(2709 S. K. m. 132)
Davacı, iş kazasında ölen sigortalı işçinin hak sahiplerine yapılan harcamalar üzerine uğranılan kurum zararının rücuan ödetilmesini istemiştir. Mahkeme, bozmaya uyarak isteği hüküm altına almıştır. Hükmün, davalı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: 1- Bozmadan önceki karar ile bozmaya uyularak verilmiş şimdiki kararın kesin oldukları ve bu yönün kararlarda da belirtilmiş bulunduğu olayda tartışmasızdır. Bilindiği üzere, kesin nitelik taşıyan kararların bir başka yargı yerince, ya da o kararı veren yargı yerinde yeniden incelenmelerine ve özellikle değiştirilmelerine cevaz yoktur. Bu yön, Yargıtay kararlarında da açıkça belirtilmiştir. Şu duruma göre, önceki kararın Yargıtay'ca incelenip bozulmuş bulunması, açık bir yanılgı sonucudur ve şimdiki kararın dahi aynı nedenlerden ötürü ilke olarak Yargıtay'ca incelenmesine hukuk bakımından olanak yoktur. Şu var ki burada durum tamamen özeldir ve başlangıçtaki yanlışın sonradan aynı türden bir yanlışla düzeltilmesi hali söz konusudur. Gerçekten kesin bir yargı kararı, şayet yanlışlıkla Yargıtay'ca incelenmiş ve bozularak değiştirilmişse, bu takdirde, mahkemece bozmaya uyularak verilen ve kesin olan sonraki karar dahil Yargıtay'ca incelenemezlik ilkesine ayrık bir durum olarak, Yargıtay incelemesine tabi tutulabilmelidir.
Bu nedenle, dairece, şimdiki kararın Yargıtay incelemesine tabi tutulması gerektiği sonucuna varmıştır.
2- İşin esasına gelince: Yasa gereği esasen kesin bulunan bir karar ile, olağan olarak biçimsel anlamda kesinleşmiş olma niteliğini kazanan bir karar arasında doğuracakları olumlu, ya da olumsuz sonuçlar itibarıyla bir fark yoktur. Değişik söyleyişle, bu kararlar, hüküm ve güçleri bakımından eşdeğerdedirler. Bu nedenle, yasa gereğince kesin bulunan ve maddi anlamda kesin hüküm niteliğini taşıyan bir yargı kararının dahi Yargıtay'ca incelenip bozulması mümkün değildir. Özellikle, Anayasamızın 132. maddesi belirgin biçimde bu yönü doğrulamaktadır. Şu duruma göre, kesin nitelikteki yerel mahkeme kararını bozan dairemizin önceki ilâmı, yasaca ve hukukça yok olarak kabul edilmelidir. Öbür yandan, böyle bir Yargıtay kararına yerel mahkemece de uyulmasına cevaz verilemez. Yani, yerel mahkeme tarafından bu bozma ilâmına uyularak verilen ve eskisine tamamen ters düşen şimdiki karar ile mahkemeyi bu karara vardıran yargılama işlemleri dahi tümden geçersizdir ve dolayısıyla, mahkemenin ilk kez vermiş olduğu kesin nitelikteki karar, olduğu gibi hüküm ve etkisini sürdürmektedir.
O halde, mahkemece, bu yönlerin gözönünde tutulmuş bulunması isabetli olmayıp bozma nedenidir. Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi, yeniden yargılamayı gerektirmediği için hüküm bozulmalı, ilk kararın hüküm ve etkisini sürdürdüğü anlamında düzeltilmelidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerden ötürü temyiz olunan yerel mahkeme kararını hüküm fıkrasının bütünüyle kaldırılmasına ve davanın reddine ilişkin olup mahkemece kesin nitelikte verilmiş 04.05.1979 tarihli 1978/919 Esas, 1979/834 Karar sayılı kararın halende yürürlükte bulunduğuna 23.01.1980 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy