MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2025/1340 E., 2025/1692 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Antalya 9. İş Mahkemesi
SAYISI : 2022/713 E., 2025/75 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının, vefat eden babasından yetim aylığı almakta iken kendisine hiçbir bildirim yapılmaksızın maaşının kesildiğini, davalı Kurumun, davacının yetim aylığının kesilmesine ve Sosyal Güvenlik haklarının iptaline yönelik işlemin iptaline, davacının maaşının kesildiği tarihten, dava tarihine kadar olan dönemde ödenmeyen yetim maaşının yasal faizi ile birlikte ödenmesine, yetim maaşının yeniden bağlanmasına, sosyal güvenlik haklarının yeniden aktif hale getirilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkil Kurum müfettişleri tarafından son derece titiz çalışmalar yapıldığını, araştırmalar sonucunda muvazaalı boşanma olduğunun tespit edildiğini, davacıya ödenen yetim aylığının kesilme işlemi gerçekleştiğini, ölüm aylığı, doğrudan sigortalıya ilişkin bir ödeme olmadığını, yasa koyucunun sosyal güvenlik konusuna geniş bir yaklaşımı sonucu sigortalının ölümü ile aranan koşulların sağlanması halinde sigortalının geride kalan hak sahipleri açısından getirdiği bir ödeme olduğunu, itiraz konusu kural, hak etmediği halde ölüm aylığı alınarak, hakkın kötüye kullanılmasına engel olma amacını taşıdığını davanın reddini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında: "Davanın reddine," karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresinde temyiz isteminde bulunmuştur. Temyiz dilekçesinde, dosyaya sundukları boşanma kararının metninde de anlaşılacağı üzere müvekkilin eski eşi hastalık derecesinde alkol bağımlısı olup müvekkile sürekli olarak şiddet uygulamakta, sürekli olarak hakaret etmekte ve evin geçimini sağlamamakta olduğunu, Muvazaalı boşanma iddiasıyla müvekkilin maaşının kesilmesi müvekkili etkilediğini yardıma muhtaç hale getirdiğini, dinlenen kamu tanıklarının tamamının birlikte yaşama olmadığını beyan ettiğini, kararın bozulmasını talep etmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, davacının boşandığı eşi ile birlikte yaşadığı gerekçesiyle aylığın kesilmesi işleminin iptali ile kesilen ölüm aylığının yeniden bağlanmasına ilişkindir.
1-Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2-Davanın, yasal dayanağı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 56. maddesinin ikinci fıkrasıdır. Fıkrada “Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96. madde hükümlerine göre geri alınır.” düzenlemesine yer verilmiştir. Anılan madde 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 5510 sayılı Kanun'un 56. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine yapılan 2009/86 Esas numaralı başvurunun, 28.04.2011 tarihinde verilen karar ile reddedilmiştir.
5510 sayılı Kanunu'nun 56. maddesinin ikinci fıkrası, daha önceki sosyal güvenlik kanunlarında yer almayan, boşanılan eşle fiilen (eylemli olarak) birlikte yaşama olgusu, gelir-aylık kesme nedeni olarak düzenlendiği gibi, eylemli olarak birlikte yaşama, aynı zamanda gelir-aylık bağlama engeli olarak da benimsenmiştir. Burada, eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun/durumunun tanımlanması, hukuki sınır ve çerçevesinin çizilip ortaya konulması önem arz etmektedir. Taraflar arasında hangi hukuki sebep ve maddi vakıaya dayanmış olursa olsun sona ermiş evlilik birliğinin hak ve yükümlülüklerinin sürdürüldüğü beraberlikler veya kesinleşmiş yargı kararına bağlı olarak gerçekleşmiş boşanmanın var olan-olası sonuçlarını ortadan kaldırıcı/giderici nitelikteki birliktelikler madde kapsamında değerlendirilmeli, ortak çocuk-çocuklar yönünden, boşanma kararına bağlanan veya bağlanmayan kişisel ilişkilerin yürütülmesini sağlamaya yönelik olarak, eşlerin belirli aralıklarda ve günlerde zorunlu şekilde bir araya gelmeleri durumunda ise kanun koyucunun bu türden ilişkinin varlığının gelir-aylık bağlanmaması veya kesilmesi nedeni olarak öngörmediği kabul edilmeli, boşanılan eşle kurulan-yürütülen ilişkinin, eylemli olarak birlikte yaşama kavramı kapsamında yer alıp almadığı dikkatlice irdelenerek saptama yapılmalıdır.
