(506 S. K. m. 26) (1475 S. K. m. 1) (1136 S. K. m. 169)
Dava: Davacı, iş kazasında malul kalan sigortalı işçi için yapılan harcamalar üzerine uğranılan Kurum zararının rücuan ödetilmesi, diğer davacı Adil ise 10.000.000 TL. maddi, 20.000.000 TL. manevi tazminatın tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, Sosyal Sigortalar Kurumu yönünden isteğin kısmen kabulüne, diğer davacı Adil yönünden davanın reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacılar ve davalılardan B..... Madencilik Koll. Şti. ve Zülfikar avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: 1- Davacı Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından davalılar Şükrü, B..... Madencilik Koll. Şirketi, Hamit ve İsmail hakkında açılan davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 26. maddesidir. Bu madde gereğince davalıların rücu alacağından sorumlulukları maddede öngörülen koşulların gerçekleşmesi halinde mümkündür. Hükmü esas kılınan 26.11.1993 tarihli kusur raporunda, zararlandırıcı sigorta olayının vukuunda davalılardan ocak çavuşu Şükrü'ye % 25, sigortalıya % 25 oranında kusur verilmiş; % 50 oranında da kaçınılmazlığın etken olduğu öngörülmüştür. Zararlandırıcı sigorta olayı; kömür ocağında kazı vardiyası sırasında, kazmacı sigortalının dinlenme anında 3,5 m. ötede dururken, tavandan 20 kg.lık bir kil paçasının düşmesi biçiminde vukuu bulmuştur. Kömür kazısı yapılan bacada birkaç gündür tahkimat yapılmayarak 10 m.'ye yakın kısmının tahkimatsız bırakıldığı, damara üzerinden tavan taşının altındaki kalınlığı 30 cm'ye kadar artan yalancı tavan kilinin düşürülmediği, tahkimat ve kavlak kontrolünün kazı ekibinin insifiyatine bırakıldığı dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Bu durumda, ocak idaresince malzeme bulundurulması yeterli olmayıp usta tahkimat ekibi teşekkül ettirilmemesi, denetim mekanizmasının yetersiz bulunduğunun anlaşılması karşısında belirtilen nedenlerle davalılardan işveren sıfatını haiz bulunanlara da münasip oranda kusur verilmelidir. Öte yandan, ocak çavuşu Şükrü dışındaki davalılardan sigortalı arasındaki hukuki ilişkinin niteliği özellikle B..... Madencilik Kolektif Şirketi ile Hamit ve İsmail arasında asıl işveren, taşeron ilişkisi bulunup bulunmadığı yöntemince araştırılmalıdır. Bundan sonra işçi sağlığı ve iş güvenliği konularında uzman bilirkişi heyeti marifetiyle yukarıda öngörülen esaslar ve saptanacak olgular da göz önünde tutulmak suretiyle kusur oran ve aidiyet konusunda yeniden kusur incelemesi yaptırılıp değerlendirilerek sonucuna göre hüküm verilmelidir.
2- Kabule göre de; 506 sayılı Kanunun 26. maddesi hükmü çerçevesinde işverenin sorumluluğu, ancak maddede sayılan belli eylem ve davranışlarla sınırlı olup, bunlar işverenin kandı işverenin işçilerin sağlığını koruma güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi ile işverenin suç sayılır eyleminden ibaret bulunmasına rağmen davalılardan çavuş Şükrü'nün kusurundan davalı şirketin istihdam eden sıfatıyla sorumlu tutulması keza yerinde değildir.
3- Sigortalı Adil tarafından; B..... Kolektif Şirketi, Mehmet, Zülfikar, Hamit aleyhine açılan maddi ve manevi tazminat davasının incelenmesine gelince;
Sigortalı Adil'in manevi tazminat istemi yönünden; zararı husuli getiren işyeri tehlikesinden işveren, kanun gereğince sorumlu olup tüm kusurun sigortalıda bulunmaması koşuluyla işveren kusurlu bulunması bile manevi zarardan sorumlu tutulmalıdır. Ancak, hükmolunacak manevi tazminattan bu nedenle hakkaniyetin gerektiği ölçüde indirim yapılması gereği göz önünde bulundurulmalıdır. Giderek kusur durumu yanında tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile sigortalıda oluşan beden gücü kaybı oranı da nazara alınmalıdır.
Sigortalı tarafından işveren aleyhine açılan iş görmezlik tazminatı davasında da; işveren aynı şekilde işyeri tehlikelerinin gerçekleşmesinden doğan zarardan ötürü işçisine karşı sorumludur. Ne var ki, sigortalının kusurundan sorumlu olacağı gibi, zararlandırıcı olayın yabancı etkenler sonucu olması halinde hakkaniyetin gerektiği ölçüde indirim yapılması gerekir Giderek zararlandırıcı olayın çalıştırdığı adamın eylemi sonucu olması halinde de yine işveren maddi ve manevi tazminattan sorumludur. Öte yandan, taşeronun çalıştırdığı işçini uğradığı maddi ve manevi zarardan asıl işverenin de İş Kanununun 1. maddesi hükmüne göre sorumlu olduğu esası da göz önünde tutulmalıdır.
Mahkemece yukarıda öngörülen esaslar çerçevesinde ve yaptırılacak kusur incelemesi soncuna göre birleştiren tazminat davası hakkında hüküm tesisi gerekirken yazılı gerekçelerle ve eksik inceleme ile istemin reddi yolunda karar verilmesi yerinde değildir.
4- Kurum'un rücu alacağının tavanın teşkil eden miktarın giderek maddi tazminat miktarının belirlenmesinde;
a) Sigortalının bilinen aktif dönem zararının tespitinde rapor tarihinden sonra ancak hüküm tarihinden önce yürürlüğe giren 1.8.1993 tarihli asgari ücret artışının göz önünde bulundurulmaması isabetsizdir.
b) Sigortalı yeraltı işçisi olsa dahi, aktif dönem zararının 60 yaşı ikmal ettiği tarihe göre belirlenmesi giderek 50 yaşın ikmalinden itibaren yer üstünde asgari ücretle çalışacağının kabulü gerekirken bu sürenin 50 yaşla sınırlı tutulması yerinde değildir.
c) Bilinmeyen dönemde artırım ve iskontolama işleminin yıllara göre yapılması gerekirken artırım katsayı, iskontolamanın ortalama yöntemiyle yapılması keza hatalıdır.
Giderek sigortalı tarafından açılıp ana dosya ile birleştirilen iş görmezlik tazminatı davası yönünden saptanacak maddi zarardan karar tarihi itibariyle sigortalıya Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından bağlanan tüm gelir peşin değeri indirilmek suretiyle karşılanmamış maddi tazminat miktarı belirlenmelidir.
5- Kabule göre de; gerek ana dosya, gerekse birleştirilen dava dosyası bakımından aynı müddeabihin dayanışmalı sorumluluk esasına göre talep edilmesi karşısında reddedilen miktar yönünden avukatla temsil olunan davalılar lehine tek avukatlık parasına hükmolunması gerekirken yazılı biçimde ayrı ayrı avukatlık parasına hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, temyiz edenlerin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), bozmanın niteliğine göre sair hususların incelenmesine şimdilik yer olmadığına ve temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 25.04.1995 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy