(506 S. K. m. 60) (1479 S. K. m. Ek. m. 9)
Dava: Davacı, askerlik borçlanmasının son 7 yıllık hizmet süresinden sayılarak davalı Kurum'ca kendisine aylık bağlanması gerektiğinin tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Davacı, askerlik borçlanma süresinin son 7 yıllık hizmet süresinden sayılarak, Sosyal Sigortlar Kurumu'nca kendisine aylık bağlanması gerektiğinin tespitini talep etmiştir. Davada uyuşmazlık, davacının askerlik görevi süresinin Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından sigortalı hizmet olarak değerlendirilmiş bulunmasına karşın, bu sürenin 2829 sayılı Kanun'un 8. maddesinde öngörülen son 7 yıllık fiili hizmet süresi içerisinde sayılıp sayılmayacağından ibaret olup, Mahkemece, 506 sayılı Kanun 'un 60/F ve 1479 sayılı Kanun'un ek 9. maddelerinde yazılı hükümler gözetilmeksizin, istem doğrultusunda karar verilmiştir. Gerçekten anılan maddelerde aynen: "Borçlanılan sürenin karşılığı sigortalının prim ödeme gün sayısına katılır.Bu kanuna göre tespit edilen sigortalılığın başlangıç tarihinden önceki süreler için borçlandırılma halinde, sigortalılığın başlangıç tarihi borçlandırılan gün sayısı kadar geriye götürülür.." kuralı yer alır. Davacının sigortalılığı 1.1.1957 tarihinde başladığına göre, borçlanılan ve sigortalılığın başladığı tarihten önce yerine getirilmiş olan askerlik süresinin sigortalılık başlangıç tarihinden geriye doğru yürütülmesi belirtilen yasa hükmü gereğidir. Tersine bir uygulamada sigortalılığın devam ettiği bir sırada askerlik borçlanması yapıldığı takdirde bir günün hem çalışma, hem de askerlik borçlanması nedeniyle iki gün sayılması gibi bir sonuç doğacaktır. Yasalar özel olarak ve açıkça öngörülmedikçe, bir tür fiili hizmet zammı ya da itibari hizmet uygulamasına benzer durumlar yaratılamıyacağı yönü, tartışma götürmez. Öte yandan, böyle bir uygulamanın, ayrıca 2829 sayılı Kanun'un 8. maddesi hükmünün konulmasındaki amaçla da bağdaşmıyacağı ortadadır. Yasama belgelerinde, sosyal güvenlik kurumlarına tabi olarak geçen hizmetlerin birleştirilmesi hakkında 228 sayılı önceki Kanun'da bulunmayan yeni bir hüküm getirtilerek, sigortalı ve iştirakçilerin sosyal güvenlik kuruluşları arasında muvazaalı geçişleri önlemek zorunluluğu duyulduğu açılanmıştır.
Mahkemece, yukarıda açıklanan maddi ve hukuksal olgular gözönünde tutularak davanın reddedilmesi gerekirken kabulü yolunda hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 22.10.1991 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy