(2709 S. K. m.40) (5237 S. K. m. 191) (765 S. K. m. 59, 404) (5271 S. K. m. 34, 231, 232) (5252 S. K. m. 9) (YCGK. 27.12.2005 T. 2005/ 3-162 E. 2005/173 K.)
Dava: Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçundan hükümlü M.G. hakkında Adana 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nce duruşma açılmaksızın yapılan uyarlama yargılaması sonunda, 20.06.2005 tarihinde, 2005/262 müteferrik sayı ile 5237 sayılı TCK. gereğince kurulan uyarlama hükmünün kesinleşme şerhi verilerek infaza verildiği; infaz aşamasında, Cumhuriyet Savcılığı'nca hükümlünün tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerini yerine getirmediğinin bildirilmesi üzerine, dosya üzerinde yapılan inceleme ile verilen aynı Mahkemenin 13.09.2006 tarihli ve 2006/356 değişik iş sayılı ek kararı ile 12.04.2004 tarihli ilk hükümle 765 sayılı TCK'nın 404/2 ve 59. maddeleri uyarınca verilen 10 ay hapis cezasının yerine getirilmesine karar verildiği; 13.09.2006 tarihli ek kararın hükümlü tarafından süresi içinde temyiz edildiği; Yargıtay Cumhuriyet. Başsavcılığınca ret isteğiyle dava dosyasının tebliğname ekinde 16.07.2008 tarihinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya incelendi.
Karar: 20.06.2005 tarihli infaza verilen ek kararda Anayasa'nın 40/2, 5271 sayılı CMK.'nın 34/2, 231/2 ve 232/6. maddeleri gözetilmeksizin, başvurulacak kanun yolunun, merciinin, başvuru şeklinin, süresinin ve sürenin başlangıcının belirtilmiş olması; ayrıca, gerekçeli kararın Tebligat Kanunu'nun 35. maddesine aykırı olarak doğrudan kapıya asma suretiyle tebliğ edilmesi nedeniyle, hükümlüye, söz konusu hususların doğru olarak belirtilerek ve Tebligat Kanunu hükümlerine uygun olarak yeniden tebliğ edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, böylelikle, usulüne uygun olarak bildirilmemiş olduğundan kesinleşmediği anlaşılmakta olup; kesinleşmeyen söz konusu karara ilişkin infaz işlemlerinin ve bu aşamada verilen 13.09.2006 tarihli ek kararın konusu bulunmadığından, hukuki geçerlilikten yoksun, böylelikle yok hükmünde olmaları karşısında; hükümlü nün temyiz isteminin, 20.06.2005 tarihli ek karara yönelik olduğu kabul edilerek yapılan incelemede;
1- Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 27.12.2005 tarih ve 2005/ 162-173 sayılı kararında belirtildiği üzere; 5252 sayılı Kanun'un 9. maddesi gereğince, lehe kanunun saptanıp uygulanması için; herhangi bir inceleme ve araştırma yapılması, kanıt toplanması, takdir hakkının kullanılması gerekiyorsa ya da cezanın kişiselleştirilmesine veya hapis cezasına seçenek yaptırımlara ilişkin bir hükmün uygulanması olanağını sonraki kanun sağlamışsa, duruşma yapılması zorunludur. Sonraki kanunun lehe olduğunun kabul edilerek derhal uygulanması ve buna bağlı olarak duruşma yapılmaksızın da karar verilebilmesi ancak diğer durumlarda mümkündür.
5237 sayılı TCK'nın lehe kabul edilmesi halinde; anılan Kanun'un karar tarihinde yürürlükte olan 191. maddesi uyarınca, hapis cezası ve denetimli serbestlik tedbiri ile birlikte tedaviye hükmedilmesi gerekip gerekmediğinin tartışılmasında ve hapis cezasına seçenek yaptırımların değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması nedeniyle, lehe olan hükümlerin derhal uygulanmasının koşulları bulunmadığı halde duruşma açılması gerekirken duruşmasız olarak yapılan inceleme sonucu karar verilmesi,
2- Ek karar ile önceki hüküm geçerliliğini yitirdiği kararın hüküm bölümünde lehe kabul edilen uygulamanın denetime olanak verecek biçimde gösterilmemesi,
3- 5237 sayılı TCK'nın 191/2. maddesi uyarınca tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına karar verilmiş olmasına karşın, bu tedbirlerin gereklerinin yerine getirilmemesi durumunda, 12.04.2004 tarihli ilk hükümle 765 sayılı TCK'nın 404/2 ve 59. maddeleri uyarınca verilen 10 ay hapis cezasının infaz edilmesine karar verileceğine hükmedilmesi; böylelikle, önceki ve sonraki kanunların birlikte karma olarak uygulanması suretiyle 5252 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9/3. maddesi hükmüne aykırılık oluşturulması,
4- Hükümden sonra 19.12.2006 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanunla değişik 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 191. maddesinde, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmış olan kişi hakkında, birinci fıkraya göre cezaya hükmedilmeden ikinci fıkra gereğince sadece tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine karar verilebileceği gibi altıncı fıkranın yollaması uyarınca birinci fıkradaki ceza ile birlikte ikinci fıkradaki tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine de hükmedebileceği öngörüldüğünden; hükümlünün hukuksal durumunun yeniden değerlendirilip belirlenmesinde zorunluluk bulunması, bozmayı gerektirmiş
Sonuç: Hükümlünün temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, 20.06.2005 tarihli uyarlama hükmünün istem gibi BOZULMASINA, 05.07.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy