(506 S. K. m. 79)
Dava ve Karar: Davacı, davalı Bakanlığa bağlı işyerinde 1964 yılı Nisan ayında3 gün sureyle işçi olarak geçen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar vermiştir. Hükmün, davacı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi S. Memluk tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi Kararı
Davacı, davalı işveren Bakanlığa ait işyerinde 1964 yılı Nisan ayında geçen ve fakat diğer davalı Kuruma bildirilmemiş bulunan 3 günlük çalışmasının, sigortalı hizmet olduğunun tespitini istemiştir. Mahkemece, hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içerisinde bulunan bilgi ve belgelerden, özellikle de isim ve soyadının karşısındaki imzanın davacıya ait olduğu uzman bilirkişi aracılığı ile yaptırılan imza incelemesi sonucu anlaşılan ücret tediye bordrosu aslı ile puantaj cetveli ve hizmet belgesinden açıkça anlaşıldığı üzere, olayda, davalı işveren idarenin işyeri kayıtlarının usulüne uygun olarak düzenlendiği davacıya ait ücret bordrolarını tuttuğu ve ödenen bu ücretlerden sigorta primlerini de kestiği tartışmasızdır. Öbür yandan, davacının iş ve sosyal sigorta mevzuatının öngördüğü sigorta hak ve yükümlülüklerini yerine getirdiği dosyadaki bilgi ve belgelerden açıkça anlaşılmaktadır. Bu durumda, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 79/8. maddesinde öngörülen yönetmelikle tespit edilen belgelerin işveren tarafından düzenlenmediği söylenemez. Giderek, anılan belgelerin gerçeği yansıtmadığı, sahte olduğu iddia ve ispat edilmiş de değildir. Esasen, bu işyerinin resmi bir kurum olması nedeniyle davacıyla ilgili bu belgelerin düzenlenmesi yönünden muvazaadan söz edilemeyeceği de açıktır. Ne var ki, söz konusu belgelerin ve kesilen primlerin, bilgisizlik, kayıtsızlık ve muhasebe hatası sonucu Kuruma intikal ettirilmemiş ve böylece Kurum kayıtlarında gözükmemiş bulunması da mümkündür. Bundan başka, davalı Kurumun, denetlemeye yetkili elemanları eliyle yasa ve tüzük hükümleri gereğince işyeri ve kayıtlar üzerinde belirli zamanlarda yapmakta oldukları denetlemeler aracılığı ile gördükleri yasal noksanlıkları, bildirme, örneği, işverenlerin yükümlülüklerini Anayasa'dan kaynaklanan sosyal güvenlik ödevinin bir sonucu olarak, yasaya uygun olarak yapmaları konusunda, işveren idareyi uyarma görevini yerine getirmediği de açık seçiktir. Hal böyle olunca, 506 sayılı Kanunun 79/8. maddesindeki hak düşürücü sürenin bu davada uygulama olanağının olmadığı da ortadadır. Tersinin kabulü ise, Kuruma, kendi kusurundan ve işveren idareye de ihmal ve kayıtsızlığından yararlanma olanağını tanımak ve bunun hukuksal sonuçlarını da sigortalıya yüklemek olur ki, buna ne yasaca ve nede hukukça olanak yoktur.
Bu durumda mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki olgular nazara alınmak suretiyle dosya içeriğinde yer alan tüm bilgi ve belgelerle tanık beyanlarından kanıtlanmış bulunduğu anlaşılan istemin aynen kabulüne karar verilmek gerekirken, yazılı düşüncelerle davanın hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmiş bulunması usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli, hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy