(3167 S. K. m. 16) (6762 S. K. m. 599)
Dava : Karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanık A'nın yapılan yargılaması sonucunda; hükümlülüğüne ilişkin, ANKARA 9. Asliye Ceza Mahkemesi'nden verilen 16.06.2003 gün ve 2002/34 Esas, 2003/602 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay'ca incelenmesi katılan vekili ve sanık tarafından istenmiş olduğundan, dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın bozma isteyen tebliğnamesi ile 04.05.2004 tarihinde daireye gönderilmekle incelenip gereği düşünüldü:
Karar: 1- Çek, görüldüğünde ödenen ve bono ve poliçe gibi bir kredi aracı olmayıp, ödeme aracı olan bir kambiyo senedi olması nedeniyle, mücerret bir alacağı ihtiva etmekte; yani, asıl borç ilişkisinden bağımsız bir varlığa sahip bulunmaktadır. Bu nedenle, keşideci ile lehdar arasındaki iç ilişki, çekin hukuki varlık ve niteliğini etkilemez. Ancak, asıl borç ilişkisinin tarafları ( keşideci ve lehdar ) yönünden mücerretliği kabul etmek mümkün değildir. Yani, temel borç ilişkisinin taraflarından birisi olan lehdar hamile karşı, keşidecinin, asıl borç ilişkisinden kaynaklanan şahsi def'ileri ileri sürebilmesi mümkündür.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 02.03.1992 gün ve 199217-28 Esas, 51 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere, yasa koyucu, 3167 Sayılı Kanunun 16. maddesi ile karşılıksız çek keşide etmeyi, biçimsel bir suç olarak düzenlemiştir. Bu maddeye göre, bankaya ibraz edildiğinde, karşılığının bulunmaması nedeniyle kısmen de olsa ödenmeyen çeki keşide eden kişiler cezalandırılır. Ancak, keşidecinin, lehdar hamil müştekiye karşı, asıl borç ilişkisinden kaynaklanan borcunun ortadan kalktığı veya temel borç ilişkisi karşılığında verilen çek yerine başka bir edimin kabul edildiğini ve çekin geçersiz kılındığını ortaya koyan def'ilerin yazılı delillerle ya da karşı tarafın açık İkrarı ile kanıtlaması durumunda, sanığın atılı suçtan sorumlu tutulması mümkün değildir.
Dosya kapsamına göre; dava konusu çekin lehdar hamil katılan Maliye Bakanlığı'na vergi borcuna karşılık olarak verildiği anlaşılmaktadır. Katılan vekili tarafından sunulan Hitit Vergi Dairesi Başkanlığı'nın 28.05.2003 gün ve 17568 sayılı yazılarından sanığın 4811 sayılı Vergi Barışı Kanunu'ndan yararlanması nedeniyle, vergi borcunun taksitler halinde ödenmesi konusunda anlaştıkları ve ilk iki taksidini ödediğinin belirtilmesi karşısında, lehdar hamil katılanın keşideci sanık ile yaptıkları anlaşma ile suça konu çekin geçerliliğini ortadan kaldırdıkları anlaşıldığından, suç konusunun ortadan kalkması nedeni ile sanık hakkında atılı suçun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeksizin, yazılı şekilde hüküm kurulması;
2- Kabule göre; 1136 sayılı Avukatlık Yasası'nın 168. maddesinde yargı yerlerindeki işlemlerle, diğer işlemlerden alınacak avukatlık ücretinin asgari haddini gösteren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin hazırlanacağı öngörülmüş olup; bu tarifede, avukatlık ücretinin dışında katma değer vergisi uygulamasına ilişkin bir düzenlemeye de yer verileceği belirtilmemiştir. Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 21. maddesinde tarifede yer alan ücretlere ayrıca katma değer vergisinin ilave edileceği belirtilmekte ise de, mahkemeler yasa hükümleri ile bağlı olup, yasada yer almayan bir hususu düzenleyen tarifeye göre karar vermeleri, hukukun genel kurallarına aykırılık oluşturur. Bu nedenle, mahkemece sadece Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde gösterilen vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, yasada öngörülmeyen katma değer vergisinin de ücrete eklenerek tahsiline karar verilmesi;
Sonuç: Yasaya aykırı, katılan vekili ve sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, hükmün istem gibi BOZULMASINA, 27.09.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy