MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2025/938 E., 2025/1257 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
SAYISI : 2023/459 E., 2025/18 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı fer'i müdahil Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı Bakanlığa bağlı olarak 1993-1994 öğrenim yılı 2. döneminde ... ili, ... ilçesi, ... Köyü Ortaokulunda 25.04.1994-09.06.1994 tarihleri arasında ücretli öğretmen olarak görev yaptığını ancak müvekkilinin yapmış olduğu araştırma neticesinde söz konusu çalışmalarının ...'ya bildirilmediğinin tespit edildiğini, müvekkilinin dava konusu dönemlere ilişkin olarak yapmış olduğu hizmetinin tescili talebiyle 21.02.2017 tarihinde ...'ya başvurduğunu ancak 06.12.2017 tarihli cevap yazısında "25.04.1994-09.06.1994 tarihleri arası ücretli öğretmenlik yapmış iseniz de bu hizmetler 5510 sayılı Kanun'un 4. maddesinin c bendinde sayılan hizmetlerden olmadığından bildirilecek 4-c hizmetiniz bulunmamaktadır." şeklinde cevap verilerek talebinin reddedildiğini ve bu şekilde işlem tesis edilmediğini, müvekkilinin 1970 doğumlu olduğunu ve sigorta başlangıcının 1994 olduğu takdirde emeklilik şartlarının daha lehine olacağını, müvekkilinin ücretli öğretmenlik yaptığı dönem isminin ... Konya 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1996/272 Esas, 1996/519 Karar sayılı ilamı ile isminin ... olarak değiştirildiğini belirterek davanın kabulü ile davacının 25.04.1994-09.06.1994 tarihleri arasında davalı Bakanlığa bağlı ücretli öğretmen olarak çalıştığının tespitine, bu hizmetlere ilişkin ... kayıtlarının düzeltilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının işe giriş bildirgesine rastlanılmadığı değerlendirildiğinden dava konusu uyuşmazlıkta uygulanması gereken mülga 506 sayılı Kanun'un 79. maddesi uyarınca davanın hak düşürücü süre yönünden reddi gerekmekte olduğunu beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Fer'i müdahil vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının çalıştığını iddia ettiği iş yerinin bir kamu kuruluşuna ait olduğunu, kamu kuruluşlarında çalışanların kayıtlara geçirilmesi ve her türlü yapılan işlerin, ücret ödemelerinin belgelere dayandırılmasının asıl olduğunu ancak fiili imkansızlık nedeniyle anılan belgelere ulaşılmasının mümkün olmaması halinde davacının iddiasını ispat edebilmesinin mümkün olduğunu, kabulü mümkün olmamakla birlikte davacı tarafın çalışmış olduğu kabul edilse bile söz konusu çalışmalarının kısmi veya tam süreli olup olmadığı, davacının günlük mesaisinin tamamını bu işe ayırıp ayırmadığı ve aynı iş yerinde tam gün süreli çalışan emsal çalışanlarla aynı işi yapıp yapmadığı ya da tam gün süreli çalışan emsal çalışanlarla aynı işi yapıp yapmadığı ya da tam gün süreli çalışan emsal çalışanlara göre önemli ölçüde daha az çalışıp çalışmadığını belirlemek için davalı işyerinden davacı adına düzenlenen puantaj kayıtları, ders programları, görevlendirme yazıları, devam-devamsızlık çizelgesi ile tüm ücret belgeleri getirtilip birlikte incelenmesi gerektiği, okula geliş ve ayrılış saatlerinin de göz önüne alınarak davacının günlük gidilen ders saati itibariyle mesaisini tam gün olarak davalı işveren nezdinde geçirip geçirmediği incelenerek prim hesabı yapılması gerektiğini beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafından davalı aleyhine açılan davanın kabulüne, davacının 25.04.1994-09.06.1994 tarihleri arası dönemde davalı iş yerinde 1994/Nisan ayında 2 gün, 1994/Mayıs ayında 6 gün ve 1994/Haziran ayında 4 gün hizmet akdine dayalı olarak brüt 44,000-TL saat ücreti ile çalıştığının tespitine, bilirkişi ... tarafından düzenlenen 02.12.2024 tarihli raporun kararın eki sayılmasına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde fer'i müdahil Kurum vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Fer'i müdahil Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; tanık beyanlarının birbiri ile çelişkili olduğu, 02.12.2024 tarihli bilirkişi raporundaki aleyhe hususları kabul etmedikleri, davacının maaş bordroları ve ek ders ücret çizelgelerinde gösterilen ayda iki, dört ve altı günlük çalışma süreklilik arz eden bir çalışma olmadığı, davacı tarafın iddia ettiği kayıtlarda gözükmeyen çalışmaların hangi nedenle bildirim dışı kaldığı belirlenemediğini beyan etmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
1.5510 sayılı Kanun kapsamında sigortalılık niteliği ise anılan Kanun'un 4. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendine göre hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılmakla ve 7. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi uyarınca (506 sayılı Kanun'un 2 ve 6) çalışmaya başladıkları tarihten itibaren edinilir. Söz konusu sigortalılık niteliği anılan Kanun'un 9. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi uyarınca hizmet akdinin sonlandığı tarihte sona erer.
2. Anayasa'nın 60. maddesinde yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar kamu düzeni ile ilgili olduğundan özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip gerek görüldüğünde kendiliğinden araştırma yapılarak delil toplanabileceği açıktır.
3. 506 sayılı Kanun'un mülga 79. maddesi uyarınca Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. Söz konusu düzenleme davaya konu bir kısım hizmetlerin geçtiği dönemde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun'un 86. maddesinde de korunmuştur. Bu yönde, anılan maddelerde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir.
4. Bir başka anlatımla sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi veya çalışmaların Kurum tarafından tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihi de kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır.
5. Sigortalı işçi ile işveren arasındaki işçilik alacağına ilişkin davalarda verilerek kesinleşen kararlar Sosyal Güvenlik Kurumu taraf olmadığından hizmet tespiti davalarında Kurum yönünden kesin hüküm oluşturmaz. Ancak Mahkemece göz önünde bulundurulması gereken bir güçlü delil niteliğindedir.
6. Somut olayda davacı 25.04.1994-09.06.1994 tarihleri arasında davalı işveren nezdinde hizmet akdine tabi olarak kesintisiz çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece davacıya ait ücret bordroları, puantaj kayıtları ve tanık beyanları esas alınmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de talep konusu dönemde davalı işyerinden Kuruma işe giriş bildirgesi verilmediği, Kurum tarafından işyerinde yapılan denetimlerde ilgili dönem yönünden bir tespit bulunmadığı, hükme esas alınan ücret bordrolarında da herhangi bir sigorta prim kesintisi bulunmadığı dolayısıyla davanın 06.12.2019 tarihinde açıldığı hususu birarada değerlendirildiğinde 5 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle Mahkemece çalışma talebi yönünden verilen hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Üye ...'ın muhalefetine karşı Başkan Vekili ... ve Üyeler ..., ..., ...'nun oyları ve oy çokluğuyla
23.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
KARŞI OY
1. Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık “davacının davalı Bakanlığa bağlı ortaokulda 24.04.1994-09.06.1994 tarihleri arasında ücretli öğretmen olarak kayıtlarla çalışması bulunan ücreti bordrolarla vergi kesintisi yapılarak ödenen, ancak kuruma primleri bildirilmeyen “davacının bu kayıtlara rağmen Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirim yapılmaması nedeni ile bu belgelerin hak düşürücü süreyi kesen belgelerden sayılıp sayılamayacağı ve buradan varılacak sonuca göre hak düşürücü sürenin geçip geçmediği noktasında toplanmaktadır.
2. İlk derece mahkemesince “davacının puantaj kayıtlarına göre toplamda 24.04.1994-09.06.1994 tarihleri arası toplam 12 gün çalıştığının tespitine ve davanın kısmen kabulüne dair kararın feri müdahil kuru tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.
3. Kararın davacı tarafından temyizi üzerine ise çoğunluk görüşü ile "ücret bordroları puantaj kayıltarı ve tanık beyanları ile hizmet tespitine kabul kararı verilmiş ise de hizmetin geçtiği tarihte yürürlükte olan 506 sayılı Kanunun “Prim Belgeleri” başlığını taşıyan 79. maddesinin onuncu fıkrasında, yönetmelikle belirlenen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları, Kurumca saptanamayan sigortalıların, çalıştıklarını, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak (5) yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilâm ile kanıtlayabildikleri takdirde, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayılarının göz önünde bulundurulacağı açıklandığı, kuruma intikal eden belge bulunmadığı gibi bir tespitte yapılmadığı, beş yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesi ile kararın bozulmasına karar verilmiştir.
4. İş ve Sosyal Güvenlik Hukukunun temel ilkelerinden birisi de, işçi-sigortalı lehine yorum ilkesidir. İş hukukunun temel prensipleri arasında yer alan işçinin korunması ilkesinin bir sonucu olan işçi lehine yorum ilkesi, sosyal güvenlik hukukunda kendini sigortalı lehine yorum şeklinde göstermektedir. Sosyal güvenlik hukukunda genel amaç, bu haktan olabildiğince fazla kesimin yararlanabilmesi yani kapsamının genişletilmesidir. Diğer bir ifadeyle bu hukukun uygulanmasında esas alınacak temel ilkelerden birisi de şartlar elverdiği ölçüde sigortalı lehine yorum yapılmasıdır.
5. Sosyal devlet; bireylere belirli bir sosyal güvenlik hakkı ve asgari gelir düzeyi öngören, sağlık ve refah hizmetlerinden serbestçe yararlanma ve belirli bir yaşa kadar eğitim olanağı sunan, bir takım sosyal riskleri önleyici tedbirler alan devlet anlayışıdır. Sosyal devlet olmanın bir gereği ve sonucu da, sosyal güvenlik hakkının tüm bireylere sağlanması ve güvence altına alınmasıdır. Dolayısıyla, hukuk kuralı uygulanırken anayasada güvence altına alınan en temel haklardan biri olan sosyal güvenliğin esas ilkelerinden (sosyal güvenliğinin kapsamının ve uygulama alanının kişiler ve riskler açısından genişletilmesi) hareket ederek sigortalı lehine yoruma başvurulması yanlış olmayacaktır. Bu kapsamda, yorum yöntemi seçilirken tek bir yorum yönteminden hareket etmek yerine; bu hukuk dalının genel niteliği ve amacı da göz önüne alınarak yoruma başvurmak daha sağlıklı sonuçlar verecektir. Değişik tarihlerde verilen yargı kararlarına bakıldığında; sigortalı lehine yorum ilkesinin uygulamaya geçirildiği görülmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 1990 yılında verdiği bir kararda (Y.H.G.K 14.2.1990 E. 1989/10-391 K. 1990/83); "Kanunun çok açık olmasına karşın yine de kuşkulu bir durumun varlığı iddia edildiği taktirde şüphenin sigortalının lehine yorumlanacağı ise iş ve sosyal güvenlik hukukunun temel ilkelerindendir" diyerek bunu vurgulamıştır(Prof. Dr. ... , ... Güvenlik Hukuku’nda Sigortalı Lehine . ... ... ... ... 2016 s: 236 vd).
6. Davanın yasal dayanağı olan hizmetin geçtiği tarihte yürürlükte olan 506 sayılı Kanunun “Prim Belgeleri” başlığını taşıyan 79. maddesinin onuncu fıkrasında, yönetmelikle belirlenen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları, Kurumca saptanamayan sigortalıların, çalıştıklarını, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak (5) yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilâm ile kanıtlayabildikleri takdirde, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayılarının göz önünde bulundurulacağı açıklanmıştır. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi ya da çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez.
7. Öncelikle temel ve vazgeçilmez hak olan sosyal güvenlik hakkı sınırlanırken, hak düşürücü sürenin kesilmesi yönünde, Anayasa’nın 13. Maddesinin göz ardı edilmemesi gerekir. Anayasanın 13. Maddesinde temel hakların özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı açıkça belirtilmiştir. Sosyal güvenlik hakkının hak düşürücü süre açısından önem taşıyan belgelerin yönetmeliğe bırakılması ve yönetmelikte sınırlandırılması, Anayasa düzenlemesine uygun olmadığı gibi kurumun tespit ettiği çalışmaların da bu kapsamda değerlendirilmesi, takdir hakkının kötüye kullanılması açısından da doğru olmayacaktır. Kurumun kayıtlar var ise hiç tereddütsüz tüm sigortalılar için çalışmayı saptaması anayasal ve yasal görevidir.
8. Belirtmek gerekir ki kamu kurumu tarafından tutulan ve çalışma olgusunu kanıtlayan belgeler de, Kuruma intikal eden belgeler kadar nitelikli ve esas alınması gereken belgelerdendir. En azından madde de belirtildiği gibi kurumca bu belgeler esas alınarak çalıştığı rahatlıkla saptanabilir. Kurumun bu saptamayı yapmaması maddedeki takdir hakkını keyfi kullanması anlamına gelecektir.
8. Somut uyuşmazlığa gelince davacı sigortalının davalıya ait eğitim ve öğretim yapılan işyerlerinde ücretli öğretmen olarak çalıştığı davalı kayıtları ve bordrolar ile sabittir. Davalı Bakanlık kamu kurumu olup, kamu kurumunca çalışma olgusu kayda alınmıştır. Ek ders görevi tahakkuk fişi ve bordrosunda gelir vergisi ve damga vergisi kesintisi yapılmıştır. Davalı kurumca çok rahatlıkla çalıştığı saptanabilecektir. Anılan belgelere göre hak düşürücü süreden söz edilemez. Sigortalı lehine yorum da bunu gerektirmektedir. Kararın onanması gerektiği düşüncesinde olduğumdan Sayın çoğunluğun bozma gerekçesine katılınmamıştır.