(3167 S. K. m. 16, Geç. m. 1) (1412 S. K. m. 40/2)
Dava: 3167 Sayılı Kanuna aykırılık suçundan sanık H'nin yapılan yargılanması sonucunda; hükümlülüğüne ilişkin Bursa 6. Asliye Ceza Mahkemesi'nden verilen 09.06.2003 tarih ve 2000/1462 Esas 2003/457 Karar sayılı hükmün süresi içersinde Yargıtay'ca incelenmesi sanık vekili tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C.Başsavcılığı'nın bozma isteyen tebliğnamesi ile 13.04.2004 tarihinde daireye gönderilmekle incelenip gereği düşünüldü:
Karar: Adli sicil kaydında tekerrüre esas hükümlülüğü bulunan sanık hakkında, ilam-infaz evrakları da getirtilip incelenerek, TCK'nın 81/1. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması,
4814 Sayılı Yasa ile değişik 3167 Sayılı Yasanın 16. maddesinin 1. fıkrasıyla "yeterli karşılığı bulunmadığı için kısmen de olsa ödenmeyen çeki keşide edenlerin çek bedeli tutan kadar ağır para cezasıyla cezalandırılacakları, ancak verilen para cezasının 80.000.000.000.-TL'den fazla olamayacağı" ve yine aynı maddenin son fıkrasıyla "kısmen veya tamamen karşılıksız çıkan her çek yaprağının ayrı bir suç oluşturacağı" hüküm altına alınmış olmakla birlikte suç tarihi ( 25.10.2000 )itibarıyla aynı ticari ilişki nedeniyle aynı anda düzenlenen birden fazla çekin karşılıksız çıkması halinde eylemin tek suç kabul edilip, çek bedellerinin toplamı kadar para cezasına hükmedileceği, verilen ceza miktarının da toplama dahil edilen her bir çek için 80.000.000.000.-TL'yi geçemeyeceği gözetilmeden, davaya konu çeklerin toplamının 80.000.000.000.-TL'yi geçemeyeceğinden bahisle eksik ceza tayini karşı temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamış,
CMUK'un 40/2. maddesinin; son günü tatil gününe rastlayan sürelerin tatilin ertesi günü biteceği yönündeki hükmü karşısında, 08.03.2003 tarih ve 25042 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 4814 Sayılı Yasanın Geçici 1. maddesinde öngörülen 3 aylık sürenin son günü olan 08.06.2003 tarihinin Pazar gününe rastlaması nedeniyle söz konu sürenin 09.06.2003 günü mesai bitiminde sona ereceği kabul edilmekle birlikte; dosya içerisinde ödemeye ilişkin herhangi bir bilgi ve belge mevcut olmadığı gibi, sanık tarafından verilen 15.09.2003 tarihli temyiz dilekçesinde herhangi bir ödeme iddiasında da bulunulmaması ve yine; ödeme hususunun belgelendirilmesi halinde mahalli mahkemesinden her zaman karar alınmasının mümkün olması karşısında, 3 aylık yasal sürenin son günü duruşma yapılarak yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması, sonuca etkili görülmediğinden tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanık vekilinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Sanığa ait nüfus kaydı getirtilip, duruşma sırasında okunmamak suretiyle CMUK'nun 242. maddesine muhalefet edilmesi,
Sonuç: Yasaya aykırı, sanık vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden hükmün isteme uygun olarak BOZULMASINA, 19.10.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy