(506 S. K. m. 2, 26)
Dava: Davacı iş kazasında ölen sigortalı işçinin hak sahiplerine yapılan harcamalar üzerine uğranılan Kurum zararın rücuan ödetilmesini istemiştir.
Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm, davacı avukat tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre, davacı Kurum'un aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Davanın yasal dayanağını oluşturulan 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 26. maddesi uyarınca zararlandırıcı sigorta olayının meydana gelmesinden işveren ve üçüncü kişilerin sorumlulukları ancak anılan maddede öngörülen ilkeler doğrultusunda saptanacak kusurlar oranında söz konusudur. Bu yönün ise, konuda uzman kişilere o çevrede yaptırılacak bir inceleme sonucu belirleneceği açıktır.
Diğer taraftan, davada hükmü dayanarak alınan kusur bilirkişi raporunda davalı işveren şirket ile onun temsilcisi durumunda bulunan davalı Ergün'ün birlikte % 50 oranında, üçüncü kişi durumundaki davalı İbrahim'in % 25 oranında ve kazada ölen sigortalı Salih'in % 15 oranında kusurlu bulundukları ve % 10 oranında da kaçınılmazlık olgusunun varolduğu öngörülmüş bulunmaktadır.
Dosya içeriğinde yer alan bilgi ve belgelerle, olayın belirlenen oluş tarzına nazaran, olay günü davalı işveren şirket tarafından yapımı üstlenilen kanalizasyon künklerinin döşenmesi amacıyla yapılan kanal kazası sırasında bir metre eninde, üç metre boyunda ve iki buçuk metre derinliğindeki kazılmış kanala, künük döşemek ve yerleştirmek üzür inen sigortalı Salih'in aniden göçen toprak altında havasız kalma suretiyle asfiksi sonucu öldüğü ve iş kazasının oluş şeklinin bundan ibaret bulunduğu anlaşılmaktadır.
Öbür yandan, kanaldan harfiyatın ekskavatör aracılığı ile gerçekleştirildiği, yine kazanın, yukarıda aşağıya doğru ve toprağın dayanıklılığı ve kazanın derinliği ile orantılı biçimde bir şev yapılmak suretiyle değilde, kasine dik olarak yapıldığı, yine yapı işleri tüzüğü hükümlerine göre 150 cm.'den daha derin ve şevsiz yapılan kazılarda iksa yapılması zorunlu olduğu halde bunun da yapılmadığı, işin niteliği itibariyle işveren tarafından işçi sağlığı ve iş güvenliği mevzuatının öngördüğü tüm önlemlerin alınması ve alınan bu önlemlerin devamlı olarak bir teknik sorumlu marifetiyle izlenmesi kazılan her bölümün periyodik biçimde her gün en az bir defa kontrol edilmesi gerektiği halde bunlara uyulmadığı saptanmış bulunmaktadır.
Böyle olunca da sözü edilen önlemlerin alınmaması ve hele hele iksa yapılmamış bulunması halinde, kazı yerindeki toprağın çökeceği gerçek ve tabidir. Bu halde olayda herhangi bir şekilde kaçınılmazlığın kabul edilmeyeceği ve hatta düşünülemeyeceği açıktır. Ayrıcı iksa ve şev yapmayan, saylan önlemleri almayan ve uygulamaya koymayan işveren de baskın kusurunun bulunduğu, böylece işverene izafe idelen % 50 oranındaki kusurun derecesinde ve dağılımında isabet bulunmadığı da tartışmasızdır.
Mahkemece, öncelikle açıklanan maddi ve hukuki olgular doğrultusunda davalı iş veren şirket ile onun temsilcisi durumundaki davalı Ergün'ün zaralandırıcı sigorta olayında gerçek kusur durumlarının ve oranını ne olduğu uzman kişilerden oluşturulacak yeni bir bilirkişi kurulu incelemesi ile saptanmalı ve oluşacak sonuca göre karar verilmelidir. Bu doğrultuda bir saptamayı içermeyen ve davalılar işveren şirket ile temsilcisini baskın oranda kusurlu saymayan ve olayda kabulü mümkün görülmeyen kaçınılmazlık olgusuna yer veren bilirkişi raporuna dayanılarak yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş bulunması usul ve kanuna aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı Kurum'un bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), 23.3.1995 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy