(2709 S. K. m. 40) (5271 S. K. m. 34, 231, 232) (5237 S. K. m. 7, 191) (765 S. K. m. 404)
Dava: Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçundan sanık M. Göksüaçık'ın 5237 s. TCK'nın 191/1. maddesi uyarınca 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca hakkında tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ait İzmir 11. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 17.10.2005 tarih ve 2005/271 esas, 2005/626 karar s. hükmünün kesinleşme şerhi verilerek infaza verildiği; bu aşamada, Cumhuriyet savcılığınca hükümlünün denetimli serbestlik tedbirinin gereklerini yerine getirmediği gerekçesiyle yapılan başvuru üzerine aynı mahkemenin 11.05.2006 günlü ve aynı s. ek kararı ile hükümlü hakkında verilen cezasının infazına karar verildiği, bu kararın hükümlüye tebliğ edilmeden infaza verildiği; daha sonra, 5560 s. Yasa ile 5237 s. TCK'nın 191. maddesinin değiştirilmesi sebebiyle lehe olan düzenlemenin belirlenmesi yönünden Cumhuriyet savcılığınca yapılan başvuru üzerine aynı mahkemece 12.06.2007 tarih ve 2007/128 esas, 2007/319 karar s. ek kararı ile hükümlünün daha önce tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uymadığı gerekçesiyle, 5237 s. TCK'nın 7/2. maddesi dikkate alınarak, 765 s. TCK'nın 404/2. maddesi uyarınca 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, ek karara karşı Yüksek Adalet Bakanlığı'nın Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 30.07.2009 tarih ve 8453/41300 s. yasa yararına bozma talebi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 27.08.2009 tarih ve 2009/190546 s. tebliğnamesi ekinde dosyanın dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya ve ekleri incelendi.
Karar: Kanun yararına bozma talebi ve tebliğnamede, 19.12.2006 günlü ve 26381 s. Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 s. Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Ait Kanun'un 7. maddesi ile 5237 s. Türk Ceza Kanunu'nun 191. maddesi değiştirilmiş ve bu madde uyarınca, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak suçundan dolayı yapılacak yargılama sonucunda mahkemelere iki seçenek sunulmuş olup, anılan maddenin 2. fıkrası gereğince hüküm vermeden önce uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi hakkında tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine; kullanmamakla birlikte, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi hakkında denetimli serbestlik tedbirine karar verilebileceği, aynı maddenin 5. fıkrasına göre de, tedavinin ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranan kişi hakkında açılmış olan davanın düşmesine karar verilmesi gerektiği, aksi takdirde, davaya devam olunarak hüküm verilmesi gerekeceği, sair bir halde ise, mahkemece 6. fıkra uyarınca uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişinin, hakkında kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmaktan dolayı cezaya hükmedildikten sonra da iki ila dördüncü fıkralar hükümlerine göre tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulabileceği ve bu halde hükmolunan cezanın infazının erteleneceği, 7. fıkra gereğince kişinin mahkum olduğu cezanın, tedavinin ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranması halinde infaz edilmiş sayılacağı, aksi takdirde derhal infaz edilmesi gerekeceği cihetle mahkemenin bu hususları tartışarak sanığın hukuki durumunu tayin ve takdir etmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı biçimde karar verilmesinde isabet görülmemiştir. denilerek, 12.06.2007 günlü anılan kararın bozulması istenmiştir.
Sanığın yokluğunda verilen, infaza konu 17.10.2005 günlü ilk hüküm, duruşma aşamasında bildirdiği ikametgah adresinde, birlikte oturan kardeşine, 12.11.2005 tarihinde tebliğ edilmiş ise de; dosyada bulunan Konak Askerlik Şubesi Başkanlığının 19.03.2009 günlü yazıları ve eklerinden, sanığın 27.07.2005-22.11.2006 tarihleri arasında askerlik görevini yapmakta olduğu; böylelikle, söz konusu tebligatın, Tebligat Kanunu'nun 14. maddesi uyarınca, sanığın askerlik görevini yapmakta olduğu birliğindeki en yakın üstüne yapılması gerekirken, belirtilen biçimde usulsüz tebliğ edildiği ve sanığın usulsüz bu tebligattan haberdar olup olmadığının dosya kapsamından belirlenemediği anlaşılmaktadır.
Anayasa'nın 40/2, 5271 s. CMK'nın 34/2, 231/2 ve 232/6. maddeleri uyarınca, hüküm ve kararlarda, başvurulacak yasa yolu, başvuru yapılacak mercii, başvuru şekli, süresi ve bu sürenin ne zaman başlayacağının açıkça ve ilgiliyi yanıltmayacak şekilde gösterilmesi gerekmektedir.
Dosya kapsamına göre, 17.10.2005 günlü hükümde, yasa yolunun şeklinin ve hüküm yokluğunda verildiğinden temyiz süresinin tebliğden itibaren başlayacağının belirtilmemiş olması nedeniyle, sanığa, söz konusu hükmün yasa yolunun şeklinin ve sürenin başlangıcının da açıkça belirtilerek yeniden ve Tebligat Yasası hükümlerine uygun olarak tebliğ edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi; böylelikle, usulüne uygun olarak sanığa bildirilmemiş olması sebebiyle kesinleşmediği anlaşılmakta olup; kesinleşmeyen söz konusu hükme ait infaz işlemlerinin ve bu aşamada verilen kararların konusu bulunmadığından, hukuki geçerlilikten yoksun, bu sebeple de yok hükmünde olmaları karşısında;
Sonuç: 12.06.2009 günlü ek kararın incelemeye konu edilmesi olanaklı olmadığından, yasa yararına bozma isteminin REDDİNE, dosyanın adı geçen Mahkemeye iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmesine, 21.01.2010 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy