(506 s. SSK. m. 53, 54) (818 S. K. m. 63)
Dava: Davacı, davalıya 1.8.1980 tarihinden 1.8.1984 tarihine kadar fuzulen ödenen maluliyet aylığı tutarı 632.682.- lira ve bu miktara ilişkin 512.388.- lira faiz olmak üzere toplam 1.145.070.- liranın ve icraya verilen miktar üzerinden icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, isteği hüküm altına almıştır.
Hükmün, taraflar avukatlarınca temyiz edilmesi üzerine temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla, dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Dava, yanlış ve yersiz olarak ödenen malullük aylığının geri ödenme istemine ilişkindir. Davacıya, 20.2.1973 tarihli işe giriş ve 9.5.1980 günlü talebi nazara alınarak yasanın aradığı koşulları yerine getirdiğinden, 9.5.1980 tarihinden itibaren malullük aylığı bağlandığı ve ödemenin 1.7.1984 tarihine kadar devam ettiği, malullük aylığı bağlanırken dosya arasında mevcut olmayan sonradan saptanan 955-961 tarihleri arasındaki çalışmaların varlığının tespiti üzerine, davalının 506 sayılı Yasanın 54. maddesinin öngördüğü koşullara sahip olmadığının belirlenmesi üzerine malullük aylığının kesildiği, davalının kesilme işleminin iptali için açmış olduğu davanın reddedildiği, uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık Kurumun 4 yıl süre ile yanlış ödediği malullük aylığını, geri alıp almayacağı, başka bir anlatımla, davalının, malullük aylığı bağlanırken Kurumu yanıltıp yanıltmadığı, giderek kötü niyetli olup olmadığı noktasından toplanmaktadır.
Gerçekten, davalı 506 sayılı Yasanın 53. madde anlamında malül sayıldığından kuruma 54. madde gereğince malullük aylığı bağlanması için başvurmuş, kurumca yapılan inceleme sonucu, yasanın aradığı koşullara sahip olduğundan 1.8.1980 tarihinden geçerli olmak üzere, malullük aylığı bağlanmış ve 4 yıl süreyle ödenmiştir. Davalının malullük aylığı bağlanması işleminde Kurumu yanılttığı, kötü niyetli olduğu söylenemez. Zira, eğitim düzeyi sınırlı ve belirli yaşa gelmiş sigortalıdan, 25 yıl öncesine ait çalışmalarını hatırlayıp buna göre, 54. maddenin öngördüğü koşullara sahip olup olmadığının matematiksel olarak hesabını yapmasının istenmesi, hayatın olağan akışına ve yaşam deneyimlerine uygun düşmeyeceği ortadadır. Esasen, anılan görev sigortalı ile ilgili tüm bilgi ve belgeleri elinde bulunduran davacı kuruma aittir. Kurum Anayasadan kaynaklanan sosyal güvenlik ödevinin zorunlu sonucu bulunan gerekli araştırma görevini yapmadan malullük aylığı bağlanmış ise, bunun sonucuna katlanması gerektiği, sözgötürmez. Şu duruma göre, davalının iyi niyetli olduğu, durumu bilerek malullük aylığı almadığı, dosya içeriğinden alaşılmaktadır. Kaldı ki, iyi niyet asıldır ve davacı Kurum davalının kötüniyetli olduğunu iddia ve kanıtlamış da değildir. Öte yandan, bir çok Yargıtay kararında anlatımını bulduğu üzere, iyi niyetle zenginleşen kimse zenginleşmenin geri verilmemesinden ötürü, zenginleşme hiç olmasaydı bulunacağı durumdan daha kötü duruma düşürülmez. Yaşam deneyimlerine göre, davalı günümüzün koşullarına göre günü gününe ve kıtı kıtına yaşayan kimse olduğunun kabulü gerekir. Bu durumda, özelikle yanlış ödemelerin geri alınması durumunda zenginleşme hiç olmasaydı, davalı bulunacağı durumdan daha kötü duruma düşeceği açık-seçiktir.
Mahkemekce, bu maddi ve hukuki olgular ve özellikle Borçlar Kanununun 63.maddesinin koşullarının olayda oluştuğu gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli, hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 17.12.1991 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy