(765 S. K. m. 404) (2709 S. K. m. 141) (5271 S. K. m. 34, 223, 267, 271) (5237 S. K. m. 191) (5275 S. K. m. 98, 99, 100, 101) (5252 S. K. m. 9) (5320 S. K. m. 8) (1412 S. K. m. 305)
Dava: Kullanmak amacıyla uyuşturucu madde bulundurmak suçundan hükümlü Gökhan Fidan'ın 765 sayılı TCK'nın 404/2. maddesi uyarınca 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Tekirdağ 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 29.03.2005 gün ve 2004/656 esas, 2005/145 karar sayılı hükmünün infazı sırasında, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu yönünden hükümlünün durumunun değerlendirilmesinin aynı yer Cumhuriyet Başsavcılığınca talep edilmesi üzerine, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun hükümlü lehine bir düzenleme getirmediğinden bahisle ek karar verilmesine yer olmadığına ve cezanın aynen infazına dair aynı mahkemenin 06.06.2005 gün ve aynı sayılı ek kararına yönelik itiraz hakkında, itirazın kabulü ile ek kararın kaldırılmasına, infazın durdurulmasına ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 191/1-5 maddesi uyarınca yeniden hüküm kurulmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine ilişkin Tekirdağ Ağır Ceza Mahkemesinin 21.06.2005 gün ve 2005/421 müteferrik sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığı'nın Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 28.08.2005 gün ve 35267 sayılı kanun yararına bozma talebi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 01.09.2005 gün ve 2005/151946 sayılı tebliğnamesi ile dosya Dairemize gönderilmekle incelenip, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Kanun yararına bozma talebi ve tebliğnamede, Anayasanın 141 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 34. maddeleri gereğince mahkeme kararlarının gerekçeli olmasının zorunlu bulunduğu, dolayısıyla kanuna uygun şekilde, yeterli, denetime açık ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan hüküm kurulması, kanun koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, uygulamada da keyfiliğe yol açacağı, ayrıca lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirleneceği cihetle, hükmü veren mahkemece, mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun ilgili hükümleri uyarınca tayin olunan ceza ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun uygulanması suretiyle tayin olunacak netice cezanın karşılaştırılması gerektiği gözetilmeden, yasal ve yeterli gerekçeye dayanılmadan, içmek için eroin maddesi bulundurmak suçunu cezai yaptırıma bağlayan 5237 sayılı Kanun'un 191. maddesinin 2, 3, 4, 5. fıkraları mahkemece tartışılmadan, söz konusu Kanun'un sanık lehine düzenleme getirmediği şeklinde karar verilmiş bulunduğunun nazara alınmamasında,
Kabule göre de, adı geçen sanık hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun lehe düzenleme getirmediğinden bahisle Tekirdağ 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 06.06.2005 tarihli ek kararın 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 98-101 maddeleri uyarınca itiraza tabi bulunduğu nazara alındığında; merci mahkemece itirazın kabul edilerek kaldırılmasına karar verilmiş olmasına göre, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 271/2. maddesi hükmü doğrultusunda itiraz konusu hakkında da bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, yeniden karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine dair, yazılı şekilde hüküm verilmiş olunmasında, isabet görülmemiştir. denilerek, Tekirdağ Ağır Ceza Mahkemesi'nin anılan kararının bozulması istenmiştir.
Dosya kapsamına göre; Gökhan Fidan hakkındaki söz konusu mahkumiyet hükmünün infazı sırasında, 01.06.2005 tarihinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun yürürlüğe girmesi üzerine, hükümlünün hukuki durumunun yeniden takdir ve değerlendirilmesinin yapılması için C. Savcılığınca aynı mahkemeye yöneltilen talebin hukuki dayanağı, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 98. maddesi olmayıp, 5252 sayılı Kanun'un 9/1. maddesidir. Bu nedenle, incelemeye konu olayda 5275 sayılı Kanun'un 98-101. maddelerinin uygulanması mümkün değildir.
5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un, lehe olan hükümlerin uygulanmasında usul başlıklı 9. maddesinin 1. fıkrasında, 1 Haziran 2005 tarihinden önce kesinleşmiş hükümlerle ilgili olarak, Türk Ceza Kanununun lehe olan hükümlerinin derhal uygulanabileceği hallerde, duruşma yapılmaksızın da karar verilebilir. hükmüne yer verilmiştir.
Uyuşmazlık, 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 9/1. maddesi uyarınca yapılan başvuru üzerine, 5237 sayılı Kanun'un sanık lehine yeni düzenleme getirmediğinden bahisle eski hükmün aynen çektirilmesi yönünde verilen kararlara karşı yapılan itirazın hukuksal dayanağı ve itiraz mercince itirazın kabulü halinde, itiraz konusu hakkında bir karar verilip verilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun, itiraz olunabilecek kararlar başlıklı 267. maddesinde, hakim kararları ile kanunun gösterdiği hallerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir hükmüne yer verilmiş ve 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 8/1. maddesi gereğince halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'nın 305. maddesinde ise, ceza mahkemelerinden verilen hükümlere karşı temyiz yoluna başvurulabileceği öngörülmüştür.
5252 sayılı Kanun'un 9/1. maddesi uyarınca yapılan başvuru üzerine, Tekirdağ 2. Asliye Ceza Mahkemesinin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun hükümlü lehine bir düzenleme getirmediğinden bahisle ek karar verilmesine yer olmadığına ve cezanın aynen infazına ilişkin kararının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223. maddesi kapsamında bir ceza mahkemesi hükmü niteliğinde olmaması nedeniyle, temyizi mümkün olmadığından, yasada açık bir biçimde belirtilmemekle birlikte ve ancak, ceza muhakemesi normlarında kıyasın mümkün olması nedeniyle, itiraza tabi bir mahkeme kararı olduğunu kabul etmek gerekmektedir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 271. maddesinde, itirazın yerinde görülmesi halinde, itiraz konusu hakkında da karar vermesi gerektiği belirtilmekte ise de; itirazın kabulü üzerine hüküm kurulması zorunlu olan durumlarda bu kural uygulanamaz
İncelemeye konu olayda, itiraz mercince, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 191. maddesinin hükümlü lehine sonuç doğurduğu gerekçesiyle itiraz yerinde görülerek, 5237 sayılı TCK'nın 191. maddesi uyarınca hüküm kurulması gerektiği karara bağlanmış olduğundan, bu karar doğrultusunda yapılması gereken yargılama faaliyetinin, hükme ilişkin maddi ve hukuki sorunla ilgili olması nedeniyle, itiraz mercince yerine getirilmesi mümkün değildir. Bu noktadan sonra uyuşmazlığın tabii hakim ilkesi de nazara alınarak ilk derece mahkemesince çözümlenmesi gerekmektedir. Ayrıca, sonradan yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'da, söz konusu suç yönünden derhal uygulanabilecek, sadece cezanın miktarında sanık lehine yapılmış bir düzenleme de söz konusu değildir. Şöyle ki;
5237 sayılı TCK'nın 191/2. maddesi uyarınca uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi hakkında tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine, kullanmamakla birlikte kullanmak için uyuşturucu ya da uyarıcı madde bulunduran hakkında denetimli serbestlik tedbirine hükmolunacağı, 191/5. maddesinde ise, tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranmama halinde cezanın infaz edileceğinin belirtilmesi karşısında, tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine hükmedildiği takdirde, tedbirinin gereklerine uymamanın sanığın lehine olup olmayacağı, ayrıca 5237 sayılı TCK'nın 191. maddesi hükmü gereğince suç tarihi ve öncesinde sanığın uyuşturucu madde kullanıp kullanmadığı ve buna bağlı olarak hakkında tedavi tedbirine hükmedilmesi gerekip gerekmediği tartışılarak, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekmektedir. Böylelikle, yeni yasal düzenleme ile tedavi ve denetimli serbestlik tedbirleri öngörülmekte olup, mahkemece bu tedbirlerin uygulanıp uygulanmayacağı konusunda, duruşma da açılarak gerekli araştırmanın yapılması ve takdir hakkının kullanılması gerekmektedir. Bundan sonra verilecek kararın bir hüküm, yani son karar niteliğinde olması nedeniyle, meselenin itiraz mercince karara bağlanması mümkün değildir. Bu nedenle Tekirdağ Ağır Ceza Mahkemesince, itiraz konusu hakkında karar verilmeyip, bu hususta karar verilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesi yasaya uygundur.
Sonuç: Yukarıda belirtilen nedenlerle, kanun yararına bozma talebine dayanan ihbarnamede ileri sürülen düşünce yerinde görülmediğinden, talebin Reddine, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı makamına Tevdiine, 16.11.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy