(647 S. K. m. 5) (6183 S. K. m. 51)
Dava: Karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanık Hüseyin Bayram'ın 4814 sayılı Kanunla değişik 3167 sayılı Kanun'un 16/1. 647 sayılı Kanun'un 5. maddeleri uyarınca 6.705.000.000 TL ağır para cezası ile cezalandırılmasına, ödeme emrinin tebliğinden itibaren bir aylık sürenin sona erdiği tarihten başlayarak ödenmeyen para cezasına, 6183 sayılı Kanun'un 51. maddesinde belirlenen gecikme zammı oranın yarısı oranında gecikme zammı uygulanmasına dair, ADANA 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 23.10.2003 gün ve 2000/13 - 2003/781 sayılı kararını kapsayan havi dosya incelendi:
Sanığın 30.03.1999 keşide tarihli 1.452.500.000 TL ve 30.03.1999 keşide tarihli 1.452.500.000 TL bedelli iki adet çek ile 30.06.1999 keşide tarihli 3.800.000.000 TL bedeli çekin karşılıksız çıkması nedeniyle, çek bedelleri toplamı kadar 6.705.000.000 TL ağır para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş ise de; 30.03. 1999 keşide tarihli iki adet çekin 17.4.1999 tarihinde bankaya ibraz edildiği ve suç tarihinin 23.04.1999 tarihinden önce ait bulunduğu nazara alınarak, 4616 sayılı Kanun'un 1/4 maddesi uyarınca bu çekler yönünden davanın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesinde,
Kabule göre de, Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 13.10.2003 gün ve 2003/4825- 20298 sayılı ilamı ile benzer bir olayda belirtildiği üzere, suçların işlendiği 17.07.1999 ve 07.07.1999 tarihleri itibarıyla, 647 sayılı Kanunun 5. maddesini değiştiren 4786 sayılı Kanun'un yürürlükte bulunmadığı cihetle, ödenmeyen para cezasına 6183 sayılı Amme Alacakları Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 51. maddesinde öngörülen gecikme zammı oranının yarısı oranında gecikme zammı uygulanmasına karar verilemeyeceğinin göz ardı edilmesinde, isabet görülmediğinden bahisle;
CMUK.nun 343. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğün ifadeli 11.5.2004 gün ve 21290 sayılı yazılı emirlerine müsteniden ihbar ve mevcut evrak Yargıtay C.Başsavcılığının 28.05.2004 gün ve YE.97245 sayılı tebliğnamesi ile Daireye gönderilmekle incelendi ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Dosya kapsamına göre, yokluğunda verilen kararın sanığın duruşma aşamasında en son bilinen adresine tebliğe çıkarıldığı ve adreste sanıkla birlikte oturan yakınının "sanığın askerlik görevini yapmakta olduğunu ve bu görevi nerede ifa ettiğini bilmediğini" belirtmesi üzerine tebligat evrakının iade edildiği; daha sonra, kolluk görevlileri aracılığı ile de kararın tebliğe çıkarıldığı ve aynı nedenle evrakın iade edildiğinin anlaşılması karşısında; sanığın askerlik görevini ifa etmekte olup olmadığının araştırılarak, asker olduğunun saptanması durumunda, Tebligat Kanunu'nun 14 ve Tebligat Tüzüğü'nün 19 ve 20. maddeleri uyarınca gerekli tebligatın yapılması gerekirken, bu yönde bir araştırma yapılmaksızın, sanığın duruşma aşamasında bildirdiği ikametgah adresine Tebligat Kanunu'nun 35. maddesi uyarınca tebliğ edildiğinin anlaşılması karşısında;
Sonuç: Usulüne uygun olarak sanığa tebliğ edilerek, kesinleştiği saptanmayan hüküm hakkında yazılı emir yoluna başvurulamayacağından, yazılı emir talebinin CMUK.nun 343. maddesi uyarınca REDDİNE; dosyanın incelenmeksizin mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı makamına TEVDİİNE, 08.10.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy