MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2024/296 E., 2024/36 K.
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili özetle; davacı sigortalının davalılardan asıl işveren ... ... Sistemleri .... ve .... A.Ş.'nin Hatay ili ... ilçesinde ... köyü doğalgaz çevrim santrali işinde bu davalı şirketin alt işveren firması olan diğer davalı .... ve .... Ltd. Şti. bünyesinde ponplaj (demir kazık çakma) işçisi olarak çalışmakta iken personel eksikliğinden kaynaklı olarak davacı sigortalının kendi işi dışında hydro basınç testi yapma işinde diğer işçiler ve formenlerle birlikte görevlendirildiği, bu basınç test işi sırasında flanş adaptörünün patlaması sonucu kapağının fırlaması sonucu davacı asilin bu kapağın altında kalarak ağır şekilde yaralandığından bahisle 353.387,88 TL maddi, 200.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı ... ... .... .... ve .... A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; zaman aşımı itirazında bulunduklarını, yetkili mahkemenin Ankara mahkemeleri olduğunu, davacı asilin müvekkili olan şirket çalışanı olmadığını, diğer davalının işçisi olduğunu, müvekkili şirket çalışanlarının asla aksaklık ya da tedbirsizliğe göz yummadıklarını, şantiyede güvenlik kontrollerinin düzenli olarak yapıldığını, davacı ve tüm çalışanların yapacakları işlerle ilgili olarak bilgilendirildiğini, koruyucu ekipman teslim ettiklerini, davacının maluliyet oranı için ...'ya sevkini talep ettiklerini, davacının almış olduğu ücretin 1.500 TL olduğunu, bu tutarın üzerinde iddia edilen miktarın gerçeği yansıtmadığını, davacı vekilinin dava dilekçesinde belirttiği faiz miktarlarının yasal faiz olması gerektiğini, iş bu sebeplerden dolayı davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Davalı .... San. ve .... Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde özetle; mahkemenin yetkisiz olduğunu, yargılamaya konu olan iş kazasında müvekkili şirketin bir kusurunun olmadığını, kusurun davacıya ait olduğunu, müvekkilinin iş yerinde iş sağlığı ve iş güvenliği konusunda eğitimler verildiğini, bu olayda bütün kusurun davacıya ait olduğunu, kazanın meydana geldiği anda yapılan testin daha önceleri de yapıldığını ancak bu sefer davacının darbeli matkap ile boruya vurması sonucunda kaza meydana geldiğini, davacı asilin yaptığı işin eğitimini aldığını, iş güvenliği ve iş sağlığı konusunda gerekli tedbirlerin alındığını, davacı asilin iş göremezlik oranının %40 olduğu dava dilekçesinde iddia edilse dahi bu oranın davacı asilin çalışmasına engel bir oran olmadığını, davacı asilin almış olduğu ücretin 1.500,00 TL olduğunu, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 28.12.2017 tarih, 2014/95 Esas, 2017/677 Karar sayılı kararı ile davacının iş kazasından kaynaklanan sürekli iş göremezlik oranının %32,20 olduğu, kazanın meydana gelişinde davalı .... San. ve .... Ltd. Şti.'nin %100 oranında kusurlu olduğu, davalı .... San. ve .... Ltd. Şti. ile diğer davalı ... ... .... .... ve .... A.Ş. arasındaki organik bağdan ötürü alınan rapor ve ... tahkikat raporunda davalı ...'ya kusur izafesi bulunmasa bile hüküm altına alınan tazminatlardan sorumlu olduğunun kabulü gerektiğinden bahisle davacı lehine 309.901,96 TL maddi, 30.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
Anılan karara karşı taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesi'nin 10.01.2019 tarih, 2018/1393 Esas, 2019/93 Karar sayılı kararı ile davacı tarafın ve davalı ... şirketinin istinaf istemlerinin esastan reddine, diğer davalı ... şirketinin istinaf isteminin kabulüne, sürekli iş göremezlik oranı tespit davasının sonucunun beklenmesi ve sonucuna göre karar verilmesi için İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verilmiştir.
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesinden sonra sürekli iş göremezlik oranının tespiti davasının kesinleştiği, buna göre davacının sürekli iş göremezlik oranının %32,20 olarak tespit edildiğinin anlaşılması sonucunda İlk Derece Mahkemesi'nin 08.04.2021 tarih ve 2019/87 Esas, 2021/286 Karar sayılı kararı ile davacının iş kazasından kaynaklanan sürekli iş göremezlik oranının %32,20 olduğu, kazanın meydana gelişinde davalı .... San. ve .... Ltd. Şti.'nin %100 oranında kusurlu olduğu, davalı .... San. ve .... Ltd. Şti. ile diğer davalı ... ... .... .... ve .... A.Ş. arasındaki organik bağdan ötürü alınan rapor ve ... tahkikat raporunda davalı ...'ya kusur izafesi bulunmasa bile hüküm altına alınan tazminatlardan sorumlu olduğunun kabulü gerektiğinden bahisle davacı lehine 309.901,96 TL maddi, 30.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin 08.04.2021 tarihli karına karşı süresi içinde davalılar vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 25.11.2021 tarihli kararı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı süresi içinde davalılar vekillerince temyiz isteminde bulunulması üzerine Dairemiz'in 04.07.2023 tarihli kararı ile İlk Derece Mahkemesi gerekçesinde bahsedilen hususların olağan iş ilişkisinden kaynaklanan hususlar olduğu dikkate alındığında İlk Derece Mahkemesi'nce davalılar arasında organik bağ bulunduğu kabulünden hareketle sonuca gidilmesinin yerinde olmadığı, dosya kapsamına kazandırılan sözleşmelerin dosyadaki diğer tüm delillerle birlikte değerlendirilmesi, davalı ... şirketi ve davalı ... şirketi arasında asıl işveren alt işveren ilişkisi bulunup bulunmadığının irdelenmesi, bulunduğunun anlaşılması halinde iş kazasının meydana geldiği iş kolunda yetkin farklı bir bilirkişi kurulundan rapor almak suretiyle kusurun oran ve aidiyetinin bu kapsamda yeniden belirlenmesi, ne var ki sorumluluk belirlenirken davalı ... şirketinin kendisine %100 kusur izafe edilen 25.08.2017 tarihli bilirkişi kusur raporuna ve 13.11.2017 tarihli bilirkişi ek hesap raporuna 6100 sayılı Kanun'un 281 inci maddesinde belirtilen süre geçtikten sonra itiraz etmesi, yine davacı tarafın da hükme esas 13.11.2017 tarihli bilirkişi ek hesap raporunda tespit edilen 309.901,96 TL'lik maddi tazminat tutarına yönelik olarak kanun yoluna başvurmaması nedeniyle oluşan usuli kazanılmış hakların gözetilmesi, açıklandığı şekilde davalı ... şirketinin asıl işveren olduğunun anlaşılması halinde alınacak kusur raporuyla belirlenecek kusur oran ve aidiyetleri ile davacı ile davalı ... şirketi yönünden oluşan usuli kazanılmış hak durumları da dikkate alınarak asıl işveren sıfatıyla davalı ... şirketinin sorumlu olacağı tutarın tespiti için yeniden hesap raporu alınmasının gerekmesi halinde 13.11.2017 tarihli bilirkişi ek hesap raporunun bilinen (iskontosuz), bilinmeyen (iskontolu) dönem başlangıç ve bitiş tarihlerinin değiştirilmeden yeni hesap raporunda da kullanılması gerektiğinin gözetilmesi, bulunacak tutardan her iki davalının müştereken müteselsilen sorumlu olduğunun, 13.11.2017 tarihli bilirkişi ek hesap raporunda belirlenen 309.901,96 TL ile aradaki farktan ise yalnızca davalı ... şirketinin sorumlu olacağının göz önünde bulundurulması ve çıkacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiğinden bahisle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyulduktan sonra verilen temyiz incelemesine konu 20.11.2024 tarihli kararda davacının iş kazasının meydana gelişinde bir kusurunun olmadığı, davalı ... şirketinin asıl işveren sıfatıyla %20, ... şirketinin ise alt işveren sıfatıyla %80 oranında kusurlu olduğu, davalı ... şirketinin asıl işveren, diğer davalının ise alt işveren olduğu kabulünden hareketle davacı lehine 309.901,96 TL maddi, 30.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Davalı ... Şirketi vekili temyiz dilekçesinde özetle, Yargıtay bozma ilamında, diğer davalı ... İnşaat’ın kusur raporu ile ek hesap raporuna itiraz etmemesi nedeniyle davacı lehine usuli kazanılmış hak doğduğunun belirtilmesine rağmen, yeniden alınacak kusur ve hesap raporlarında dönem başlangıç ve bitiş tarihlerinin değiştirilmemesi ve 309.901,96 TL tutarındaki tazminattan müvekkili şirketin de sorumlu tutulacağının ifade edilmesinin çelişkili ve hukuka aykırı olduğunu, müvekkili şirketin bozma kararında belirtilen her iki rapora da süresi içerisinde itiraz ettiğini, bu nedenle raporlardaki tespitlerle bağlı tutulamayacağını, davacı lehine oluştuğu belirtilen usuli kazanılmış hak gereğince diğer davalı ... İnşaat’ın %100 kusurlu kabul edilmesi gerektiğinden müvekkili şirkete kusur izafe edilmesinin mantık kurallarına aykırı olduğunu, tazminat miktarı 309.901,96 TL’yi aşmadıkça usuli kazanılmış hak gereğince müvekkili şirkete herhangi bir borç yükletilmemesi gerektiğini, ancak bu tutarın aşılması halinde aşan kısım yönünden diğer davalı ile birlikte sorumluluğunun düşünülebileceğini, buna karşın bozma ilamında 309.901,96 TL’den hem diğer davalının hem de müvekkili şirketin sorumlu tutulmasının ve aşan kısımdan yalnızca diğer davalının sorumlu kabul edilmesinin davacı lehine oluştuğu belirtilen usuli kazanılmış hak tespitiyle çeliştiğini, İlk Derece Mahkemesinin bozma ilamına dayanılarak alınan ancak bozma kararına aykırı tespit ve değerlendirmeler içeren 10.02.2024 tarihli bilirkişi raporunu hükme esas almasının hatalı olduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydıyla müvekkili şirketin herhangi bir nedenle sorumlu tutulacak olması halinde dahi ancak kabul edilen maddi ve manevi zararın %20’sinden sorumlu tutulabileceğini, esasen dava konusu iş kazasının meydana gelmesinde müvekkili şirketin herhangi bir kusurunun bulunmadığını, davacının ücretinin gerçeğinden yüksek kabul edilmesi nedeniyle maddi zararın olması gerekenden fazla hesaplandığını, ayrıca davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olmasına rağmen davacı tarafından yatırılan harçların tamamından davalıların sorumlu tutulmasının da hukuka aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
2. Davalı ... şirketi vekili temyiz dilekçesinde özetle, yerel Mahkemenin iş kazasından kaynaklanan tazminat davasında yargılamayı usule aykırı şekilde yürüttüğünü, önce hesap bilirkişisi raporu ile tazminatı belirlediğini, daha sonra kusur incelemesi yaptırdığını ve davacının sağlık kurulu raporları ile maluliyet oranlarına karşı yasal haklarını kullanmalarının engellendiğini, kazaya ilişkin ... Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/295 Esas sayılı dosyasında yargılanarak cezalandırılan kişilerin tamamının diğer davalı ... ... ... ve ... A.Ş. personeli olmasına rağmen İskenderun 1. İş Mahkemesince ... İnşaat Sanayi ve ... Ltd. Şti.’nin %100 kusurlu kabul edilmesinin, ceza mahkemesinin maddi olaya ilişkin tespitlerinin hukuk mahkemesini bağlayacağı yönündeki temel ilkeye aykırı olduğunu, davacı tanığı olarak dinlenen kişilerin kazanın gerçek sorumluları olduğunu, bu kişilerin ceza ve hukuk yargılamalarındaki beyanları arasındaki çelişkilerin göz ardı edildiğini, Yerel Mahkemenin yazılı delilleri davacı lehine yorumlayarak maddi gerçeği araştırmadığını, davacı ile imzalanan 01.03.2013 tarihli sözleşmede davacının ponplaj işçisi olduğuna ilişkin kısmın esas alınırken aynı sözleşmede yer alan ücret düzenlemesinin dikkate alınmadığını, davacının gerçekte ponplaj işçisi olmadığını ve vasıfsız işçi olarak işe alındığını, kusur değerlendirmesinin de hatalı olduğunu, işin ... Santrali işi olarak adlandırılmasına rağmen müvekkilinin üstlendiği işin gaz ile ilgili olmayıp santralin su ihtiyacının karşılanmasına yönelik denizden su taşınmasını sağlayacak boru hattının döşenmesi işi olduğunu, yapılan işin hidrotest veya basınç testi olarak ifade edilse de gerçekte birbirine bağlanan su borularının denize döşenmeden önce su sızdırıp sızdırmadığının kontrol edilmesinden ibaret olduğunu, ayrıca Yerel Mahkemenin daha önce tebligatların belirli bir vekile yapılmasına ilişkin ara karar vermesine rağmen bu kararına uymadığını ve usule ilişkin uygulamalarında tutarlılık göstermediğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
1. Davalı ... şirketi vekilinin manevi tazminat istemi hakkında kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nu 110 uncu maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır.
Dosya içeriğine göre davacı vekilinin 353.387,88 TL maddi, 200.000,00 TL manevi tazminat talebinde bulunduğu, İlk Derece Mahkemesi'nin 20.11.2024 tarihli kararında davacı lehine davacı lehine 309.901,96 TL maddi, 30.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine hükmedildiği, gözetildiğinde kısmen kabulüne karar verilen manevi tazminat miktarının karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 78.630,00 TL’nin altında kaldığı anlaşıldığından davalı ... şirketi vekilinin bu kısma yönelik temyiz itirazlarının miktardan reddine karar verilmiştir.
2. Temyiz eden davalılar vekillerinin diğer hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde
Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
Dairemizin 04.07.2023 tarihli bozma ilamında açıkça davalı ... şirketinin kendisini %100 oranında kusurlu bulan kusur raporlarına karşı süresinde ileri sürdüğü bir itirazı bulunmadığı ve bu durumun usuli kazanılmış hak oluşturduğu açıkça belirtilmiş ve İlk Derece Mahkemesince bu bozma ilamına uyulmuştur. Hal böyle olmasına karşın İlk Derece Mahkemesinin temyiz incelemesine konu 20.11.2024 tarihli kararının gerekçesinde davalı ... şirketinin %20, davalı ... şirketinin %80 oranında kusurlu bulduğunun belirtmesi hatalı ise de esasında usuli kazanılmış hak gereğince kusursuz kabul edilmesi gereken davalı ... şirketinin asıl işveren sıfatıyla kusursuz sorumluluğu bulunduğu, hüküm altına alınan tazminat miktarlarının sonucu itibariyle doğru olduğu hep birlikte değerlendirildiğinde bu husus bozma nedeni yapılmamıştır.
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davalılar vekillerinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 8. maddesi „Bir hükmün bozulmasını mütaakıp verilecek hükümlerden yeni bir hüküm gibi karar ve ilam harcı alınır ve bozulan hükümden evvelce alınmış olan karar ve ilam harcı, mütaakıp hükme ait harçdan ... olunur.“ hükmünü içermektedir. Yasanın açık hükmünden de anlaşılabileceği gibi bozulan hüküm gereğince daha önceden alınmış olan harcın ... edilebilmesi için “hesaplanmış” ya da “tahakkuk etmiş” olması yeterli değildir. Bu harcın “ödenmiş” olması gerekir. Madde metnindeki, “evvelce alınmış olan” ibaresi bunu gerektirmektedir. ... işlemi için harcın fiilen ödenmiş olması şarttır.
Öte yandan 6100 sayılı HMK.’nın 297/1-b maddesine göre hüküm tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini içermelidir.
Dosya kapsamından Dairemizce bozulmasına karar verilen İlk Derece Mahkemesi kararında hüküm altına alınan karar ve ilam harcının davalılar tarafından yatırılıp yatırılmadığı belli olmadığı halde bozma sonrasında kurulan hükümde belirlenen alınması gerekli karar ve ilam harcından bozulan kararda belirtilen harcın mahsubuna karar verilmiş olması hatalı olduğu gibi gerekçeli karar başlığında davalı ... şirketinin üvanının eksik gösterilmesi de isabetsizdir.
Ne var ki bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370. maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca kararın düzeltilerek onanması gerekir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
1.Davalı ... şirketi vekilinin davacının manevi tazminat istemi hakkında kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının miktardan REDDİNE,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının;
a.Gerekçeli karar başlığında yer alan "2-.... ve .... Ltd. Şti." ibarelerinin silinerek yerine geçmek üzere "2-.... San. ve .... Ltd. Şti" İbarelerinin yazılması,
b.Hüküm fıkrasının Karar ve ilam harcına ilişkin 3 numaralı bendinin tamamen silinerek yerine geçmek üzere "3-Harçlar Kanuna göre alınması gereken 23.218,70-TL harçtan; yatırılan 700,20 TL peşin harç ve 1.191,00 TL ıslah harcı toplamı 1.891,20 TL harcın mahsubu ile bakiye 21.327,50 TL karar ve ilam harcının davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsili ile hazineye irat kaydına," ibarelerinin yazılması suretiyle kararın DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davalılara iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
03.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.