüp terkin edilen “... ve ... A.Ş.” hakkında red hükmü kurulduğu, yine davalı olmaktan çıkarılan ... A.Ş. vekilinin 30.12.2024 tarihli tavzih dilekçesi üzerine mahkemece verilen 31.12.2024 tarihli kararla hükmün 2, 7 ve 10 numaralı bentlerinde yer alan ve yine karar başlığının taraf olmaktan çıkarılan davalı kısmında yer alan “... ve ... A.Ş.” ... "... A.Ş." olarak düzeltilmesine karar verildiği, ancak Mahkemenin karar başlığının birinci ve ikinci birleşen dava dosyalarıyla ilgili bölümünde yer alan (aşamalarda bölünme nedeniyle terkin edilmiş) “... ve ... A.Ş.” kısımlarının değiştirilmediği, Mahkemece harç, yargılama giderleri ve vekalet ücretleri hakkındaki hükümler kurulurken davalılardan şeklinde hüküm kurulunca bu kez terkin edilmiş davalı hakkında da hüküm kurulmuş olduğu anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere tarafların tüm delilleri toplanıp, tetkik edildikten, son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra Hakimin, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 298 inci maddesi uyarınca kararlarını gerekçesi ile birlikte (tam olarak) yazması ve hüküm sonucunu HMK’nın 297/2 nci maddesinde öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır. Mahkemece yargılama sonunda verilen bu kısa karar, bir davayı sona erdiren temyizi mümkün olan (nihai) son kararlardandır. Bu kararla mahkeme davadan elini çeker ve davayı sona erdirmiş olur.
Bu aşamadan sonra yapılması zorunlu iş, gerekçeli kararı kısa karar doğrultusunda ve yasal gerekçeleriyle birlikte mahkemenin yazmasından ibarettir. Artık bu karardan dönme (rücu) olanaklı olmadığı gibi, kararın asli unsurlarından olan gerekçenin de hüküm fıkrasına uygun biçimde yer alması gerekir (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 1991/7 E. ve 1992/4 K. sayılı ve 10.4.1992 günlü kararı).
Esasen ilamın tefhim edilen karara uygun yazılması ve gerekçe taşıması kamu düzeni ile doğrudan ilgili temel kurallardan olup, bu kurala kanun koyucu HMK’nın 2 94... . maddeleriyle varlık kazandırmıştır.
Gerçekten de anılan maddeler kamu düzeni amacıyla konulmuş, emredici hükümlerdendir. Bu maddeler uyarınca kararların alenen tefhim edilmesi gerekir. 298/2. maddesine göre de gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Yine Anayasamızın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması” başlıklı 141. maddesinin 3. fıkrasında; “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” hükmüne yer verilmiştir.
Mahkeme kararlarında nelerin yazılacağı HMK’nın 297. maddesinde belirtilmiştir. Buna göre, hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer birer açık şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Ne var ki, uygulamada HMK’nın 294. maddesinin getirdiği imkândan faydalanarak bazı zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağı geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır. İşte bu gibi hallerde, tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara daha sonra yazılan gerekçeli kararın uygun olması zorunludur.
Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hâkimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak yoktur. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasanın 141. maddesi ile HMK'nın yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum oluşturur. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hâkime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama yargı, yargıç ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
Somut olayda İlk Derece Mahkemesince kısa karar ve gerekçeli karar arasındaki çelişki oluşturacak şekilde karar verildikten sonra bu çelişkinin tashih yoluyla giderilmeye çalışılması, karar başlığı ve harç, yargılama giderleri ve vekalet ücretleri noktasında "davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline", "davalılara verilmesine" şeklinde hükümler kurulduğu dikkate alındığında bu yönlerden terkin edilmiş şirket hakkında karar verilmiş olması sonucunu doğuracak şekilde hüküm oluşturulması, asıl ve birleşen dava dosyaları yönünden ayrı ayrı karar verilmek gerekirken tek bir dava dosyası söz konusuymuş gibi tek hüküm kurulmuş olması ve son olarak davalı olmaktan çıkarılan ... A.Ş. yönünden, diğer bir deyişle eldeki temyiz incelemesine konu dosyada mahkemenin kendi ara kararı ile davalı sıfatı ortadan kalkan, hali hazırda davada taraf olmayan şirket yönünden davanın reddine de olsa esastan bir karar verilmiş olması yerinde görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,
Davacı avukatı yararına takdir edilen 40.000,00 TL. duruşma avukatlık ücretinin davalılara yükletilmesine, davalı ... .... A.Ş. vekili avukatı yararına takdir edilen 40.000,00 duruşma avukatlık ücretinin davacıya yükletilmesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
24.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.