Aynı Kanun'un 59. maddesinin başlığı Kurumun denetleme ve kontrol yetkisi olup maddeye göre; "bu kanunun uygulanmasına yönelik işlemlerin denetimi, Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurları eli ile yürütülür ...", maddenin 2. fıkrasında "Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurlarına görevleri sırasında tespit ettikleri Kurum alacağını doğuran olay ve bu olaya ilişkin işlemler, yemin hariç her türlü delile dayandırılabilir. Bunlar tarafından düzenlenen tutanaklar aksi sabit oluncaya kadar geçerlidir..." şeklinde düzenlenmiştir.
Sonuç olarak; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 56. maddesinin ikinci fıkrasına dayalı açılan bu tür davalarda eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun tüm açıklığıyla ve özellikle taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu dönem yönünden ortaya konulması önem arz etmektedir. Bu aşamada, özellikle Anayasa'nın 20., 5510 sayılı Kanun'un 59., 100., 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun'un 28., 45., 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 3., 45 – 53., 4857 sayılı İş Kanunu'nun 32., 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 6., 24 – 33., 189., 190., 19., 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6., 19., 20., maddeleri ve diğer ilgili mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulmak suretiyle yöntemince araştırma yapılmalı, tarafların göstereceği tüm kanıtlar toplanmalı, bildirilen ve dinlenilmesi istenilen tanıkların ifadeleri alınmalı, davacı ile boşandığı eşinin yerleşim yerlerinin saptanmasına ilişkin olarak; muhtarlıktan ikametgah senetleri elde edilmeli, ilgili nüfus müdürlüklerinden sağlanan nüfus kayıt örnekleri ile yerleşim yeri ve diğer adres belgelerinden yararlanılmalı, adres değişiklik ve nakillerine ilişkin bilgilere ulaşılmalı, özellikle ilgili nüfus müdürlüğünden adres hareketleri, tarihleriyle birlikte istenilmeli, ilgililerin su, elektrik, telefon aboneliklerinin hangi adreste kimin adına tesis edildiği saptanmalı, seçmen bilgi kayıtları getirtilmeli, varsa çalışmaları nedeniyle resmi-özel Kurum ve kuruluşlara verilen belgelerde yer alan adresler dikkate alınmalı, boşanan eşler 4857 sayılı Kanun hükümleri kapsamında yer almakta iseler adlarına ödeme yapılabilecek özel olarak açılan banka hesabı bulunup bulunmadığı belirlenmeli, boşanan eşlerin kayıtlı oldukları bölge-bölgeler yönünden kapsamlı emniyet müdürlüğü-jandarma komutanlığı araştırması yapılmalı, anılan mahalle-köy muhtar ve azalarının tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine başvurulmalı, böylelikle “boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama” olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği, toplanan kanıtlar ışığı altında değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir.
3- İncelenen dava dosyasında; davacının ölüm aylığının 24.10.2008 tarihi itibarıyla bağlandığı, Kurum denetmen raporuna istinaden tarafların birlikte yaşadığı gerekçesiyle aylığın kesilerek 24.01.2011 - 23.04.2014 tarihleri arasındaki dönem için borç tahakkuk ettirildiği, dolayısıyla taraflar arasındaki uyuşmazlık döneminin bu tarihler arası olduğu anlaşılmaktadır. İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiş ve gerekçe olarak, 28.11.2014 tarihli müfettiş raporu ile davacı ve eski eşinin 29.05.2012 tarihinde aynı hastaneye yapmış oldukları başvuru gösterilmiş ise de; söz konusu hastane başvurusunda davacı ile eski eşinin farklı adresler bildirdikleri görülmektedir. Öte yandan, müfettiş raporunda ... Mahallesi'ndeki adreste üç kişinin beyanına başvurulduğu belirtilmiş olmasına karşın, müfettiş tarafından düzenlenen tutanağın dinlenen bu tanıklarca imzalanmadığı; aynı kişilerin Mahkemece alınan beyanlarında ise birlikte yaşama olgusunun bulunmadığını ifade ettikleri anlaşılmaktadır. Keza, Mahkemece davacı ve eski eşinin ikamet adreslerine göre resen tespit edilerek dinlenilen mahalli tanıklar da tarafların ayrı yaşadıklarına dair beyanda bulunmuşlardır. Belirtilen maddi ve hukuki olgular karşısında, davanın kabulü yerine yanılgılı değerlendirmeyle reddine karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple,
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
19.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.