MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2025/1435 E., 2025/1948 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Tokat 2. İş Mahkemesi
SAYISI : 2024/131 E., 2025/52 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı Kurum tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I.DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının SGK kayıtları ve hizmet dökümü incelendiğinde 4-A sigortalılığının bulunduğu ve ara ara da 4-B kapsamında sigortalılığı olduğu, davacı yaşlılık aylığını sadece 4-A kapsamındaki hizmetleri ile hak kazanabildiği, davacının tüm sigorta kollarının birleştirilmesine yönelik menfaati ve iradesinin bulunmadığı gözetildiğinde 4-B kapsamındaki primi ödenmemiş sigortalılık süresinin dışlanması gerektiği, davacının 4-B kapsamındaki sigortalılığının tescil tarihi itibari ile durdurulması, yaşlılık aylığında değerlendirilmemesi, tahsis işleminde 4-B kapsamındaki sigortalılık süresinin dışlanarak davacının yaşlılık aylığına hak kazandığı iddiasıyla davacının 4-B sigortalılığının tescil tarihi itibari ile durdurulması yaşlılık aylığında değerlendirilmemesi, tahsis işleminde 4-B kapsamındaki sigortalılık süresinin dışlanarak davacının yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II.CEVAP
Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın 4/1-b kapsamındaki sigortalılığının tescil tarihi itibari ile durdurulması, yaşlılık aylığında değerlendirilmemesi, tahsis işleminde 4/1-b kapsamındaki sigortalılık sürelerinin dışlanarak yaşlılık aylığına hak kazandığının tespiti istemiyle davayı açtığı, yetki itirazlarının bulunduğu, yetkili mahkemenin İstanbul İş Mahkemesi olduğu, 2829 sayılı Kanunun 8. maddesisin birinci fıkrası "birleştirilmiş hizmet süreleri toplamı üzerinden, ilgililere; son yedi yıllık fiili hizmet süresi içindeki fiili hizmet süresi fazla olan kurumca, hizmet sürelerinin eşit olması halinde ise eşit hizmet sürelerinin sonuncusunun tabi olduğunu, kendi mevzuatına göre aylık bağlanır ve ödenir" hükmünü içerdiği, 4/1-b bendi ile bilinen Bağ-Kur sigortalılığı sigorta statüsü olarak zorunlu sigortalılık olduğu, bu durum karşısında prim borcunu ödeyen kişiler de dikkate alındığında zorunlu olan bu sigortalılıkta prim borcunu ödemekten vazgeçmenin hakkaniyete uygun olmadığı savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III.İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk Derece Mahkemesi tarafından yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararla davacının 4/a maddesi kapsamında ilk sigorta başlangıcının 15.07.1992 tarihi olduğu, 506 sayılı Kanun kapsamında 6546 gün hizmeti bulunduğundan yukarıdaki maddenin j bendi kapsamında hizmet birleştirmesine ihtiyaç olmaksızın sadece 4/a'lı hizmetleri ile yaşlılık aylığına hak kazanabileceği, tahsis talep tarihi itibari ile 7438 sayılı Kanun'un 1. maddesi yürürlükte olduğundan yaş şartı aranmayacağı anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulü ile davacının 4/b kapsamında sigortalılığının tescil tarihi itibariyle durdurulmasına, yaşlılık aylığında değerlendirilmemesine, tahsis işleminde 4/b kapsamındaki sigortalılık süresinin dışlanarak tahsis talep tarihi olan 15.03.2023 tarihini takip eden ay başından itibaren 5510 sayılı Kanun'un 4/a maddesi kapsamında davacının yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmiştir.
IV.İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V.TEMYİZ
A.Temyiz Sebepleri
Davalı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; cevap ve istinaf dilekçelerini tekrar ederek Kanunun 4/1-b bendi ile bilinen "Bağ-Kur Sigortalılığı" sigorta statüsü olarak zorunlu sigortalılık olduğu, yasalarca zorunlu olarak belirlenen bir sigortalılıkta prim borcunun ödemesinin isteğe bağlı olamayacağı, prim borcunu ödeyen kişiler dikkate alındığında zorunlu olan bu sigortalılıkta prim borcunu ödemekten vazgeçmenin hakkaniyete de uygun olması gerektiği, ayrıca Pozitif Statü Haklarından olan Sosyal Güvenlik Hakkının bireylere devletten olumlu bir davranış, bir hizmet, bir yardım isteme imkanı tanıyan bir hak olduğu, bu sebeple sistemin sağlıklı işlemesine hatta gelecekte Kuruma karşı doğabilecek yeni haklar ve taleplere temel teşkil edebilecek bir haktan vazgeçilemeyeceği, aylık bağlanması için prim borcunun bulunmaması gerektiğinin açıkça ifade edildiğinden davanın reddine karar verilmesi gerektiği, davacının 4/b kapsamındaki sigortalılık sürelerinin zorunlu sigortalılık olduğu, bunların durdurulması, bu sigortalılık sürelerinden feragat edilmesi ve vazgeçilmesinin söz konusu olmadığı iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, 5510 sayılı Kanun'un 4/1-b maddesi kapsamında sigortalılığının durdurulması ile tahsis işlemlerinin anılan sigortalılık dışlanarak yapılması ve yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine ilişkindir.
1.Somut olayda; 15.07.1992 – 28.12.2011 tarihleri arasında başka işyerlerinden 5159 gün uyuşmazlık dışı 5510 sayılı Kanun'un 4/1-a maddesi kapsamında sigortalı bildirimleri bulunan davacının; 29.12.2011 – 20.03.2014 tarihleri arasında ... Kozmetik Uluslararası Ticaret ve Pazarlama Limited Şirketi unvanlı işyerinden, 04.04.2014 – 31.08.2015 arasında 507 gün başka bir şirketten 4/1-a maddesi kapsamında bildirimleri bulunmaktadır. Ne var ki davacı 04.05.2007 tarihinden itibaren anılan ... Kozmetik Uluslararası Ticaret ve Pazarlama Limited Şirketi'nin ortağı olduğu anlaşılmaktadır. Söz konusu ortaklık nazara alınarak davacının 29.12.2011 tarihinden (devam eden 4/1-a sigortalılığının sona erdiği tarih itibariyle) limited şirket ortaklığına bağlı olarak 4/1-b kapsamında tescil kabul edilmiştir. Davacı, 15.03.2023 tarihinde yaşlılık aylığı tahsis talebinde bulunmuş, davalı Kurum davacının tahsis talebinde sadece 4/1-a maddesi kapsamında aylık istemediği, 2829 sayılı Kanun kapsamında işlem yapılarak tüm hizmetlerinin birleştirilmesi halinde kendisine 4/1-b maddesi kapsamında aylık bağlanabileceği, ancak prim borcu bulunduğu gerekçesiyle yaşlılık aylığı tahsis talebinin reddine karar verilmiştir.
2.İlk Derece Mahkemesi tarafından "davacının 4/1-b kapsamında sigortalılığının tescil tarihi itibariyle durdurulmasına, yaşlılık aylığında değerlendirilmemesine, tahsis işleminde 4/1-b kapsamındaki sigortalılık süresinin dışlanarak tahsis talep tarihi olan 15.03.2023 tarihini takip eden ay başından itibaren 5510 sayılı Kanun'un 4/1-a maddesi kapsamında davacının yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine" karar verilmiştir.
3.Hukuk Genel Kurulu ile Dairemizin müstakar kararlarına konu olduğu üzere, davacının yalnızca 5510 sayılı Kanunun 4/1-a maddesi kapsamındaki süreleri nazara alınarak yaşlılık aylığı bağlanmasını talep etme hakkının bulunduğuna ilişkin İlk Derece Mahkemesi değerlendirmesi yerindedir.
4.Ne var ki; Sosyal güvenlik hakkı, temel insan haklarından biri olup Anayasal güvence altındadır. Anayasa’nın 12. maddesinde yer alan 'temel hak ve hürriyetlerin niteliği' ve 60. maddesinde düzenlenen 'herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu ve devletin bu güvenliği sağlayacak teşkilatı kuracağı' ilkeleri, bu hakkın kişiye sıkı sıkıya bağlı ve devredilemez olduğunu hükme bağlamıştır. Bu anayasal ilkelerin yasal yansıması olan mülga 1479 sayılı Kanun’un 26., mülga 506 sayılı Kanun’un 6. ve 5510 sayılı Kanun’un 92. maddeleri uyarınca; sosyal sigorta hak ve yükümlülüklerinden vazgeçilemez, bu haklar başkasına devredilemez ve feragat konusu yapılamaz.
5.Davacının / sigortalının bir dönemine ait çalışmalarının yaşlılık aylığı hesabında dikkate alınıp alınmaması, söz konusu sürelerin geçerliliğini etkilemez. Sosyal güvenlik sistemi bir bütün olup, kanunun cevaz verdiği tasfiye halleri (toptan ödeme vb.) dışında, fiilen gerçekleşmiş bir sigortalılık süresinin iptali veya yok sayılması hukuken mümkün değildir. Zira sigortalılık, kişinin iradesinden bağımsız olarak çalışma ve bildirimle kendiliğinden doğan bir statüdür. Dolayısıyla, kazanılmış bir sigortalılık süresinin, daha sonra tesis edilen idari işlemlerle veya hatalı değerlendirmelerle kayıtlardan silinmesi, sosyal güvenliğin zorunluluğu ilkesine ve anayasal güvenceye açıkça aykırılık teşkil eder.
