(506 S. K. m. 2, 5) (6762 S. K. m. 347, 359)
Dava: Davacı, prim itiraz komisyonu kararının iptalini istemiştir.
Mahkeme, davayı reddetmiştir.
Hüküm, davacı Avukatı tarafından temyiz edilmiştir.
Türk Ulusu adına yargı yetkisini kullanan Yargıtay Onuncu Hukuk Dairesinin Başkanı Mustafa Ç. ve Üyeleri V.Hayati E., Abdi G., Nurettin İ. ve Cahit K.'nın katıldığı 19.10.1973 tarihli oturumda dosya rapörtörü Melek Ç. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan ve temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:
Karar: Davalı işverenin çalıştırdığı kişilerden Ş.... K.... ortaklığının malî müşaviri, T...... I.....'da denetçisidir (murakıbıdır).
Mahkeme, bu kişilerin hizmet akdine bağlı olarak çalışmadıkları gerekçesi ile davayı reddetmiştir. Bildirge ve bordro verilmeyen kişilerden birisinin mali müşavir ve diğerinin de denetçi olması nedeni ile durumun her ikisi bakımından ayrı ayrı incelenmesinde yarar vardır.
1- Malî müşavir Ş....... K.......'in zaman unsurunun gerçekleşeceği biçimde ve belirli sürelerde ödenen belirli bir ücretle işgördüğü uyuşmazlık konusu teşkil etmemektedir. O halde Ş..... K.....'in Anonim Ortaklığı ile olan çalışma ilişkisinin hizmet akdine dayandığı açıktır. Ne var ki, sigortalı niteliğini edinebilmek için çalışma ilişkisinin hizmet akdine dayanması yetmez; ayrıca ve buna ek olarak, hizmet akdinin konusu olan işin işverene ait işyerinde görülmesi de gereklidir.
506 Sayılı Kanun'un özellikle 2 ve 5'nci maddelerinin birlikte incelenmeleri bu yönü doğrulamaktadır. Dosyadaki yazılardan ve komisyon kararından Ş..... K.....'in ortaklığa ait işleri kendi bürosunda gördüğü anlaşılmaktadır. Bu durumda ve bu nedenle Ş..... K.....'in sigortalı sayılamayacağından hükmün Ş..... K.....'le ilişik red kısmı sonucu itibariyle doğru bulunmaktadır.
2- Davalı Anonim Şirketin denetçisinin de 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu açısından sigortalı sayılıp sayılmayacağı hususu da meselelerden bir diğeridir,
Eğer Anonim Şirketin denetçisi, sigortalı sayılmıyorsa, davalı işverenin bu yönden de prim borcundan sorumlu tutulamayacağı açık ve dolayısıyla bu sebeple de Kurum'un ölçümlemeye gidemeyeceği belirgindir.
O halde savunma ve işin özelliği bakımından, bu davada, denetici ile Anonim ortaklığı arasındaki ilişkinin hukuksal niteliğinin de saptanması gerekir.
Anonim Ortaklığına ilişkin hükümler, Türk Ticaret Kanunu'nun 347-359 uncu maddelerinde yer almışlardır. Sözü edilen maddelerde bu ilişkinin hukuksal niteliğini belirgin bir duruma koyan bir hüküm yoktur. Sadece 347'nci maddenin ikinci fıkrasında denetçilerin pay sahibi olan ve olmayanlar arasında genel kurulca seçilecekleri yönü öngörülmüştür.
Genel Kurulca denetçinin seçimi, hukukça, bir icaptır. Bu icapın denetçi tarafından kabulü ile de Anonim Ortaklığı ve denetçi arasında bir özel hukuk sözleşmesi kurulmuş olur. Kural olarak bu sözleşme, vekalet sözleşmesi niteliğindedir. Lakin, bu zorunlu değildir. Tarafların bu ilişkiyi hizmet akdine dayatmaları da mümkündür. Şayet denetçi, gördüğü işin sonucu ile doğrudan doğruya ilgili olmaksızın ona ücret ödenmekte ise, aradaki ilişki, vekalet akdine değil, hizmet akdine dayanıyor demektir. Bu yön bazı yazarlarımızca da açıkça ortaya konmuştur. Örneğin Halil Arslanlı'ya göre, aylık ücret kararlaştırılmışsa, hizmet akdi vasfı daha galiptir. (Bkz. Halil Arslanlı: Anonim Şirketler. II. III İstanbul 1960.Sh:242 Ayrıca bkz: Oğuz İmregün: Anonim Ortaklıkları, İstanbul 1968,Sh.201)
Bu olayda denetçinin de zaman unsurunun gerçekleşeceği biçimde ve belirli sürelerde ödenen belirli bir ücretle çalıştığı uyuşmazlık konusu teşkil etmemektedir. O halde, denetçi T.... I.... ile Anonim Ortaklığı arasında olan çalışma ilişkisinin de hizmet akdine dayandığının kabulü gerekir.
Ne var ki yukarıda 1 numaralı bendte de açıklandığı üzere, bir kimsenin sigortalı sayılabilmesi için çalışma ilişkisinin hizmet akdine dayanması yetmez; ayrıca ve buna ek olarak bu akdin öngördüğü hizmet ediminin davalı işverene ait işyerinde yerine getirilmiş bulunması gerekir. Olayda ise, adı geçen denetçi T..... I..... hizmet edimini nerede yaptığı tesbit edilmemiştir. Bu durumda mahkemece yapılacak iş, hizmet akdinin varlığının kabulü ile denetçi T..... I.... hizmet akdinin kendisine yüklediği hizmet edimini nerede yerine getirdiği hususunun usulen tesbiti ve buna göre karar verilmesinden ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukukî olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı düşüncelerle, denetçi T.... I.... yönünden de, davanın reddi cihetine gidilmesi yasaya aykırıdır ve dolayısıyla bu yönü hedef tutan temyiz itirazları yerindedir. Hükmün bu noktadan bozulması gerekir.
Sonuç: Temyiz olunan hükmün yukarıda 2 numaralı bentde açıklanan nedenlerle BOZULMASINA 19.10.1973 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy