MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
SAYISI : 2024/38 E., 2025/241 K.
Mahkeme kararı, davacı Kurum vekili ile davalı ... ve davalı ...Ş. vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz incelemesinin duruşmalı yapılması talep edilmekle kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin ve işin duruşmaya tabi olduğunun anlaşılması nedeniyle duruşma talebinin kabulüne karar verildikten sonra, duruşma için 03.03.2026 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü davacı ... adına Av. ... ve davalı ...Ş. adına Av. ... geldiler. Yüzlerine karşı duruşmaya başlanıp sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü;
I.DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Kurum iştirakçisi ... ’ın 07.01.2006 tarihinde Çerkeşte geçirdiği trafik kazasında vefat ettiği, kazanın davalılardan ...’a ait 06... plakalı aracın sürücüsü ...’in kullandığı araçla ... ’ın kullandığı aracın çarpışması sonucu meydana geldiği, kaza sonucunda Çerkeş Asliye Ceza Mahkemesinin 2006/19 Esas, 2006/123 sayılı Kararı ile sanık ... tam kusurlu bulunarak cezalandırıldığı, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanun'un 129. maddesine dayanarak davayı açtıkları iddiasıyla 28.443,40 TL'si ödenmiş aylık, 30.000,00 TL'si peşin değerli gelir olmak üzere toplam 58.443,40 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte 28.443,40 TL'sinin 01.09.2009 tarihi itibarıyle işlemiş 4.313,16 TL yasal faizi ile birlikte davalılardan (sigorta şirketi yönünden poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere) müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II.CEVAP
1.Davalı ... vekili cevap dilekçesine özetle; kusur raporunu kabul etmedikleri savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2.Davalı ...Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; poliçe limitinin tamamının ödendiği savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III.MAHKEME İLK KARARI
Mahkeme tarafından 02.06.2011 tarihli ve 2009/283 Esas, 2011/78 Karar sayılı kararla davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 5510 sayılı Kanun'un 39. maddesine göre davacı Kurumun meydana gelen taksirle öldürme eylemi nedeniyle oluşan zararlar ve yapılan ödemelerden üçüncü kişilere dava açma hakkı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV.BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
1. Mahkemenin 02.06.2011 tarihli ve 2009/283 Esas, 2011/78 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuş ve Dairemizce 25.02.2013 tarihli ve 2012/793 Esas, 2013/3222 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Mahkeme kararı bozulmuştur:
"...Dosyadan, dava dilekçesinin Asliye Hukuk Mahkemesine hitaben verilmesine rağmen, Mahkemece yargılamaya İş Mahkemesi sıfatıyla devam edilmiş ve karar da İş Mahkemesi sıfatıyla verilmiştir. İş Mahkemeleri, 5521 sayılı Kanun ile kurulmuş istisnai nitelikte özel mahkemeler olup, 5510 sayılı ... ve ... Kanunu’nun 106’ncı maddesi ile mülga 1479 sayılı Kanunun 70’inci maddesinde, bu Kanun uygulamasından ... uyuşmazlıkların yetkili iş mahkemelerinde görüleceği, 5510 sayılı Kanun’un 101’inci maddesinde de, aksine hüküm bulunmayan hallerde, 5510 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıkların iş mahkemelerinde görüleceği düzenlenmiştir. 5510 sayılı Kanun’un geçici 4’üncü maddesinde ise; 'Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 08.06.1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanuna göre; aylık, tazminat, harp malûllüğü zammı, diğer ödemeler ve yardımlar ile 08.02.2006 tarihli ve 5454 sayılı Kanunun 1 inci maddesine göre ek ödeme verilmekte olanlara, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dâhil 5434 sayılı Kanunda kendileri için belirtilmiş olan şartları haiz oldukları müddetçe bunların ödenmesine devam olunur. Ancak, 5 ilâ 10 yıl arasında fiili hizmet süresi olan iştirakçilerden dolayı dul ve yetim aylığı almakta olanların, aylık ve diğer ödemeleri, bu Kanunun 32 nci, 34 üncü ve 37 nci maddelerindeki şartları haiz oldukları müddetçe devam edilir... Bu madde kapsamına girenlerin aylıklarının bağlanması, artırılması, azaltılması, kesilmesi, yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik ikramiyeleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dâhil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır ve bu maddenin uygulanmasında mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri ayrıca dikkate alınır.' hükmü öngörülmüştür.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında yapılan değerlendirmeye göre; 5434 sayılı Kanun hükümlerince trafik kazasında ölen sigortalının hak sahiplerine yapılan dul ve yetim aylığı ödemelerinin üçüncü kişilerden rücuan tahsili de 5434 sayılı Kanunun 129 vd. maddeleri hükümlerine tabi olduğundan, uyuşmazlığın çözümünde ne 14 79... sayılı Kanunlar ne de 5510 sayılı Kanun’un uygulama yeri bulunmamaktadır. Bu durumda sözü edilen 101’inci madde hükümlerine göre sınırlı yetki ile donatılmış iş mahkemesi görevli değildir.
Öte yandan; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2’nci maddesine göre kimler aleyhine idari yargıda dava açılabileceği açıklanmış olup, gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişileri hakkında idari yargı yerinde dava açılamayacağı ve dava konusu uyuşmazlığın çözümünde genel mahkemelerin görevli olduğu nazara alınmaksızın, iş mahkemesi sıfatıyla işin esasına girilerek davanın reddine karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir..."
2.Mahkeme tarafından bozma ilamına uyularak 17.11.2015 tarihli ve 2013/73 Esas, 2015/203 Karar sayılı kararla davanın davacı vekilinin talebi ile bağlı kalınan miktar üzerinden kabulü ile 30.000 TL PSD, 28.443,40 TL ödenmiş aylıklar ve 4.313,16 faiz talebi olmak üzere toplamda 62.756,56 TL miktarın davalı ... yönünden 57.500,00 TL poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere davalılardan müştereken ve mütesellisen tahsili ile davacı Kuruma ödenmesine, 58.443,40 TL miktar üzerinden dava tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına, davacı Kurumun fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasına karar verilmiştir.
3.Mahkemenin 17.11.2015 tarihli ve 2013/73 Esas, 2015/203 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuş ve Dairemizce 05.12.2017 tarihli ve 2017/3727 Esas, 2017/8614 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Mahkeme kararı bozulmuştur:
"...Davacı Kurum, Emekli Sandığı iştirakçisinin geçirdiği trafik kazası sonucu vefatı nedeniyle dul yetimlerine bağlanan aylığın peşin değerli gelirin tahsilini talep etmiştir.
Davanın yasal dayanağı olan, 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununun 129. maddesinde; 'Vazifeleri içinde veya dışında her hangi sebeple zarar görmüş veya tehlikeye düşmüş ve bundan dolayı adi malûl durumuna girmiş iştirakçilerin veya bunlardan ölenlerin, dul ve yetimlerinin; sebep olanlar aleyhine açacakları davaları Sandık dahi kovuşturmaya ve bu davalara üçüncü şahıs olarak girmeye ve dul ve yetimler tarafından dava açılmamış ise bunu doğrudan doğruya açmaya yetkilidir.
Dava sonunda para tazminatı da alınırsa bundan kovuşturma için yapılan masraflarla birlikte emekli, adi malûllük, dul ve yetim aylıkları bağlanan hallerde bu aylıkların beş yıllığı; (Toptan ödeme) yapılan hallerde de bunların toplamının yarısı Sandıkça alınarak, varsa, geri kalanı ilgililere ödenir.
Sebep olanlar iştirakçi ise ve bunlara bu kanuna göre Sandıklarca her hangi adla olursa olsun ödeme yapılacaksa istihkakları dava sonuna kadar hükmolunacak tazminata karşılık olmak üzere ödenmez' hükmü yer almaktadır.
Hukuk Genel Kurulunun; 03.02.2010 tarih ve 2010/10-20 Esas, 2010/58 Karar sayılı ilamı ile, 23.02.2000 tarih ve 2000/4-1 03... /124 sayılı ilamlarında da belirtildiği üzere; bir borcu yerine getiren kimsenin alacaklının haklarına halef olabilmesi için halefiyetin kanunda açıkça öngörülmüş bulunması gerekir. Kanunda açıkça öngörülmediği sürece bir halefiyetin doğması mümkün değildir. Diğer bir anlatımla halefiyet halleri sınırlı sayıda olma (numerus clausus) kuralına bağlıdır. Örneğin, (BK. mad. 109, 69, 147/1, 496, mk. 799, TCK, 654/1, 907, 915, 920, 933, 936, 937, 813, 1301, 1361, 506 sayılı SSK. mad. 26, 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu mad. 129,1479 sayılı Bağ-Kur kanunu mad. 63.)
Anılan maddenin 2. fıkrasında, sınırlı da olsa bir rücu hakkının tanındığı kabul edilmelidir. (... Kılıçoğlu, Özel ve Sosyal Sigortalarda Halefiyet ve Rücu, ... Hukuk Fakültesi Dergisi, Yayın Tarihi: 1974 Sayı: 1 Cilt: 31 )
Diğer taraftan, 25... gün ve 16269 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 6.3.1978 gün ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurul Kararı üzerinde de durulması gereği vardır. Anılan Kararda, ölenin bakmakta olduğu veya ileride bakacağı sayılan kişilerin yoksun kaldıkları zararın diğer bir deyişle destekten yoksun kalma tazminatının saptanmasında T.C. Emekli Sandığınca bağlanan gelirlerin indirilmemesi görüşü benimsenmiştir. 5434 sayılı Kanun'un 129. maddenin 2. fıkrasının açık hükmü gereğince, Sandığın yaptığı masrafları Kanunda yer alan çerçevede tahsil edebileceği açık olduğuna göre, uygulamada kullanılan 'Emekli Sandığı tarafından bağlanan gelirlerin rücuya tabi olmadığına' ilişkin ifadenin, belirtilen Kararda da belirtildiği üzere; zarar veren şahsın Emekli Sandığının ödediği meblağın, kendisinin ödemek zorunda kalacağı tazminattan indirilmesini isteyemeyeceği şeklinde anlaşılması gerekmektedir.
Ayrıca, anılan maddenin 2. fıkrasında, paylaşımın ne şekilde gerçekleşeceği öngörüldüğüne göre, 1. fıkranın incelenmesinde ise, anılan fıkrada; 'Vazifeleri içinde veya dışında her hangi sebeple zarar görmüş veya tehlikeye düşmüş ve bundan dolayı adi malül durumuna girmiş iştirakçilerin veya bunlardan ölenlerin, dul ve yetimlerinin; sebep olanlar aleyhine açacakları davaları Sandık dahi kovuşturmaya ve bu davalara üçüncü şahıs olarak girmeye ve dul ve yetimler tarafından dava açılmamış ise bunu doğrudan doğruya açmaya yetkilidir.' denildiğinden, Emekli Sandığının iştirakçisinin uğradığı zarar nedeniyle iştirakçisi veya hak sahipleri adına dava açmaya kanundan dolayı yetkili olduğu şüphesizdir.
04.06.1958 gün ve 15/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, olayları anlatmak taraflara, hukuki nitelendirme ise hakime aittir. Somut olayda, Emekli Sandığı'nın iştirakçisinin uğradığı zarar nedeniyle zarar verenlere yönelttiği davanın destekten yoksun kalma tazminatı davası niteliğinde bulunduğu, bu dava sonucu tazminat alınırsa ne kadarının rücu hakkı kapsamında Sandık tarafından alınacağının 5434 sayılı Kanunun 129. maddesinin 2. fıkrasında öngörülmesi karşısında; Mahkemece öncelikle hak sahipleri tarafından açılmış bir dava bulunup bulunmadığı araştırılması ve sonucuna göre yukarıda belirtilen yasal düzenlemelere uygun şekilde bir hesap raporu aldırılması suretiyle, değerlendirme yapılması gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme neticesi yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Şüphesiz, bozma sonrası yürütülecek yargılamada hükmü temyiz etmeyen davalılar yönünden davacı Kurum yararına oluşan usuli kazanılmış hak durumu gözetilmelidir..."
4.Mahkeme tarafından bozma ilamına uyularak 21.06.2022 tarihli ve 2018/131 Esas, 2022/104 Karar sayılı kararla davanın kısmen kabulü ile dahili davalı ... yönünden davanı husumet yokluğu nedeni ile reddine, davanın talep ile bağlı kalınarak 30.000 TL peşin sermaye değeri, 28.443,40 TL ödenmiş aylıklar ve 4.313,16 TL faiz olmak üzere toplamda 62.756,56 TL miktarın davalı ... yönünden 57.500 TL poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere davalılar sigorta şirketi, ..., ...'dan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı Kuruma ödenmesine 58.443,40 TL miktarı üzerinden dava tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına karar verilmiştir.
5.Mahkemenin 21.06.2022 tarihli ve 2018/131 Esas, 2022/104 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı Kurum vekili ile davalılardan ... vekili temyiz isteminde bulunmuş ve Dairemizce 13.10.2023 tarihli ve 2023/6551 Esas, 2023/9692 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Mahkeme kararı bozulmuştur:
"...1.Mahkemenin, Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. 'Usuli kazanılmış hak' olarak tanımlayacağımız bu olgu; Mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirdiği gibi, Mahkemenin kararını bozmuş olan Yargıtay Hukuk Dairesince; sonradan, ilk bozma kararı ile benimsemiş olduğu esaslara usuli kazanılmış hakka aykırı bir şekilde, ikinci bir bozma kararı verilememektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, Hukuk Genel Kurulu’nun 12.07.2006 gün, 2006/9-508 E., 2006/521 sayılı kararı)
2.Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan Mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur. (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK)
3.Eldeki davada ise, uyulan bozma ilamı ve oluşan usuli kazanılmış hakkın gereği gibi yerine getirilmediği anlaşılmakta olup, davalılardan ... dışındaki tarafların, Mahkemenin 17.11.2015 tarihli kabule dair verilen kararı temyiz etmediği ve bu kararda hükmolunan tutarlar bakımından temyiz etmeyen taraflar bakımından usuli kazanılmış hak oluştuğu hususu ile bozma sonrasında diğer davalı ...'ın mirasçılarından ...'nin mirası reddetmiş olduğunun dikkate alınması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir..."
6.Mahkeme tarafından bozma ilamına uyularak yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulü ile dahili davalı ... yönünden davanın pasif husumet yokluğu nedeni ile reddine, talep ile bağlı kalınarak toplam 62.756,56 TL rücuen tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... yönünden 57.500 TL poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere ve davalı ... yönünden usuli kazanılmış hak dikkate alınarak 46.596,77 TL'si ile sınırlı olmak üzere; davalılar sigorta şirketi, ... ve ...'dan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı Kuruma ödenmesine karar verilmiştir.
V.TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1.Davacı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; diğer davalılar yönünden verilen karar doğru ise de davalı ... yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup bu durumun anlaşılamadığı, Mahkemece 5434 sayılı Kanun'un 129. maddesinin yanlış yorumlanması nedeniyle hatalı karar verildiği, hak sahipleriyle Kurum arasında ki paylaşma durumu maddede düzenlemiş olup Kurumca 5 yıllık gelirlerin yarısının alınacağını artan kısmın da hak sahiplerine verileceği düzenlendiği, Mahkemece Kurumdan istenen 5 yıllık gelirlerin toplamının davaya esas alınmasının isabetli olmadığı iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; dava konusunun trafik kazası sonucu vefat eden sigortalının yakınlarına bağlanan aylıkların rücuen tahsiline ilişkin olduğu, 5510 sayılı Kanun’un 101. maddesi uyarınca bu tür uyuşmazlıklarda İş Mahkemelerinin görevli olduğu, Mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken Asliye Hukuk Mahkemesi sıfatıyla işin esasına girilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu, dava tarihinde yürürlükte bulunan 5510 sayılı Kanun’un 39. maddesi uyarınca, üçüncü kişilerin rücu sorumluluğunun ancak eylemin "kast" unsuru taşıması halinde mümkün olduğu, davalı hakkında kesinleşen Ceza Mahkemesi ilamı ile eylemin "taksirli" olduğunun tespit edildiği, bu nedenle Kurumun rücu hakkının bulunmadığı, davalının kaza sonrası müteveffanın mirasçılarının tüm maddi ve manevi zararlarını karşıladığı, hak sahiplerinin herhangi bir alacak iddiası bulunmamasına rağmen Mahkemenin hatalı bilirkişi raporuna dayanarak hüküm kurduğu, Kurum tarafından yapılan ödemelerin haksız fiilden ziyade sigortalılık ilişkisinden kaynaklandığı iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur.
3.Davalı ... Sigorta A.Ş. vekili temyiz dilekçesinde özetle; Mahkemece davalı şirket aleyhine poliçe limiti dahilinde tazminata hükmedildiği, ancak davaya konu kaza neticesinde şirket tarafından 20.06.2006 tarihinde 57.500 TL ödeme yapılarak poliçe teminat limitinin tamamen tüketildiği, 2918 sayılı KTK.'nın 96/2. maddesi uyarınca başka tazminat taleplerinin bulunduğunu bilmeksizin iyiniyetle ödeme yapan sigortacının borcundan kurtulmuş sayılacağı, limitin tükendiği hususunun yargılama aşamasında bildirilmesine rağmen bu durumun gözetilmemesinin infazda tereddüt uyandıracağı ve mükerrer ödemeye sebebiyet vereceği iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, rücuen tazminat istemine ilişkindir.
1.Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 428. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz kapsam ve nedenlerine göre, temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı Kurum vekili ile davalı ... ve davalı ...Ş. vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı olan temyiz harcının ilgililerden alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
03.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.