(3167 S. K. m. 16) (5237 S. K. m. 7, 52, 61) (647 S. K. m. 5) (6183 S. K. m. 51) (5275 S. K. m. 106) (7201 S. K. m. 32, 35) (Tebligat Tüzüğü m. 28, 55)
Dava: Karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanık Y. Ulusoy'un yapılan yargılaması sonucunda; hükümlülüğüne ilişkin Kadıköy 4. Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 18.02.2004 gün ve 2003/562 esas, 2004/190 karar sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi sanık müdafii tarafından istenmesi üzerine, aynı mahkemenin 30.09.2004 tarih ve aynı sayılı ek kararı ile temyiz isteğinin süreden reddine dair karar verilmiş olup, bu kararın süresi içinde sanık müdafiince temyiz edilmiş olduğundan, dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın bozma isteyen tebliğnamesi ile 06.12.2004 tarihinde Daireye gönderilmekle incelenip gereği düşünüldü:
Karar: Dosya kapsamına göre; duruşma aşamasında, sanığın duruşmaya çağrısına ilişkin davetiyenin, sanığın hazırlık aşamasında kolluk görevlilerine bildirmiş olduğu adresine, öncelikle Tebligat Kanunu'nun 35. maddesi dışındaki maddeler uyarınca tebliğe çıkarılıp, sanığın adli mercilere bildirmiş olduğu, en son bilinen bu adresinden ayrıldığının ve Tebligat Tüzüğü'nün 55 ve 28. maddelerinde belirtilen usul kurallarına uyularak araştırma yapılmasına rağmen, yeni adresinin tespit edilemediğinin belirlenmesi durumunda, Tebligat Kanunu'nun 35/2. maddesi uyarınca aynı adreste, binanın kapısına evrakın asılması suretiyle tebligat yapılması gerekirken; belirtilen işlemlerin yerine getirilmemesi nedeniyle, sanığın bilinen adresinden ayrıldığı ve yeni adresinin tespit edilemediği saptanmaksızın, doğrudan adreste, binanın kapısına evrakın asılması yoluyla duruşma davetiyesinin ve sonrasında da gerekçeli kararın tebliğ edilmesinin yasaya aykırı olması ve sanığın söz konusu usulsüz tebligattan ne zaman haberdar olduğunun saptanamaması karşısında, sanık müdafiince sunulan temyiz dilekçesinin, aynı Kanun'un 32. maddesi uyarınca süresinde sunulmuş bir temyiz dilekçesi olduğunun kabulünde yasal zorunluluk bulunduğundan, temyiz isteğinin süreden reddine ilişkin anılan kararın yasaya aykırı olması nedeniyle kaldırılması suretiyle yapılan incelemede;
1- Yukarıda açıklandığı şekilde, sanığın usulüne uygun olarak duruşmaya çağrısı sağlanmadan, yazılı şekilde hüküm kurulması suretiyle, savunma hakkının kısıtlanmış olması;
2- Kabule göre;
a) Hükümden sonra 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nın 61/6 maddesinde öngörülen adli para cezası için bir Türk Lirası'nın (1 YTL) arta kalanı hesaba katılmaz hükmü ile aynı Kanun'un 7/2. maddesi uyarınca, yeniden değerlendirme yapılmak suretiyle para cezasının tespitinde yasal zorunluluk bulunması;
b) Sanık hakkında uygulanmış olan 4786 sayılı Kanun ile Değişik 647 sayılı Kanun'un 5/5. maddesinde öngörülen sanık hakkında verilen ve ödenmemesi nedeniyle tümüyle muaccel hale gelen para cezasına, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 51 inci maddesinde belirlenen gecikme zammı oranının yarısı oranında gecikme zammı uygulanacağına ilişkin hükmüne, hükümden sonra 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nın adli para cezası konu başlıklı 52 ve 5275 sayılı Cezaların ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un adli para cezasının infazı başlıklı 106 ve diğer maddelerinde, yer verilmemiş olması karşısında, 5237 sayılı TCK'nın 7/2. maddesi hükmü uyarınca, sanık aleyhine olan söz konusu hükmün uygulanmasının yasal olarak mümkün olmaması;
Sonuç: Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden hükmün istem gibi BOZULMASINA, 04.07.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy