(5237 S. K. m. 7, 9, 191/2) (765 S. K. m. 404/2)
Dava: Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçundan sanık M. M. Akgül hakkında Bursa 11. Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonunda, 04.04.2005 tarihinde 2004/342 esas, 2005/162 karar sayı ile mahkumiyet kararı verildiği; hükmün temyiz edilmeyerek kesinleştiği; hükmün infazı aşamasında, 5237 sayılı TCK. nun yürürlüğe girmesi nedeniyle, lehe olan kanunun belirlenmesi yönünden C. Savcılığınca yapılan başvuru üzerine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 20.09.2005 tarihinde, 2004/342 esas, 2005/162 karar sayı ek karar ile 5237 sayılı TCK. sanığın lehine olmadığından talebin reddine karar verildiği, kararın süresinde sanık tarafından temyiz edildiği; Yargıtay C. Başsavcılığınca bozma isteğiyle dava dosyasının tebliğname ekinde 21.02.2006 tarihinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya incelendi:
Karar: 1- Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 27.12.2005 tarih ve 2005/162-173 sayılı kararında belirtildiği üzere; 5252 sayılı Kanun'un 9. maddesi gereğince, lehe kanunun saptanıp uygulanması için; herhangi bir inceleme ve araştırma yapılması, kanıt toplanması, takdir hakkının kullanılması gerekiyorsa yada cezanın kişiselleştirilmesine veya hapis cezasına seçenek yaptırımlara ilişkin bir hükmün uygulanması olanağını sonraki kanun sağlamışsa, duruşma yapılması zorunludur. Sonraki kanunun lehe olduğunun kabul edilerek derhal uygulanması ve buna bağlı olarak duruşma yapılmaksızın da karar verilebilmesi ancak diğer durumlarda mümkündür.
Dosya kapsamına göre; sanık hakkında lehe olan hükümlerin derhal uygulanmasının koşulları bulunmadığı halde, duruşma açılmadan yapılan inceleme sonucu karar verilmesi,
2- 5252 sayılı Kanun'un lehe olan hükümlerin uygulanmasında usul başlıklı 9. maddesinin 3. fıkrasındaki lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir hükmü karşısında, sanık lehine olan cezanın belirlenebilmesi, mahkemesince her iki kanun hükümlerinin bütün halinde olaya uygulanmasıyla mümkün olacaktır. Bu nedenle;
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu sanık lehine olmadığından bahisle, kesinleşen hükümdeki 765 sayılı TCK. nun 404/2, 59 ve 647 sayılı Kanun'un 4. maddeleri uyarınca sanığın mahkumiyetine ilişkin kararın infazına karar verilmiş ise de; 5237 sayılı TCK. nun 191/2. maddesi uyarınca uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi hakkında tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine, kullanmamakla birlikte kullanmak için uyuşturucu ya da uyarıcı madde bulunduran hakkında denetimli serbestlik tedbirine hükmolunacağı, 191/5. maddesinde ise tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranmama halinde cezanın infaz edileceğinin belirtilmesi karşısında, tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine hükmedildiği takdirde, tedavi ve tedbirin gereklerine uymanın sanığın lehine bir düzenleme olduğu anlaşıldığından, sanık hakkında daha lehe sonuç doğuran 5237 sayılı Kanun'un 191/1 ve 2. fıkraları hükmü gereğince uygulama yapılması yerine yazılı şekilde hüküm kurulması,
3- 19.12.2006 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5560 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunla değiştirilen 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 191. maddesinde; kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi hakkında, cezaya hükmedilmeden önce, tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine karar verilebileceği, tedavinin ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranması halinde açılmış olan davanın düşmesine hükmedileceği öngörülmüştür.
Belirtilen bu değişiklik karşısında, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 7. maddesi uyarınca; sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilip belirlenmesinde zorunluluk bulunması,
Sonuç: Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün istem gibi BOZULMASINA, 30.01.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy