MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 48. Hukuk Dairesi
Taraflar arasındaki iş kazasına dayalı maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvuruların esastan reddine, karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili, müvekkilinin döküm ve metal işleme konusunda faaliyette bulunan davalı şirkette 01.10.2019 tarihinde pres işçisi olarak işe başladığını; 11.10.2019 tarihinde işyerinde pres makinesinde çalışırken sol el üç parmağının koptuğunu, sol el küçük parmağının da kırıldığını, hastaneye kaldırılarak ameliyata alındığını, parmaklarının dikilememesi nedeniyle kopuk vaziyette kaldığını, kaza sonrasında 8 ay boyunca istirahat raporu verildiğini, bu süreçte eşinin refakat ederek bakımlarının halen eşi tarafından yerine getirildiğini, kazanın yaşandığı eski model pres makinesinde koruyucu bulunmadığını, makinenin bakımlarının yapılmayarak arızaya geçmiş olduğunu, işyerinde kazalara karşı tedbir alınmadığını beyanla fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 50.000 TL maddi tazminat ile 500.000 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek bankaların mevduata uyguladığı en yüksek faizleriyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
2.Davacı vekilince, 05.04.2024 tarihli bedel artırım dilekçesi ile maddi tazminat talebi 774.579,18 TL olarak artırılmıştır.
II. CEVAP
Davalı vekili, dava konusu istemlerin zamanaşımına uğradığını, müvekkili işyerinde makinelerin bakımlarının düzenli ve eksiksiz olarak yapıldığını, makinelerin iş güvenliği uzmanlarınca kontrol edildiğini, gerekli ekipmanların sağlanarak tüm koruyucu önlemlerin alındığını, davacının pres makineleri konusunda deneyimli bir işçi olarak yaşanan kazada tam kusurlu olduğunu, maddi tazminat hesaplanırken maluliyet oranının göz önünde bulundurulması gerektiğini, davacı maaşlarının raporlu olduğu süre içerisinde eksiksiz ödenmesine ve davalı işveren tarafından tüm tedavi sürecinde kendisine her türlü maddi ve manevi destek sağlanmasına rağmen sebepsiz zenginleşmeye çalıştığını, bu nedenlerle davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...Mahkememizce alınan 22.04.2018 tarihli teknik bilirkişi tarafından hazırlanan kusur raporunda; kazanın meydana gelmesinde davalı işveren Şirketlerin %80 oranında kusurlu, kazalı davacının %20 oranında kusurlu olduğu tespit edilmiştir.
Davacının geçirmiş olduğu iş kazası neticesinde SGK Yüksek Sağlık Kurulunun raporunda %15,2 oranında işgücü kaybına uğradığı anlaşılmıştır.
Kusur raporu, sürekli iş göremezlik oranı dikkate alınarak hazırlanan hesap raporu neticesinde davacının 101.162,94 TL maddi zararının bulunduğu tespit edilmiştir.
Somut olayda davacının 27.04.2013 tarihinde geçirmiş olduğu iş kazası nedeniyle %15,2 oranında işgücü kaybına uğradığı, iş kazasının meydana gelmesinde davalı işverenlerin iş hukuku bakımından çalıştıranın sorumluluğu esas alınarak toplamda %80 oranında kusurunun bulunduğu anlaşılmakla maddi tazminat yönünden 101.162,94 TL maddi tazminata hükmedilmiştir. Somut olayda davacının geçirmiş olduğu iş kazası neticesinde yaralandığı, bu olay nedeniyle davacıda geçici ve sürekli iş göremezlik kaybının oluştuğu, iş kazasının meydana gelmesinde davalı iş verenlerin iş hukuku bakımından kusurunun bulunduğu anlaşılmakla davacının uğradığı manevi zararın giderimi amacıyla yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda paranın satınalma gücü itibariyle belirli bir meblağın davalı işverenden alınarak davacıya verilmesi suretiyle davacının zedelenmiş olan yaşama sevincini tazelemek, bunu yaparken felaketi özlenir kılmamak, davalıları ekonomik bir yıkıma sürüklemeksizin daha dikkatli ve özenli olmaya sevketmek hedeflenerek günün ekonomik koşulları ve tarafların durumları itibariyle belirlenen davacı için 20.000 TL manevi tazminatın davalı işverenden tahsiline karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur..." gerekçesiyle,
İlk derece mahkemesince, davanın kısmen kabulü ile 774.579,18 TL net maddi tazminatının akdin feshinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faiz ile birlikte,
-250.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 11.10.2019 tarihinden itibaren davalıdan yasal faiziyle birlikte tahsili ile davacıya verilmesine,
2-Manevi tazminat açısından fazlaya ilişkin talebin reddine, karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "... 1-Dava 11.10.2019 tarihinde gerçekleşen iş kazasına bağlı iş göremezlikten kaynaklı maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkin olup; istinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık halleri dışında, istinaf edenin sıfatına göre ve tarafların ileri sürdükleri istinaf nedenleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.
2-Davalı vekili aksini savunmuş ise de Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin güncel içtihadı uyarınca bakiye ömrün tespitinde TRH 2010 yaşam tablosunun esas alınmasında hata bulunmamaktadır.
3-Davalı vekili Mahkemenin kusur değerlendirmesine itiraz etmiştir. Kaza, eksantrik preste çalışan işçinin, preste işlenmiş ürünü eli ile aldığı sırada presin bir parçasının kırılmasına bağlı olarak düşmesi sonucunda elinin ezilmesi suretiyle gerçekleşmiştir. Kazanın meydana geliş şekli hakkında, biri iş güvenliği uzmanı olan iki işyeri çalışanı tarafından düzenlenmiş olan tutanakta makinenin piston civatasının kırılması üzerine presin düştüğü yazılıdır. Buna göre kazanın asıl nedeni makinede meydana gelen arızadır. Davacı maşa kullanmayarak kusurlu ise de asıl neden işverenin sorumluluğunda olan makineden kaynaklanmıştır. Yine davacıya yeterli eğitim verildiği, risklerin belirlenerek kendisine belletildiği hususlarında delil sunulmamıştır. İşverenin iş güvenliği eğitimi vermesinin yanında mevzuat gereği bu eğitimleri belgeleme yükümlülüğü de bulunmaktadır. Ayrıca davacının zaman zaman maşasız çalıştığı beyan edilmesine rağmen kendisine bu konuda uyarıda bulunulduğuna ve gerekli yaptırımların uygulandığına ilişkin de belge sunulmamıştır. Zira işveren, iş güvenliği önlemlerini alıp riskleri önceden belirleyip işçisine buna uygun eğitim vererek riskleri belletmeli; bununla yetinmeyerek tedbirlere uyulduğunu sıkı bir şekilde denetleyerek buna uygun iş yönetimi ve disiplinini oluşturmalıdır. Keza işçinin dikkatli ve tedbirli olması halinde kazanın meydana gelmeyeceği düşüncesi ile hareket edilmesi, iş güvenliğinin çalışanın inisiyatifine terk etmek anlamına gelmekte olup; bu durum işverenin sorumluluğunu ortadan kaldıramaz. Öte yandan, davalının itirazlarının aksine, %90 oranında işveren kusuru öngören kusur bilirkişi raporuna ve ek raporuna karşı davalı tarafça sunulan itirazlar değerlendirilerek SGK tahkikat raporu da dosyaya kazandırıldıktan sonra A sınıfı iş güvenliği uzmanlarından oluşan farklı bir heyetten yeniden rapor aldırılmıştır. Bu ikinci raporda belirlenen %70 işveren, %30 işçi kusuru, yukarıdaki açıklamalara ve dosya kapsamına uygundur. Zira raporda kusurun nedenleri, alınması gereken ve alınmayan iş güvenliği önlemleri normatif kaynakları ile birlikte açıklanmıştır. Yine bu rapor SGK tahkikat raporu ile de uyumludur. Bu nedenle raporlar arasındaki çelişkinin giderilmediğinden bahsedilemez.
4-Yüksek Sağlık Kurulu raporu davalı vekiline 04.12.2021 tarihinde e-tebligat yoluyla muhtıralı zarf ile tebliğ edilmiş olup; davalı tarafça süresinde itiraz edilmemiştir. Ayrıca bu rapor, kurum sağlık kurulu raporu ile uyumlu olup; her iki raporda da sürekli iş göremezlik derecesi %16,2 olarak belirlenmiştir. Bu nedenle davalı vekilinin bu orana yapmış olduğu itiraz da haklı bulunmamıştır.
5-Davacı vekili maddi tazminat isteminin tam kabul edildiğini beyanla maddi tazminat nedeniyle hüküm altına alınan 2.000,00 TL vekalet ücretine itiraz etmiştir. Dava dilekçesinde işgücü kaybına bağlı 50.000,00 TL maddi tazminat isteminin yanında ayrıca bakıcı ve ameliyat gideri olarak da 2.000,00 TL talep edilmiş olup; kabul edilmeyen bu talep için vekalet ücretine hükmedilmesinde hata bulunmamaktadır.
6-Olay tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 56. (eski 818 sayılı BK.nun 47.) maddesi hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince almamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. (HGK 23.06.2004, 13/291-370) Bu ilkeler gözetildiğinde, kazanın tarihi, kusur ile maluliyet oranları dikkate alınarak hüküm altına alınan 250.000,00 TL manevi tazminatın dosya kapsamına uygun olduğu değerlendirilmiştir.
7-Yukarıda açıklamalar kapsamında tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına; dayandıkları belgelere; hukuki ilişkinin nitelendirilmesine; vakıa Mahkemesi hakiminin objektif, mantıksal ve hayatın olağan akışına uygun, dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde isabetsizlik bulunmadığı; kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu kanaatine varılarak; tarafların istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
.." gerekçesiyle tarafların istinaf başvurularının esastan reddine, karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde, hükmedilen maddi ve manevi tazminat tutarlarının düşük olduğunu belirterek kararı temyiz etmiştir.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde, davacının kendi ağır kusuru ile kazaya sebebiyet verdiğini, Adli Tıp Kurumu kararı olmadan sürekli iş göreöezlik oranının belirlenmesinin hatalı olduğunu, manevi tazminat tutarının oldukça yüksek olduğunu belirterek kararı temyiz etmiştir.
B. Değerlendirme ve Sonuç
Uyuşmazlık, iş kazasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
A)Davacı vekili ile davalı vekilinin davacı lehine hükmedilen manevi tazminata ilişkin temyiz istemi yönünden;
1.Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nu 110. maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır.
3.Dosya içeriğine göre reddine veya kabulüne karar verilen tazminat miktarının Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 378.290 TL’nin altında kaldığı anlaşıldığından davacı vekili ile davalı vekilinin temyiz itirazlarının miktardan reddine karar verilmiştir.
B) Taraf vekillerinin davacı lehine hükmedilen maddi tazminata ilişkin temyiz istemi yönünden;
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Davacı vekili ile davalı vekilinin davacı lehine hükmedilen manevi tazminata yönelik temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE,
2.Taraf vekillerinin davacı yararına hükmedilen maddi tazminat alacağı yönünden yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harçlarının ilgililerinden ayrı ayrı alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
19.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.