6.Ayrıca, 1479 sayılı Kanun'a 20.06.1987 tarih ve 3396 sayılı Kanunla eklenen Ek 19. maddesi hükmünde; Kuruma kayıt ve tescili yapıldığı hâlde, kayıt ve tescil tarihinden itibaren 10 yıl içinde hiç prim ödememiş olan sigortalılar hakkında, prim borcunun hesaplanmasında; müracaat tarihinde yürürlükte bulunan hükümlerin uygulanacağı ifade edilmiştir. Anılan madde sonradan 04.10.2000 tarihi itibarîyle yürürlüğe giren 619 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değişikliğe uğrayarak Kuruma kayıt ve tescili yapıldığı hâlde, kayıt ve tescil tarihinden itibaren 3 yıl ve daha fazla süreyle hiç ödememiş olanların, bu süreye ilişkin primlerinin ödeme tarihinde bulundukları gelir basamağının prim tutarı üzerinden hesaplanarak tahsil edileceği ve haklarında ödeme tarihinde yürürlükte bulunan hükümlerin uygulanacağı hükmü öngörülmüşse de; anılan Kanun Hükmünde Kararname, Anayasa Mahkemesinin 26.10.2000 tarihli kararıyla iptal edilerek, iptal kararı 08.08.2001 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Diğer taraftan iptal kararı henüz yürürlüğe girmeden 31.07.2001 tarihli ve 24551 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 4692 sayılı Kanun'un Geçici 1. maddesi son fıkrasında; 04.10.2000 tarihinden önce Kuruma kayıt ve tescil edildiği hâlde, kayıt ve tescil tarihinden itibaren 5 yıl ve daha fazla süreyle prim ödemeyenlerle 5 yıl ve daha fazla süreye ilişkin prim borcu bulunanların, bu sürelere ilişkin prim borçlarının, sigortalının bulunduğu gelir basamağının 31.07.2001 tarihinde geçerli olan prim tutarı üzerinden hesap ve tahsil edileceği hükmü getirilmişse de; anılan yasal düzenlemede 24.07.2003 kabul tarihli ve 4956 sayılı Kanun'un 56/b maddesi hükmüyle 02.08.2003 tarihinden itibaren yürürlükten kaldırılmıştır. Yine aynı Kanunun 02.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren 43. maddesiyle 1479 sayılı Kanun'un Ek 19. maddesi hükmünde yapılan değişiklikle de, bu Kanunun yürürlük tarihinden önce Kuruma kayıt ve tescili yapıldığı hâlde, beş yıl ve daha fazla süreye ilişkin prim borcu bulunanlar ile beş yıl ve daha fazla süre prim ödemeyenlerin sigortalılıklarının; prim ödemesinde bulunan sigortalıların, ödediği primlerin tam olarak karşıladığı ayın sonu itibarîyle, prim ödemesinde bulunmayan sigortalıların sigortalılığının ise tescil tarihi itibarîyle askıya alınacağı öngörülmüş, ne ki, sigortalının müracaatı hâlinde prim borcunun hesaplanma yöntemi belirtilmeyerek buna ilişkin usul ve esasların Kurumca düzenleneceği ifade edilmiştir.
7.04.03.2006 tarihli 26098 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak 01.04.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5458 sayılı kanunun 13. maddesi ile Ek 19. madde tekrar düzenlenmiş olup, “...kayıt ve tescili yapıldığı halde, 5 yıl ve daha fazla süreye ilişkin prim borcu bulunan sigortalıların bu sürelere ilişkin prim borçlarının Kurumca yapılacak bildirimde belirtilen süre içerisinde ödenmemesi halinde daha önce prim ödemesi bulunan sigortalının ödediği primlerin tam olarak karşıladığı ayın sonu itibariyle, prim ödemesi bulunmayan sigortalının ise tescil tarihi itibariyle sigortalılığı durdurulur. Prim borcunun ait olduğu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilmez ve bu sürelere ilişkin Kurum alacakları takip edilmeyerek, Kurum alacakları arasında yer verilmez...” hükmünün yanı sıra sigortalılar lehine ayrıca bir başka çözüm daha getirmiş ve sigortalılar veya hak sahiplerinin sigortalının en son bulunduğu basamağın başvuru tarihindeki değeri üzerinden hesaplanacak borç tutarını ödemeleri halinde bu sürenin değerlendirilmesine imkân sağlamıştır.
8.01.10.2008 tarihinden itibaren tüm maddeleriyle yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun'un Geçici 17. maddesi de 5 yıldan fazla prim borcu bulunanlara ilişkin benzer bir düzenleme getirildiği gibi Geçici 63, 76, 83... . maddelerinde de benzer düzenlemeler korunmuştur. Bu süreler durdurulan sigortalılık süreleri olup hukuken zorunlu sigortalılık olarak varlıklarını korumaktadırlar. Ancak sigortalının sigortalı süreleri arasında yer verilmeyip ihyaya konu olabilirler.
9. Sosyal Güvenlik Hukukumuzda, “sosyal sigortalarda çokluk”, bir başka anlatımla bireylere olabildiğince sosyal sigorta hakkı tanıma, “yararlanmada ve yükümlülükte teklik” ilkesi egemen olup, buna göre, aynı tarihlerde farklı sosyal güvenlik kuruluşları kapsamında bulunulamaz ve çifte sigortalılık olarak adlandırılan bu statü kanun hükümleriyle engellenmiştir. 5510 sayılı Kanun'un yürürlükte olmadığı 01.10.2008 tarihi öncesine ilişkin olarak bu tür çakışan (ikili) sigortalılığa ilişkin uyuşmazlıkların çözümü için, gerçek ve fiili çalışmanın, başka bir anlatımla baskın sigortalılık olgusunun hangi Kurum ve Kanun kapsamında gerçekleştiği belirlenmeli, aynı döneme rastlayan gerçek ve fiili çalışmalardan hangisinin sigortalının hayatında ekonomik olarak baskın çalışma niteliği taşıdığı ortaya konulmalıdır. Şu durumda 506 sayılı (hizmet akdine dayalı olarak işveren/işverenler tarafından çalıştırılma) ve 1479 sayılı (hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışma) Kanunlar kapsamında veya 5510 sayılı Kanun'un 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri çerçevesinde birleşen (çakışan) zorunlu sigortalılık olgusuna ilişkin olarak; 5510 sayılı Kanun'un yürürlükte olmadığı 01.10.2008 tarihi öncesi dönem yönünden baskın sigortalılığa üstünlük tanınmalı, 01.10.2008 – 01.03.2011 dönemi yönünden 5510 sayılı Kanun'un 53. maddesi gereğince ilk önce başlayan sigortalılık ilişkisi esas alınmalı, 01.03.2011 tarihinden itibaren ise anılan maddede 6111 sayılı Kanun'la yapılan değişiklik gözetilerek hizmet akdine dayalı çalışmaya değer verilmelidir. Bu bağlamda aynı maddenin 2. fıkrasında “4. maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında sayılanlar, kendilerine ait veya ortak oldukları işyerlerinden dolayı, 4. maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı bildirilemezler.” hükmü düzenlenmiştir.
10.Somut uyuşmazlıkta; Mahkemece davacının sigortalılık statüsü ve hizmet süreleri belirlenirken, 5510 sayılı Kanun’un 53. maddesinin 1. ve 2. fıkraları ile getirilen emredici hükümlerin gözetilmediği anlaşılmaktadır. Bu bağlamda 29.12.2011 – 20.03.2014 tarihleri arasındaki dönemde davacının hem 4/1-a hem de 4/1-b kapsamında çakışan bildirimleri mevcuttur. 01.03.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6111 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik uyarınca; sigortalılığın çakışması halinde 4/1-a (hizmet akdi) kapsamındaki sigortalılığa üstünlük tanınacağı hükme bağlanmış olmasına rağmen, bilirkişi raporunda bu dönemin her iki statüde birden kabul edilmesi 'sosyal güvenliğin tekliği' ilkesine ve yasanın açık hükmüne aykırıdır. Mahkemece, davacının sigortalılık sürelerinin tamamının durdurulmasına karar verilmiş olup sigortalılık türlerinin (4/a ve 4/b) ve bu statülere ilişkin durdurma şartlarının münferiden değerlendirilmediği anlaşılmaktadır. 5510 sayılı Kanun’un Geçici 17, 63, 76, 83... . maddeleri ile düzenlenen durdurma ve ihya müesseseleri; her bir kanun maddesinin yürürlük tarihi, borç ödeme şartları ve kapsadığı dönemler açısından farklılık arz eder. Mahkemece bu maddeler kapsamında durdurulan süreler yöntemince ayrıştırılmadan, tüm sürelerin durdurulması isabetsizdir. Hükme esas alınan bilirkişi raporu, denetime elverişli olmayıp çelişkili veriler içermektedir. Mahkemece yapılması gereken iş; davacının tahsise esas alınan asıl sigortalılık statüsünü netleştirmek, yukarıda ayrıntılı izah edilen mevzuat uyarınca geçerli sayılan günleri belirleyip çakışan sürelerden geçersiz olanları dışlamak, geçici maddeler kapsamındaki durdurma işlemlerinin doğruluğunu her bir dönem için ayrı ayrı teyit etmek, tahsise esas toplam prim gün sayısını hiçbir tereddüde mahal vermeyecek şekilde hüküm fıkrasında açıkça göstermektir.
11.Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
09.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.