(743 S. K. m. 603)
Taraflar arasındaki "teberruun terekeye iadesi" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Rize Asliye l. Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 17.3.1989 gün ve 1088/260 E., 1989/127 K. sayılı kararın incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 7.5.1990 gün ve 1990/12556-4433 sayılı ilamıyla; (...Medeni Kanunun 603/2. maddesi uyarınca miras bırakan tarafından aksine bir açıklama (teberru) yapılmış olmadıkça cihaz, tesis masrafı borçtan ibra ve bu kabilden sair suretlerde yapılan kazandırıcı yararlanmalar (menfaatler) iadeye tabidir. Kazandırmanın iadeye tabi olmadığının kanıtlanması davalıya aittir.
O halde davalıdan bu konudaki delilleri sorularak verilecek delillerin sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken kanıtlama yükümlülüğü emir edici yasal kurala aykırı olarak davacılara yükletilerek davanın reddine karar verilmesi doğru bulunmamıştır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davacılar vekili Av. M...... A......
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği
görüşüldü:
Dava mirasta iade isteğine ilişkindir. Taraflar kardeştir. Davacılar müşterek miras bırakanları babalarının dava konusu taşınmazı miras hissesine mahsuben davalı kardeşlerine bağışladığını ileri sürerek bu yerin terekeye iadesini talep etmişlerdir. Davalı bağışın miras payına mahsuben değil kayıtsız şartsız yapıldığını savunarak davanın reddini istemiştir. Özel daire ile mahkeme arasındaki görüş ayrılığı ispat yükünün hangi tarafa ait olduğu noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle M.K.nun 3. faslında yer alan mirasta iade ile ilgili M.K.nun 603. maddesinde getirilen tüm sistem üzerinde durulması gereklidir. Hukuk Genel Kurulunun 29.l.l986 gün 280-58, yine 13.5.l987 gün 776-361 ve 12.10.1988 gün 326-785 sayılı kararlarında açıkça vurgulandığı üzere anılan 603. maddenin l. bendinde kanuni mirasçılara müteveffa tarafından yapılan teberrulara ilişkin olarak "kanuni mirasçılar, miras hissesine mahsuben müteveffanın sağlığında almış oldukları bütün teberruları terekeye iadeye birbirlerine karşı mükelleftirler hükmü getirilmiş 2. fıkrada ise müteveffa tarafından füru lehine yapılan teberrulara ilişkin olarak da "müteveffa tarafından hilafına açıkça bir teberru yapılmış olmadıkça furuu lehinde bahsedilen cihaz, tesis masrafı borçtan ibra suretiyle ve bu kabilden sair suretlerle bahsedilen menfaatler iadeye tabiidir" hükmüne yer verilmiştir. Yine M.K.nun 6. maddesinde ispat yükü konusunda genel bir kural konulmuş ve "kanun hilafını emretmedikçe iki taraftan her biri iddiasını ispata mecburdur" denilmiştir.
Medeni Kanunun 603. maddesi füru yararına yapılan bağış konusunu özel olarak ikinci fıkrada düzenlemiştir. İkinci fıkra hükmünden açık bir şekilde anlaşılmaktadır ki bu konuda öncelikle miras bırakanın irade beyanına başvurulacaktır. Asıl olan miras bırakanın arzusuna saygı göstermektir. Miras bırakanın açık bir irade beyanında bulunması halinde bu irade esas alınacaktır. Açık irade beyanında bulunulmaması halinde yasal düzenlemenin getirdiği ilkelerden hareket olunmalıdır. Füru yararına yapılan bağışları düzenleyen 2. fıkra tümü ile değerlendirildiğinde görülecektir ki yasa koyucu ortaya bir karine koymuştur; "füru yararına yapılan bağışlar onun miras payına mahsuben yapılmıştır ve iadeye tabidir". Bu karine aslında bir babanın çocukları arasında eşit davranması yolundaki tabii duyguya da uygun düşmektedir. Yasa koyucu babanın çocukları arasında bir ayırım yapma gereğinin de hayatın olağan akışı içersinde belirebileceğini gözeterek miras bırakana bu konuda hareket edebilme olanağını da getirdiği düzenlemede "hilafına açıkça bir teberru yapılmış olmadıkça" sözlerini kullanmak suretiyle bu yolu açmıştır. O halde iade borcunda Medeni Kanunun 6. maddesindeki genel kural uyarınca ispat yükü öncelikle iade isteyen fürua düşerse de iade isteyen, iadeye tabi olduğunda uyuşmazlık olmayan mallarda az önce açıklanan yasal karineden yararlanacağından ispat yükü yer değiştirecek karinenin aksini savunan lehine tasarrufta bulunulan füruun bağışı iadeye tabi olmadan yapıldığını ispat zorunda bulunduğunun kabulü gerekecektir. Bu kurallar bağışı iadeye tabi mallardan bulunduğunun uyuşmazlık konusu olmaması halinde uygulanacaktır. Demek ki MK. 603. maddenin 2. fıkrasında sayılan menfaatler söz konusu olduğunda asıl olan bunların iadeye tabi olduğudur ve yukarıda açıklanan hukuki esaslar uyarınca iadeye tabi olmadan bahşedildiğini yararına tasarrufta bulunulan füru ispat zorundadır. Bahşedilen menfaatler 2. fıkrada sayılanlar dışında ise durum ne olacaktır. Bu takdirde tabiatıyla yasal karinenin devreye girmesinden söz edilemeyeceğini Medeni Kanunun 6. maddesindeki genel kural uyarınca iadeye tabi olarak yapıldığını ispat yükü iade isteğinde bulunan fürua düşecektir. İsviçre Federal Mahkemesi de bu görüştedir. Jdt 1951-l-324; Jdt 195l-l-438 (Prof. Dr. H. Kocayusufpaşaoğlu, Miras Hukuku Sh. 472) Belirtmek gerekir ki yasa koyucu füru yararına bahsedilen her türlü menfaatlerde yasal karinenin uygulanacağı görüşü ile 603/2. fıkrayı genel bir kural olarak benimsemek isteseydi bu durumda bahşedilen menfaatler açısından cihaz iş kurma yardımları gibi bir yoruma girmesine gerek bulunmadığı kuşkusuzdur. Yasa koyucu fürua yapılan teberrularla ilgili olarak nitelik yönünden bir sınırlandırma getirmiş ve bu sınırlandırmadan vazgeçmeksizin aynı niteliktedir. Menfaatleri de maddenin kapsamına almıştır. Gerçekten M.K. 603/2. maddesi ile kaynak İsviçre metni farklı ise de bu farklılık hukuki esaslarda değil sadece niteliğe ilişkin kapsamdadır. Kaynak metinde nitelik daha geniş tutulmuştur. Ve MK.nun 603. maddesini karşılayan kaynak İsviçre metninin 626/2. maddesinde (Abandons de bians) mal varlığının devri sözlerine yer verilmiştir. Somut olayda l315 (1899) D.lu muris l971 yılında l930 D.lu olan oğlu davalıya dava konusu tarla cinsindeki taşınmazını kayıtsız şartsız bağışlamıştır. Tüm dosya içeriğine göre füru lehine yapılan bağışın M.K.nun 603/2. maddesinde ifadesini bulan cihaz, tesis masrafı borçtan ibrayı sağlamak amacına yönelik bulunduğu yada nitelik itibariyle bu kabilden bahşedilen bir menfaat kapsamında olduğu belirlenememiştir.
Bu itibarla davacının yasal karineden yararlanması mümkün değildir.
Olayda ispat külfetinin yüklenmesinde uygulanması gereken M.K. 6. maddesinde öngörülen genel kuraldır. O halde yerel mahkemenin olayda ispat külfetinin davacı tarafa düştüğüne ilişkin direnmesi yerindedir. Ne var ki mahkemece kurulan hükmün esasına yönelik temyiz itirazları incelenmediğinden dosya gerekli tahkikatın yapılması için Özel Dairesine gönderilmelidir
Sonuç: Açıklanan nedenlerle direnme kararı yerinde bulunduğundan işin mesası incelenmek üzere dosyanın 2. Hukuk Dairesine gönderilmesine 12.12.1990 gününde yapılan ilk görüşmede çoğunluk sağlanamadığı için 19.12.1990 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YASISI
Yüksek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu nun 29.1.l986 günlü 280-58, l3.5.l987 günlü 796-361 ve 12.10.1988 günlü 326-785 sayılı kararlarında açıklandığı üzere M.K. 603/2. maddesinde sayılan cihaz, tesis masrafı ve borçtan ibra tasarrufları kanunda tahdidi olarak gösterilmemiştir. Bu sayılanların NİTELİĞİNDE olan füru lehine sağlanan menfaatler de kural olarak iadeye tabidir. Kanunda sayılan cihaz, tesis masrafı ve borçtan ibranın nitelikleri ortaya konmadan bu sayılanlar dışında kazandırmaların kanunun bu hükmü kapsamında olup olmadığını belirlemek mümkün olamaz.
Cihaz; evlenmekte olan veya evlenmiş bulunan kişiye bağımsız bir ev kurmak için gerekli eşyanın evlilik ilişkisi göz önünde tutularak
kazandırılmalıdır.
Tesis masrafı ise; iş kurması ve fürunun bağımsız bir ekonomik durum kazanması için yapılan kazandırmaları kapsar. Bu kazandırmalar bağımsız ekonomik hayatın devamı veya muhafazası amacına da yönelik olabilir.
Borçtan kurtulma fürunun mal varlığını eksilmeden kurtaran fiillerdir.
Görüldüğü gibi kanunda örnek olarak belirtilen bu kazandırmalardaki ortak nitelik, müstakil bir hayat kurmaya veya bunu emniyete almaya yahut da iyileştirmeye matuftur. Kazandırma, cihaz, tesis masraf ve borçtan ibra olmamakla beraber bunların hasıl ettiği sonucu doğuran nitelikte ise karine uyarınca iadesi gerekecektir. Başka bir ifade ile fürunun müstakil hayat kurmasını veya daha önce kurulan müstakil hayatı güçlendiren veya emniyet altına alan tasarruflar söz konusu olduğunda, bunların kanunda yer alan karine uyarınca iadeye tabi olduğunu kabul etmek gerekir.
Muris 21.6.1971 günü Rizenin Taşhane köyünde 6560 M2. yüzölçümünde tarla niteliğinde taşınmaz malı oğlu davalıya hibe etmiştir. Murisin aynı köyde bu taşınmaz maldan başka daha 8 parça aynı nitelikte taşınmaz malı olduğu anlaşılmaktadır. Karadeniz kıyısında arazinin darlığı yaygın aile işletmesi olarak yapılan şey tarımı düşünüldüğünde; murisin amacının o zaman köyde oturduğu anlaşılan davalıyı tarımsal uğraşısında güçlendirmek olduğu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Bu sebeplerle hibenin iade edilmemek üzere yapıldığını ispat külfeti davalıya aittir. İspat külfetini davacıya yükleyen yerel mahkeme görüşü ile değerli çoğunluk düşüncesine katılmıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy